Biliyorsunuz 2009’a girerken yazdığım ilk yazılardan biri bu soruyu içeriyordu; yeni yılda cevabını beklediğim soru olarak “Yasama (meclis), yürütme (hükümet), cumhurbaşkanlığı, yargı, YÖK (üniversiteler) başta olmak üzere devletin tüm makamlarını, kurumlarını ele geçirmiş bir siyasi güç, örneğin rejimi değiştirmeye varacak eylemleri yürürlüğe koyarsa onları kim, hangi sivil güç durduracak” demiştim.
Tekrarlıyorum: Adli Tıp Kurumu’nda bile “istedikleri sonuçları elde etmek üzere” kadroları değiştiren (ki bu Üzmez olayında aynen yapılmıştır) bir iktidar, geride kalan ve tepki gösterebilecek herkesi de farklı yöntemlerle susturur, sindirir, önünde tek bir engel bırakmazsa onu kim durduracak?
Öyle ya, anayasalar ve anayasa mahkemeleri aslında devleti ve rejimi öncelikle “iktidarların, meclislerin yapacağı yanlışlardan korumak için” vardır ama onlara da el atılmış durumda... Yüksek mahkemeler dışında kalan yerel mahkemelerin, yargıç ve savcıların nasıl Adalet Bakanlığı baskısı altında tutulduğunu ise sık sık tekrarlıyoruz.
Zaten bu baskı nedeniyledir ki gerçekleri dile getiren deneyimli hukukçular, örneğin YARSAV Bşk. Ömer Faruk Eminağaoğlu Adalet Bakanı Şahin’in fena halde tepkisini çekmiş ve ona “Sanki YARSAV değil YARSAP Başkanı” gibi anlamsız ve haksız bir saldırıya geçmesine neden olmuştur. Demokratik-özgür bir ülkede, konuşmak Yargıç ve Savcılar Birliği Başkanı’nın en doğal hakkıdır ama Bakan bunu bile kabullenemiyor. Neden? Yargıya yapılan siyasi baskıyı kimsenin anlatmaması, Ergenekon olayını da “savcılar yerine polisin yürüttüğü” nün ve bunun kabul edilemez olduğunun duyurulmaması mı gerekiyor?
YÖK’ÜN İŞGALİ...
Son olarak 5 YÖK (Yüksek Öğretim Kurulu) üyesi 2008 yılını değerlendirirken YÖK’le ilgili gerçeği ortaya koymuşlar. Diyorlar ki:
“Anayasa’da YÖK üyelerinin Cumhurbaşkanlığı, Bakanlar Kurulu ve Üniversiteler Arası Kurul (ÜAK) olmak üzere üç kontenjandan seçilmesi öngörülerek konulara yaklaşımda bir denge kurulması amaçlanmıştır. Oysa 2007’den başlayarak yapılan atamalarda çoğunluğun siyasal iktidarla aynı görüşü paylaşan kişilerden oluştuğu görülmektedir.
Son dönemde çok sayıda devlet ve vakıf üniversitesi kurulması yakın gelecekte ÜAK kontenjanından seçilecek üyelerin de aynı doğrultuda olmasına yol açacaktır.”
Bu kadrolaşmanın YÖK Genel Kurulu ile sınırlı kalmayıp idari ve denetim kademelerine de başka kurumlardan atama yapılarak pekiştirildiğine... Sağlık ve Milli Eğitim Bakanlarının YÖK Genel Kurulu yetkisindeki konularda “YÖK kararı beklemeden” açıklama yapmasının YÖK Başkanı’nın da “Genel Kurul yetkisindeki” konularda karar alınmış gibi demeçler vermesinin YÖK-Hükümet ilişkisini ortaya koyduğuna da yine aynı açıklamada dikkat çekiliyor.
Şimdi ben birinci paragraftaki ve o yazımdaki soruyu tekrarlıyorum; kim durduracak?
Oldukça geç oldu aslında ama yine de düşünseniz diyorum, hiç değilse çok geç olmadan!
Halk Ergenekon bunalımında!
Milleti nihayet serseme çevirdiler, insanlar mutsuz, şaşkın ve bunalımda... Yerden göğe de haklılar, şu “tek günü sorunsuz, skandalsız geçmeyen” memlekete bakın: ortada bir “darbe yapacaklardı” iddiası ve dolanmış yün yumağına benzer halde bir karmaşa var...
