Trafik sorunları böyle biter!

Karşımdaki duvar boydan boya ödüllerle, teşekkür belgeleri ve diplomalarla kaplıydı

Haberin Devamı

Karşımdaki duvar boydan boya ödüllerle, teşekkür belgeleri ve diplomalarla kaplıydı. Bir trafik sorununu konuşmak için geldiğim "Trafik Denetleme Şube Müdürü" Ali Kemal Hanlı'nın odasında gözlerimi bu duvardan alamıyordum.

Bir çerçevenin içinde 'Teşkilat'ın Altın Çocuğu" başlığıyla onu anlatan gazete kupürü, diğerinde "Dünyanın En Başarılı 10 Genci" yarışmasının ülkeler bazında ön elemesini oluşturan Junior Chamber Türkiye'nin yaptığı "Türkiye'nin En Başarılı 10 Genci" yarışmasında aldığı birincilik plaketi vardı.

2002 yılında girdiği bu yarışmada "Hukuk-Siyaset ve Kamu Yönetimi" dalında birinci olmuştu. Bitlis Valiliği'nin, İçişleri Bakanlığı'nın, Emniyet Genel Müdürlüğü'nün takdirnameleri, Rotary Meslek Takdir Ödülü, Türkiye Sokak Çocukları Vakfı'ndan teşekkür belgesi ve daha birçokları da ona anladığım kadanyla yararlı ve disiplinli çalışmalarından ötürü verilmişti.

'Nasıl oluyor da bir polis müdürü "Hukuk-Siyaset ve Kamu Yönetimi" dalında birincilik alıyor' sorumun cevabını Ali Kemal Hanlı'nın aldığı bir başka belgeden öğrendim:

"Yeditepe Üniversitesi İşletme Yönetimi Yüksek Lisans Derecesi..."

Demek karşımdaki genç adam yüksek lisanslı bir polis müdürüydü. Demek Türkiye'de böyleleri de vardı. Merakla incelediğimi görünce;

"Hukuk her yerde var ama uygulaması yok. Türkiye'nin en büyük sorunu kamu yöneticilerinin halkın sorunlarına duyarsız davranması. Hizmet götürmek çok önemli" diyerek konuşmaya başladı. İki saatten fazla süren sohbetimizde motosikletli polislere (Yunuslar) dahil olduğu dönemden, Maltepe Emniyet Müdürlüğü'ne, Brüksel Büyükelçiliği'ndeki görevine kadar edindiği deneyimleri öğrendim.

"Polis" hakkında merak ettiğim pek çok şeyi!

Sizin de mutlaka duymanız lâzım.

Merak ettiğiniz her şey!
• Türkiye'de 363 sürücü kursu var, Brüksel'de 3. Bu 363 kurs "Trafiğin" değil tamamen M.E. Bakanlığı'nın denetiminde... (Ehliyet almaması gerekenlere ehliyet dağıtan kursları MEB nasıl denetleyebilir anlamak mümkün değil.)

• Otomotiv, 2004'te üçüncü rekorunu kırmış. İstanbul'da son iki yılda mevcut araba sayısında %17 artış var. Buna rağmen (bilgisayarla duvara yansıtarak tabloyu gösteriyor):

Ölümlü kazada......................%1.5
Yaralı kazada.........................%1
Trafik kazalarında..................%5
artış var.

Fark, araba artış oranına göre çok düşük...

• Aşırı hız: Ali Kemal Hanlı nın Trafik Denetleme'nin başına getirildiği 2003 yılında İstanbul'da 56 bin kişi aşırı sürat yaparken yakalanmış. 2004'te bu rakam 76 bin.

