‘Güzel ama şanssız’ ülkemizde başta hak-hukuk olmak üzere her şey rayından çıkmış görünüyor ve bunun bir tek nedeni var ‘düzgün siyaset yerine popülizm’le iş kotarmak, günü kurtarmak.. Bu ya da başka bir hükümet fark etmez, eğer bir hükümet her eylemini, söylemini, icraatını ‘tribünlerden alkış ya da oy almaya yönelik’ yapıyor, gerçek çözümlere eğilmek yerine seçmen tabanına hoş görünmeyi seçiyorsa ‘çözüm yerine karmaşa’ geldiğinde de şaşırmaması gerekir.
Örneğin; hiçbir eleştiriye, uyarıya kulak asmaz, yaptıklarınızın yanlışlığını “Açılım” konusunda da, “anayasa değişikliği ile yüksek yargıyı kendinize bağlamanız” konusunda da söyleyen muhalefet partilerini bile dışlamak için yollar ararsanız sonunda her iki konu çorbaya dönüp sizin de, ülkenin de başına dert olarak dönebilir, evdeki hesap her zaman çarşıya uymaz.
SUÇU ATMAK NEYİ KURTARIR?
Meclis’in (yani iktidar çoğunluğu) CMK 102’de yaptığı değişiklikle Hizbullahçılar ve birçok başka cinayet sanığının tahliye edilmesi ülkeyi ayağa kaldırdı. Bu bir yana, serbest bırakılan Hizbullah sanıklarının (ki örgüt yöneticileri de aralarında) polise imza vermeye gitmemeleri ve bir başka ülkeye kaçtıklarının tahmin edilmesi üzerine Yargıtay “yeniden tutuklama” kararı çıkardı ama geçmiş olsun. Bu büyük sorunun suçunu ‘çıkarılan yasayı uygulayan Yargıtay’a atmak da çözüm değildir, ancak seçimde halkı “suç bizim değil, Yargıtay’ın” sözleriyle yanıltmaya yarar. Aklı olan da buna inanmaz zaten.
Diyarbakır’da; terör örgütü PKK’nın gizli şehir yapılanması KCK duruşması için yapılan mitingde olaylar çıktı ve BDP’liler “Ya özerklik, ya özerklik” dediler, “iki dil olacak” dediler, “bize oy vermeyen Kürtler de desteklerse zafere daha çabuk ulaşırız” dediler. Hemen arkasından Öcalan “Mart’a kadar Kürt sorununda olumlu adımlar atılmazsa ben çekilirim, seçim süreci olaylı geçer” açıklaması yaptı. Ama çok önemli vurguları vardı.
ÖCALAN GARANTİ İSTİYOR!
“BDP’nin halkı sokağa dökmesi yetmez, korumasını bilmeli. Kandil de hakkını korumakta yetersiz. Devlet görevlileriyle görüşmemiz sürüyor, önemli olan hükümetin tavrı.”
Açalım bunları; hükümet birilerini Öcalan’la anlaşmak üzere görevlendirmiş, görüşüyorlar ama BDP’nin de artık “Kürt sorunu=Özerklik” dediği gibi Öcalan “ya özerk bölge konusunda adım atarsınız ve bu görevliler onun garantisini verirler ya da terörü en kötü şekilde başlatırım” diyor. Ayrıca Kandil’e de bunun işaretini “Diyarbakır’da polisle çıkan çatışmada görevinizi yapamadınız, şiddetten mi kaçıyorsunuz” benzeri bir işaret gönderiyor.
SUSMANIN BEDELİ NE?
Bugüne kadar terör “Kürt sorunu” adı altında sürdürülüyordu, “Açılım”dan sonra açıkça “ya bölgeyi verirsiniz ya da terör” noktasına geldi. Bunun tek sorumlusu da “referanduma giderken Kürt oylarını da almak için, BDP ile Açılım konusunda anlaşmış ve terör sorununu çözmüş” görünmek için “her şeyden önce PKK’nın silah bırakmasını” şart koşmadan alelacele vaatlerde bulunmaya başlayan hükümet değilse kimdir?
O zaman kendilerine “yanlış yapıyorsunuz, sizin söz ettiğiniz açılımın BDP ve PKK’nın açılımı ile ilgisi yok” diyenleri umursamadan referandumdaki oy uğruna ülkeyi bu noktaya getirenler bunun sorumluluğunu kime yükleyecek?
Seçim sonrasında açıklayacaklarını söyledikleri “yeni anayasa”da neler olacağını ‘seçim öncesinde öğrenmek’ toplum için şimdi daha da fazla hak olmuştur. Zira; “Öcalan ve BDP devletle bu görüşmelerden memnun kalıp susarlarsa ne anlamış olacağız” sorusu çok önemlidir!
Siyasetçi kışkırtırsa olacağı budur!
Ülke yöneten insanların aklına gelen her şeyi söylemesi, özellikle ‘birilerine hoş görünmek için başka birilerine karşı kışkırtıcı söylemlerde bulunmaları’ tehlikeli sonuçlar doğurur. Mesela “bakın biz ne kadar muhafazakârız ya da ecdadımıza ne kadar bağlıyız” sonucu çıksın diye başta medya olmak üzere her konuya müdahale edilirse ciddi olaylar çıkabilir.
Dün Başbakan’ın “tıksırıncaya kadar içiyorlar” sözü üzerine “bir sergiye sırf ‘davetliler ellerinde bardakla kapı önüne çıktılar diye’ yapılan saldırı”yı hatırlatmıştım.
Muhteşem Yüzyıl dizisinin daha ilk bölümünde Başbakan Yardımcısı Arınç ortaya atılıp “dizide Osmanlı’ya karşı vahim bir hata yapılmış gibi” yorumlarla konuşup diziyi kesmekten söz etmişti. Bunun üzerine başlayan gergin süreçte “dizinin ve başrol oyuncusu Meryem Uzerli’nin sitelerine saldırılar yapılmaya, siteler kapatılmaya başlanmış. Dizinin senaristi Meral Okay’a ve yapım şirketine ölüm tehditlerine varan hakaret dolu mektupların geldiği de dünkü haberler arasındaydı.
Ne bu yahu? İlkelliğin bu boyutu başka hangi ülkede var acaba? Gerçekten utanç duymamız gereken, insanı isyan ettiren boyuta geldi olay. Siyasetçilerin dikkatli konuşması gerektiğini anlamaları için daha ne lazım? En kısa zamanda diziyle ilgili kişilerin güvenliğini sağlamadıkları takdirde bu rezalet bizim sınırları aşar onu iyi bilsinler!