Başbakan ve partisinin milletvekilleri ile birkaç iktidar yandaşı gazete olayları konuya müdahil savcılardan, avukatlardan bile önce haber alıp açıklama yapıyorlar, kitaplar, yazılar yazıyorlar ve sonra Başbakan ile Adalet Bakanı “ana muhalefetten yavru (!) muhalefete, medyadan tepki gösteren hukukçulara kadar” veryansın ediyorlar... Neymiş “yargı bunun için var”mış, “yargı rahat bırakılmalı”ymış.
Önce siz rahat bırakın demek lazım yine, madem ki “yargı bunun için var” yargı susarken siz neden işi gücü, ekonomiyi, yolsuzluğu, dış politikayı bırakıp her dakika Ergenekon açıklaması yapıyorsunuz?
Gizli olması gereken ve yasalara göre deşifre edilmesi, kayıt cihazlarıyla izlenmesi, izletilmesi yasak olan soruşturmanın her safhası neden ortada?
Size verilen “belli şahıslar ve gazeteciler bütün bilgileri, gözaltı listelerini önceden nasıl biliyorlardı” soru önergelerini cevaplayacağınıza neden her kesimle kavga etmektesiniz?
Akli durumu, tanıklık yapmasının mümkün olup olmadığı bilinmeyen ve “Türkiye’den intikam alacağım, bu avantajı sonuna kadar kullanacağım” diyen Tuncay Güney isimli şahsın 2001 yılındaki (ve önceden kitap olmuş) konuşması neden şu anda ortaya çıkarıldı, o kadar önemliyse neden bugüne kadar beklendi? Bu bandı medyaya kim sızdırdı? Konuşmayı o kadar sevdiklerine göre bari bu soruları cevaplasalar da öğrensek.
Son yıllarda ABD’nin Ortadoğu ülkelerindeki oyunlarını anlatan çok sayıda film yapılmış ve biz de izlemiş olmasak görüntüde inandırıcı malzeme var. Ama maalesef artık hiç kimse görünüşe aldanmıyor, aldanamıyor.
Ne kadar çok kroki, ne kadar çok gıcır gıcır silah, bomba, çıksa da “Acaba” sorusu hep orada duruyor.
Bu dava ve operasyonlar seçime kadar (ve belki sonra da sonsuza kadar) hızla süreceğine göre de hep duracak!
İbrahim Şahin hasta mı, sağlam mı?
Ergenekon olayı “James Tuncay Bond” ile tutuklu İbrahim Şahin üzerinden yürüyor malum. Bond Tuncay Güney’in akli durumu üzerinize afiyet görünüyor da Şahin’i tam olarak anlayamadık.
Kendisinin Susurluk nedeniyle tutukluluğunun sona erdirilmesi “hafızasını yitirdiği” söylenerek olmuştu. Oysa Ankara’nın ünlü avukatlarından Şevket Çizmeli aldığı bilgilere göre Şahin’in beynine takılan bir aletle “hatırlayabildiğini” söylüyor.
Avukatları ve birçok kişi tarafından bilinen bir durummuş. O zaman şu soru geliyor;
Neden bugüne kadar öncelikle Susurluk olayından gelen tutukluluğu yeniden sağlanmadı? (Hastalık süreklilik göstermiyorsa tutukluluğa engel yok...)
Neden bugüne kadar serbestti?
Şu anda bir alet yardımıyla konuşabilen birinin birçok ismi dile getirmesi, olaylara yön vermesi hukuken ne derece kabul edilebilir?
Bir soru daha (acabalar bitmiyor ki):
“Şahin’in en önemli itirafı ‘generallerin onu müsteşar yapma teklifi’ idi” deniyor. Hafızası gidip gelen, sağlıklı düşünemeyen bir adam, üstelik müsteşar olması için Başbakan ve Cumhurbaşkanı’nın onayı gerekirken generaller tarafından nasıl müsteşar yapılabilirdi ki? Allah aşkına biri de bunu açıklasın.
Yeter yahu, bıktık saçma sapan düzmece haberlerden!