• Alkollü araç kullananlar: Bu suçlardan yakalandıktan sonra serbest bırakılanların sayısının çok azaldığını söyleyen, kulüp çıkışlarında çok sıkı kontrol ve kamera takibi yaptıklarını anlatan Hanlı:

"Önce 'yeni bir müdür geldi, kontrol yapıyor, birkaç gün sonra balonu söner' dediler, iki yıldır başarıyla sürdürüyoruz" diyerek devam ediyor; "Ekipler sürücünün göreceği şekilde duruyor. Tuzak değil. Ciddi kontrol olduğu bilindiği için insanlar Reina, Laila gibi kulüplere veya restoranlara artık taksiyle gidiyor. Boğaz trafiği de tıkanmıyor..."

Kızkardeşine ceza yazan müdür!
• Ceza: "Aşırı hız yapan veya içkili araç kullananların ehliyeti 6 ay süreyle alınıyor. Sıfır tolerans. Kimseye ayrıcalık yok" diyor. Benim inanmayarak "Milletvekili veya yakını olsa bile mi?" soruma "Herkese" cevabını veriyor ve kızkardeşine ceza yazdığını anlatıyor.

• Bağdat Caddesi'nde artık yarış yok. Sahil yollarında; Kadıköy-Kartal, Eminönü-Bakırköy arasında ölüm yok... Radar uygulaması yapılan, sıkı şekilde denetlenen yollar can güvenliğine kavuşmuş.

• İstanbul'da trafikte ölenlerin yüzde 50'si yaya. Ölen 100 kişiden 26'sı çocuk...

Bu sorunun nasıl çözüldüğünü, emniyet kemerinin önemini, rüşvetin nasıl azaldığını, ehliyetsiz sürücüleri de yann anlatacağım...

Eurovision o kadar önemsiz mi?
Televizyon haberlerinde Eurovision'a katılacak "Rimi Rimi Ley" ile yorumcusu Gülseren'in değişime uğramış halini de izledik...

"Hint şarkısı ve kıyafetine benzemiş" diyorlar ama öyle de değil. Ne oraya, ne buraya benzemiş. Solist, gazetecilerin sorularını cevaplarken pek öfkeliydi... Umalım da yabancı gazetecilere de böyle davranmasın.

"Ben savaşa gitmiyorum, hoş bir anı yaşamaya gidiyorum" dedi bir soruya cevap olarak... Şarkıyı ve solisti eleştirmenin artık bir anlamı yok ama bu sözü bal gibi eleştirilebilir doğrusu....

Savaşa gitmediği elbette doğru, bununla birlikte sadece sahne, salon hazırlamak için ülkelerin milyonlarca dolarlık hazırlıklar yaptığı, dünya televizyonlarında milyonlarca kişinin izlediği ciddi bir yarışmaya gidiyor. Koskoca bir grubun yarışmaya hazırlanması, kıyafetler ve her şey için dökülen paralar bir yana koskoca bir ülkenin adına bîr gidiş söz konusu... Madem ki o kadar önemli değil o zaman neden katılıyoruz?

Kenan Doğulu katılmayı kabul etmişken onu göndermeyip bu solist ve şarkıyı seçenler de, solistin kendisi de maddi-manevî kayıpların sorumluluğunu üstlenmek zorundalar.

Geçen Perşembe akşamı Star'ın "Deşifre" programında yakalandıkları hastalık nedeniyle yürüyemeyip sürünen iki genç kızkardeş ile iç parçalayıcı gözyaşlarıyla "yardım isteyen" annelerini izledim.

Bu devletin, zor durumdaki hiçbir vatandaşına yardım eli uzatacak imkânı yoksa "sonucu önemsiz olan" ama pahalı bir yarışmaya katılmaya da hakkı yoktur.

Bir mucize olur ve kötü bir dereceden kurtulursak "şöyle demişlerdi, böyle yazmışlardı" korosunun ortaya çıkacağını biliyorum. Onun için daha fazla yorum yapmayacağım. Umalım da olasılığı fazla olan "kaçınılmaz sonuç" gerçekleşmesin.

Bu durumda yapabileceğimiz tek şey ummak.

DİĞER YENİ YAZILAR