Türban kararı Anayasa’ya aykırı mıydı?

Haberin Devamı

AKP’ye yakın araştırma kuruluşlarının yaptığı anketlerde bile halk Anayasa Mahkemesi’ni en güvenilen kurumlar arasında sayıyor. Aylardır yapılan ve çoğu kez hakarete varan yayınlardan sonra hâlâ bu sonucun çıkması toplumun dikkatini, -her şeye rağmen- doğru değerlendirme yaptığını gösteriyor.

Bu nedenle, aynı anketlerde kendi seçmeninin bile “AKP’nin politikalarını değiştirmesi gerektiğini belirtmesi” küçümsenmeyecek bir uyarıdır. Ortaya kararsızları, rejim için endişe duyanları, geçmişte diğer iktidarları olduğu gibi bu iktidarı da “yanlış yolda” bulanları toplayacak güçlü bir alternatif çıktığı anda bugünkü gibi “halk bizi her şeyimizle seviyor, aynı yolda yürüyeceğiz” rahatlığında olamayacaklar çünkü...

Ve o alternatif de her an çıkabilir.

***

AKP medyası denilen medya kesiminde hukuk açısından o kadar yanlış değerlendirmeler yapanlar var ki bunu anlamak için hukukçu olmaya bile gerek yok. Ama ben konuları size tüm detaylarıyla anlatmak, böyle yanılgıları önlemek için TV programlarımda ve yazılarımda sık sık konusunda en iyi uzman olan Anayasa hukukçularının görüşünü alıyorum. Bu hukukçulardan biri (artık iyi tanıyorsunuz) Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Anayasa Hukuku öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Ekrem Ali Akartürk’tür.

DEMOKRASİDE PARTİ KAPATILIR MI?

Özellikle “parti yasaklamaları” konusunda Avrupa ülkeleri hukukunu da çok iyi bilen, Türkiye ile diğer ülke hukuklarını ve bu yasaklamaları karşılaştırmalı olarak önce 2002’de “doktora tezi” olarak veren Ekrem Ali Akartürk şimdi bu önemli araştırma ve bilgileri güncelleyerek “Türk Hukukunda Siyasal Parti Yasakları, İki Ucu Keskin Bıçak: Demokrasilerde Partiler Kapatılabilir mi” isimli bir kitapta topladı.

Hukuk bilmeden ve kimseye danışmadan yanlış ve taraflı bilgileri halka doğruymuş gibi bilgiç edalarla anlatanların en azından mesleki sorumluluk açısından mutlaka okumaları gereken bir kitap.

Okudukları zaman jüristokrasi, Kopenhag, Venedik Kriterleri diye ahkâm kesmeden, AYM’ye bile akıl vermeye kalkmadan önce neleri bilmeleri gerektiğini görecekler.

UYDUR, UYDUR İPE DİZ!

Mesela iktidara yakın bir isme ait gazetenin, her zaman bu tür yazılar bulunan bir “köşe”sinde Anayasa Mahkemesi’nin “türban kararının iptalinin Anayasa’ya, demokrasiye, cumhuriyete aykırı olduğu” yazılmıştı.

Anayasa’ya aykırı olmasının nedeni AYM’nin sadece biçim denetimi yapabileceği, içeriğe bakamayacağı, bu nedenle suç işlediği, demokrasiye aykırı olma nedeni demokrasinin bir hak ve özgürlükler rejimi olduğu, oysa AYM’nin üniversiteyi kazanan türbanlı kızların eğitim ve dilediğince yaşama hakkını elinden aldığı, cumhuriyete aykırı olma nedeni ise yasama-yürütme-yargının Kuvvetler Ayrılığı ilkesi yani AYM’nin yasamanın yetki alanına müdahalesi olarak gösteriliyordu.

Akartürk sorumu duyunca “Her şeye aykırı ama demek ki bir tek Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne aykırı bulmamış. Türban kararı yeterince net anlaşılamadı, AYM ‘9’a 2 ile’ yani net çoğunlukla bu kararı verdi” diyerek başladı.

Devamını yarın anlatacağım.

*****

Vicdansızların cezası nedir?

Bu iki dehşet verici haberi gazeteden kesip almışım, günlerdir gözümün önünde duruyorlar. Yazmazsam kendi vicdanımın da beni rahatsız etmesinden kurtulamayacağım.

Birincisi durup dururken, “sokakta kendi kendine söylenen” 22 yaşındaki aslan gibi bir genci Cem İnci’yi öldüren polis memurunun haberi... Sebepsiz yere genci silahıyla ağır yaraladıktan sonra Cem İnci yerde can çekişirken annesini ve arkadaşlarını yanına yaklaştırmayan, ambulansı arayacağına arkadaşlarını arayarak kalabalık bir polis ekibini olay yerine toplayan ve yaraladığı gencin hastaneye götürülmesini de başında silahla bekleyerek önleyen, böylece ölümüne neden olan bir polis bu...

Ölen gencin annesi ve babası kanlı gözyaşları döküyor, yaşadıkları olayın etkisinden kendilerini kurtaramıyorlar.

Baba Zihni İnci -polisle ilgili olaylarda sık sık görüldüğü gibi- gerçeğin gizlendiğini, kendilerine polisin tek el ateş ettiği şeklinde bilgi verildiğini, oysa oğlunun karnında 3 kurşun yarası olduğunu söylemiş.

Şimdi vatandaş olarak, her şeyden önce insan olarak bu katile ve katil olduğunu bilerek ona yardım eden arkadaşlarına ne ceza verileceğini merak etmez misiniz?

Yoksa yine “Bana hakaret etti” diyecek ve bu da hafifletici neden mi sayılacak?

Gencecik insanların, ailelerin hayatını söndüren cinayetlerde “hafifletici neden” mi olur?

Bu ve benzeri “polisle ilgili ciddi suçlar”, hele burada olduğu gibi kalabalık polis gruplarının koruması da görülüyorsa, toplumun polise olan güvenini sarsmıyor, yok ediyor!

Biz polisimize de güvenemeyeceksek, onun KİM söz konusu OLURSA OLSUN “suçlunun değil, mağdurun yanında olacağından” şüphe duyacaksak kime güvenebiliriz ki?

Kime güveneceğiz soruyorum, İçişleri Bakanı ve Emniyet Müdürü çıkıp söylesinler, kime?

***

Bir de Samsun’da 3 aylık, 1,5 yaşında ve 2,5 yaşındaki 3 bebeği iç çamaşırlarıyla sokağa atan anne ve baba... “İşsiz oldukları için bakamadıklarını” söylemiş vicdansız ikili... İşsizken çocuk yapmayı beceriyor ama doyurmayı beceremiyorlar. Yalan... İnsan dilenir yine de çocuğunu sokağa atmaz. 3 aylık bebeği anne sütüyle de mi doyuramadılar?

Canavardan farksız insanlar bunlar... O üç bebek tamamen şans eseri kurtulmuşlar, başlarına her şey gelebilirdi.

Şimdi sıkı durun 3 çocuk yeniden bu sorumsuz anne babaya teslim edilmiş ve onlar da tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmış.

Buna adalet mi diyeceğiz şimdi? Bu ülkede adaletin olduğuna inanarak huzur mu duyacağız? Gitsinler de Avrupa ülkelerine bir baksınlar, böyle durumlarda ne yapılıyor, acaba o anne baba bir daha çocukları görebiliyor mu?

İşte bu yüzden biz aynı dehşet haberlerini her gün görüyoruz.

DİĞER YENİ YAZILAR