TRUMAN SHOW'da gibiyiz!

Görenler Jim Carrey'nin "Truman Show" filmini hatırlarlar. Doğumundan itibaren figüranlarla dolu bir kasabada, belli bir senaryo ile kurgulanmış bir hayat yaşayan ve her anı gizli kameralarla dünyaya "reality show" olarak izletilen Truman'ın hikayesiydi film

Haberin Devamı

Görenler Jim Carrey'nin "Truman Show" filmini hatırlarlar. Doğumundan itibaren figüranlarla dolu bir kasabada, belli bir senaryo ile kurgulanmış bir hayat yaşayan ve her anı gizli kameralarla dünyaya "reality show" olarak izletilen Truman'ın hikayesiydi film.

Ve Truman bir gün olayı fark ediveriyordu...

Bazen kendimi aynen Truman gibi hissediyorum. Diğer ülkelerde de zaman zaman siyasi olarak bazı olayların saptırıldığı, belli politikaların (özellikle dış politika) vatandaşlara farklı şekilde yutturulduğu oluyor ama Türkiye'de her konuda bir "Truman Show" içindeyiz. Sanki gerçek hiçbir şey yok, söylenen veya yapılan her şey bir kurguya dayanıyor.

Siyasetçi her gerçeği saptırarak, halkı aldatarak yansıtıyor. En açık seçik durumda bile "yalan üzerine kurulu" bir çıkış yolu buluyor. En ciddi olaylar ört bas ediliyor, suçlular ufak bir manevrayla "suçsuz" oluyor, her alanda yalanların ardı arkası kesilmiyor.

Bir tek değer var hiç değişmeyen; menfaat!

Son olaylardan birkaçını alalım:

Devlet Bakanı (Kadın ve Aileden Sorumlu) Nimet Çubukçu "Çocuk Esirgeme Kurumu'ndan koruma altındaki çocukların değil, suçlu çocukların kaçtığını" söyleyerek eklemiş;

"En çok da fuhuş yapan kızlar"... Sonra da "Bunları birbirine karıştırmayın" demiş. İşte bu açıklamayı yaptığında ve "fuhuş yapan kızlar" tanımını kullandığında olayın içinden kolayca sıynlıvereceğini, sorumluluktan kurtulacağını biliyor.

Artık hiç kimse 2-3 yaşında çocukların da kaybolduğunu, Valiliğin bunu Emniyet'e bildirdiğini, ayrıca Kurum'un çatısı altına giren herkesin korunmasından devletin sorumlu olduğunu araştırmayacak.

Bu çocuklara görevliler tarafından mı zarar verilmiştir, o kurumun sorumlu müdürü/müdürleri 30-40 çocuk arka arkaya yok olurken nerededir kimse sormayacak.

Kurumların başına müdür olarak neden uzmanlıkla ilgili olmayan isimlerin ve hatta imamların getirildiğinin hesabı asla sorulmayacak.

Aynı anlayışla Göztepe'deki hastanede "yeni doğan 4 bebeğin 2 günde ölmesi" olayını da "O bebekler zaten hasta doğmuştu, hastanenin hiçbir sorumluluğu yok" şeklinde açıklayabilirsiniz. Olay kapanır gider. İkiz bebeklerini bir anda kaybeden anne babanın gözyaşlarının, 9 aylık bekleyişlerinin, evlat sevgilerinin hiç bir önemi kalmaz. - DEVAM EDECEK -

Reklamla olmazsa neyle olur?
Tam bir kez daha Yavuz Semerci'nin "şiddet içeren dizi ve filmlere reklâm verilmemesi" için reklâm verenlere yaptığı çağrıdan söz edecektim ki... Daha doğrusu yazıyı da yazmıştım ki Mehmet Yılmaz'ın aynı konuda "tam aksi yöndeki" yazısını gördüm.

Ben "Aman reklâm verenler alanı genişleterek içine 'seviyesiz, kavgalı, küfürlü, kurgu aşklı programları da alsınlar" önerisini tekrarlayacaktım, o ise "Reklâm verenlerin reklâm güçlerini kullanarak yayın kuruluşlarının tercihlerine müdahale etmeleri ahlâk dışıdır" diyor. Buna gerekçe olarak da "Bugün programın yayından kaldırılmasını isteyenler yarın bir haber veya köşe yazarı için de aynı silâhı kullanmak isterler" i gösteriyor.

Eğer olay "belli bir film veya programa sansür gibi" olsaydı Mehmet Yılmaz çok haklı sayılabilirdi. Ama burada genel bir durum söz konusu. Reklâm veren büyük firmalar "Bu tür hiçbir programa reklâm vermeyeceklerini" önceden bildirecek.

Şiddetle, horoz dövüşüyle, düzeysizlikle aynı dedikodu haberini veya skandalı bin kez vererek "kolay reyting" yolunu seçenlere böylece bir yaptırım gelmiş olacak.

Eğer bu "etik dışı" ise hangi etik çözüm ekranlardaki etik dışı durumu önleyecek onu da söylemek lâzım.

Başka çözüm yok çünkü, varsa lütfen bilenler açıklasın ki bir 15 yıl daha aynı işkenceyi çekmeyelim!

DİĞER YENİ YAZILAR