Bildiğiniz gibi ABD Ankara Büyükelçisi Francis Ricciardone’nin “Oda TV” operasyonundan sonra yaptığı “Basın özgürlüğü ve yargı bağımsızlığı demokrasinin vazgeçilmez temelleridir. Türkiye’de bir yandan basın özgürlüğünden söz edip bir yandan gazetecilerin tutuklanmasını anlayamıyoruz” şeklindeki açıklamaya hükümetten “büyükelçiler içişlerimize karışamazlar, sınırları vardır” cevapları geldi.
Bunun üzerine ABD Dışişleri Sözcüsü Philip Crowley de “Büyükelçi’nin sözlerinin arkasında olduklarını” belirterek “Gazetecilere muameleler konusunda gidişattan kaygılı olduklarını.. Bu konuyu Türk hükümeti nezdinde dile getirdiklerini ve dikkatle izlediklerini” açıkladı. Konuşmasının devamında ise şöyle diyor; “Türkiye ABD’nin dost ve müttefikidir. Ancak bir dost, müttefik ya da hısım olsun, herhangi bir ülkenin ‘evrensel ilkelere saygı konusunda çizgiyi aştığını’ düşünürsek bu konuları gündeme getirmekten çekinmeyiz.”
GÖRMEYEN GÖZLER AÇILSA DA..
ABD bugüne kadar Türkiye ile ilgili gelişmelerde o kadar “kendi çıkarlarına ve planlarına” uygun davrandı ve bu planlara hizmet edecek olaylara “Türkiye’nin geleceğini, demokrasisini karartacağı, hatta yakın gelecekte ‘Ortadoğu’nun diğer problemli ülkelerine benzeteceği’ açıkça görülse bile” sustu ki artık Türk halkı onun samimiyetine güvenmiyor. Ama diyelim ki artık gerçekten gidişin “çizgiyi iyice aştığını” görmüştür, bu noktadan; Türkiye’nin siyasi güçten bağımsız olması gereken medyası, yargısı ve tüm diğer kurumları ‘neredeyse tamamen bağımlı’ hale geldikten sonra ne yapabileceklerini sanıyor?
Mesela Ahmedinejad onları hiç takmıyor, ne yapabildiler, ne yapabilirler ? ABD “her şeyi kendime yontayım, onlarla istediğim gibi oynayayım” diye diye ülkelere büyük zarar verdi ve şimdiden uyaralım ki bu işlerin içinden çıkamayacak. Sonunda Ortadoğu, Samuel Huntington’ın kitaplarında istediği noktaya (ki bu ABD’nin de istediği nokta olmalı) gelecek, Türkiye bir şekilde ‘AB’den vazgeçip İslam ülkeleri birliğine yönelecek. Ama ondan sonra da bu ülkeler ABD’den başlayarak bütün Batı’ya kafa tutacak, oyun sandıkları medeniyetler çatışması aynı zamanda “dinler çatışması” olarak ortaya çıkacak. Etme-bulma dünyası..
DAVUTOĞLU’NUN TEPKİSİ!
Dışişleri Bakanı Davutoğlu da ABD Büyükelçisini eleştiren hükümet üyelerine katılmış ve; “Türkiye bir hukuk devletidir. Hukuk devleti olmanın kuralları vardır. Yargı ile yürütme arasında güçler ayrılığı prensibi vardır. Büyükelçi’nin ‘yürütülen bir soruşturmayla ilgili’ yorum yapması kabul edilemez” demiş. “Olmayan şey”in sık sık vurgulanması gerekir ki millet “hala var olduğuna” inandırılabilsin. Ama lafla peynir gemisi yürümüyor, artık “Türkiye’nin bir hukuk devleti olduğu” sadece Anayasa’daki tarifte kalmıştır.
Referandumdan sonra yüksek mahkemelerdeki üye çoğunluğunun “tek başına iktidar tarafından” seçilmesi, “HSYK ve AYM”den sonra “Yargıtay ile Danıştay” operasyonlarının da tamamlanması sonucunda artık “kuvvetler ayrılığı” prensibinden söz edilemez ve bunu “tutuklamaların bizimle ilgisi yok, yargının işi” diyenler de gayet iyi biliyorlar.
Öte yanda, aynen Wikileaks belgelerindeki “büyükelçi raporlarının” arkasında durmaları gibi ABD yine Büyükelçi’nin sözlerini destekledi. Dışişleri “müttefik de olsanız biz hukuksuzluğu gündeme getiririz” diye açıklama yaptı. Davutoğlu bu durumda ne diyecek? ABD’ye de ayar çekecek miyiz, yoksa bir gazete-gazeteci kesiminin gazına gelmekten vazgeçip “hukuksuzlukları düzeltmeye” mi çalışacağız?
