Ne büyük bir keyiftir geniş kitleleri yanınıza almak... Ya da sözlerinizle, yazılarınızla tek hamlede binlerce alkış almak. Bazen sırf aykırı olma adına doğrulara karşı çıktığınızda, bazen de toplum çoğunluğunun doğal tepkisini tahmin ederek konuştuğunuzda o alkışı kolayca alıverirsiniz. Üstelik bunu yaparken olayların sonucunu hesaplamak, tarihi bilmek ve ondan ders çıkarmak gibi zorluklarınız da yoktur.
Örneğin "savaşa hayır" gibi bir slogana sarılır ve derin düşüncelere, çalışmalara dalmadan barış yanlılarından veya kendi çıkarı uğruna Türkiye çıkarlarına karşı çıkanlardan bol miktarda takdir alırsınız.
"Bir dakika... Durun, sloganlara aldanmayalım, düşünelim ve uzun vadede başımıza neler gelebileceğini hesaplayalım" diyenler ise yalnız kalırlar genellikle. Sonunda haklı çıkacak olsalar bile tribünler onları alkışlamaz. Çünkü bu hesapların sonunda bazen "alınacak büyük riskler" söz konusudur. Oysa tarihte birçok başarılı devlet adamı da risk almayanların başarıyı hayal etmeye hakkı olmadığını söylemiştir.
Türkiye'de maaşallah tribünlere oynayanların sayısı oldukça kalabalık.
Irak savaşında ABD askerlerinin Türkiye'den Kuzey Irak'a girmesine imkan tanıyacak, aynı zamanda Irak'ta istediğimiz sayıda Türk askeri bulundurmamızı sağlayacak ikinci tezkere Meclis'e gelmeden önce de en kolay şey "savaşa hayır" demekti, şu anda da öyle.
"Kendi köşemizde oturalım, bizim başlatmadığımız bir savaşa katılmayalım." Tek açıdan baktığınızda doğru da görünüyor. Ama tek açıdan bakmak doğru mu, buna hakkımız var mı asıl soru bu.
Avrupa bizi kurtarır mı?
İkinci tezkere Meclis'te reddedildiğinde Avrupa bunu "gelişmiş bir demokrasi göstergesi" saydı diye böbürlenen siyasetçilerimiz, yazarlarımız oldu. Peki Türk askerlerinin kafasına çuval geçirildiğinde Avrupa ne yaptı? Türkiye ile ABD arasında savaş nedeni olabilecek başka olaylar çıksa ne yapabilecek? Avrupa da Amerika'ya savaş mı açacak, yoksa oturup izleyecek mi? Bu da asıl sorulardan bir başkası.
Amerikan halkı da savaşın yanlış olduğuna inanıyor, Irak'ta ölen ABD'li askerler ve savaş sonrası çıkan karışıklıklar Bush için de tehlike yaratıyor, aman asker gönderecek-sek dikkat edelim dedik. Bunu dedik ama bir de kaçışı olmayan durumlar, gerçekler var.
Kuzey Irak'taki Kürt liderler kurulacak bağımsız bir Kürt devleti için her şeyi göze aldıklarını gösteriyorlar. Öte yanda Türkmenler'e yapılanlar ortada. Amerikan halkının neredeyse yüzde 50'si ABD'nin Irak'tan çekilmesi görüşünde. Türkiye, oraya gidecek askerlerimiz için mevcut bütün tehlikelere rağmen şu anda da varlığını göstermediği, Irak'ta olanlara seyirci kalmayacağını ortaya koymadığı takdirde gelecekte olacaklara da itiraz edemeyecek. Tehlike kapısına dayandığında veya kapısını dahi zorladığında sesini duyuramayacak.
Belki de özellikle Avrupa hiç umursamayacak bu sesi...
Komplo teorisi
İngiltere Parlementosu'na yakın bir kaynak, bir İngiliz arkadaşımız Ermeni ve Kürt faaliyetlerinin giderek arttığını ve taraftar bulduğunu anlatıyor. İngiliz üniversitelerinde Türkiye'nin Güney Doğusu'nu Kürdistan olarak gösteren haritalar kullanıldığını uzunca bir süre önce yazmıştım.
Dünkü gazetelerde şöyle bir haber vardı: "İsveçli politikacı ve entelektüeller Sevr Antlaşması'nın yıldönümü nedeniyle düzenlenen toplantıda 'Kürdistan'in kurulmasını' talep ettiler. AB eğer Türkiye'yi alacaksa Lozan Antlaşması'yla yapılan hatayı düzeltmelidir. Kürtler'in mücadelesine sonuna kadar destek vereceğiz dediler"
Aynı toplantıda Sevr Antlaşması'ndaki (ve İngiliz üniversitelerindeki) Kürdistan haritası da gösterilmiş. Buna karşılık Stockholm Büyükelçisi Tomur Bayer ne demiş:
"Türkiye olarak sonsuza kadar dimdik ayaktayız. Kimse hayallenmesin."
Bravo vallahi ancak bu söylenebilirdi sıkı bir büyükelçi tarafından. Tarih ve hukuk bilgisi içeren bir açıklama mı yapılacaktı? Sevr'in, imzaları tamamlanmadan tarihin çöplüğüne atılan bir paçavra olduğu mu söylenecekti?
Ne yapacağını bilmeyen bir ülkeye, ne söyleyeceğini bilmeyen hariciyeciler... Yakışıyor!
Tribünlere oynayanlar bu dama taşlarını birleştirmekten hoşlanmayabilir, olanlara yine komplo teorisi gözüyle bakabilir. Ama devlet bakamaz. Malûm, sonunda mat olmak ve bunun sorumluluğunu sonsuza kadar taşımak var!
Tribünlere oynamanın dayanılmaz hafifliği
Ne büyük bir keyiftir geniş kitleleri yanınıza almak... Ya da sözlerinizle, yazılarınızla tek hamlede binlerce alkış almak
Haberin Devamı