YA MISIR?
Liberal Demokrat Parti Genel Başkanı Cem Toker ise şöyle diyor köşe yazarlarına gönderdiği mesajda; “Daha 10 gün önce Mısır’daki ayaklanmalar karşısında Mübarek’e ‘demokratikleşme konusunda’ akıl verip ‘gelişmeleri tribünden seyretmeyiz’ dediğimiz akıllardayken ABD Büyükelçisi’nin sözlerini ‘içişlerimize müdahale’ olarak değerlendirmeyi anlamak imkansız (Ö) Dünyanın neresinde olursa olsun, ‘başta ifade ve basın özgürlüğü olmak üzere’, temel hak ve özgürlük ihlalleri o ülkenin içişleri değildir ve uluslararası tepki ve yaptırımla karşılaşır. Bunu anlamanın zamanı geldi.”
ABD ve AB bugüne kadar olayları duyarsızca seyrettiler ve her adımı “demokratikleşme” diyerek desteklediler (özellikle Hillary Clinton’ın bakanlığı tam bir fiyaskodur). Bundan sonraki tepkileri için zaten artık çok geç bence ama yine de konuşsunlar, belki vicdanlarını rahatlatmayı başarırlar!
Hayallerine kamyon çarptı!
Üniversite öğrencisi, 20 yaşındaki genç, güzel Dilara Sarıkaya 7 Ekim 2010’da okuluna gitmek üzere Bahçeşehir’de otobüs durağına yürürken mıcır dökmekte olan bir kamyon hareket ederek onun hayatını kaybetmesine neden olmuştu. Bazı gazeteler “Hayallerine kamyon çarptı” başlığıyla verdiler haberi. Çok doğru bir anlatım bu, üstelik yalnız gencecik bir üniversite öğrencisinin değil, onu canı gibi seven ailesinin de “hayatına ve hayallerine” kamyon çarpmıştı. Bunu olaydan sonraki yazımda da yazdım.
Bu çağ dışı ve medeni ülkelerde “milyonda bir” bizde ise “üç günde bir” rastlanan “ihmal ve dikkatsizlik nedenli” trafik faciaları ailelerin hayatını söndürüyor, hayatlarının geri kalanında her gün aynı üzüntüyle yaşamaya zorlanıyorlar. Dilara’nın ailesi ve arkadaşları onun için “Diloş Kanatlarını Hep Çırpsın” isminde bir facebook sayfası oluşturmuşlar, hep gülen yüzüyle hatırlansın ve katılanlar çoğaldıkça, çığ gibi büyüdükçe “gelecekte adil yasaların yapılması, insan hayatının bu kadar ucuz olmadığının anlaşılması mümkün olabilsin” diye.. Oraya genç Dilara’nın “yayaya yol ver” diyen trafik tabelası altında, hayatını kaybetmeden kısa süre önce çekilmiş bir fotoğrafını da koymuşlar. Ne acı, ne ironi!
Öncelikle okurlarımdan bu siteye destek vermelerini istiyorum, lütfen bunu yapın.. Sonra da hakimlere sesleniyorum; lütfen elinizi vicdanınıza koyarak buna ve diğer trafik facialarının suçlularına en ağır cezaları verin. Verin ki Dilara’nın ruhu huzur bulsun, ailesinin adalet isteği geleceği beklemesin. Başka Dilara’lar yaşamlarının baharından koparılmasın, başka aileler de “en büyük acıyı” tatmasın!
Şişli Belediyesi’nden çağdaş adım!
Bu konuyu uzun uzun yazacağım, zira çok önemli. Şişli ve Beşiktaş belediyeleri “sokak hayvanlarının kısırlaştırılması ve tedavileri” için merkezler açıyor, onları açlıktan, susuzluktan ve bazı acımasız insanların zararlarından korumaya çalışıyor. Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül “binlerce hayvanı koruyup baktıklarını” anlatmıştı, ben hayvan parklarını da gezdim, mükemmel.
Yarın, 19 Şubat Cumartesi günü öğlen 12’de “Şişli Belediyesi Hayvan Kısırlaştırma ve Rehabilitasyon Merkezi”nin açılışı var. Hayvan severlere duyurmak isterim, gelin ve o güzel hayvanları görün, kim bilir belki siz de benim gibi ‘sokak kedilerini’ evlat edinirsiniz, büyük mutluluk! (Adres; Piyalepaşa Bulvarı, no 80, Şişli.)

