Ortalık darbe belgesi kaynıyor, hangi taşı-tahtayı kaldırsan altından (eğer hazırlanacaksa “top secret” hazırlanması gereken) darbenin çarşaf çarşaf belgeleri veya “toprak altında bulunmasına rağmen hiç kar-yağmur yüzü görmemiş, kameraya yakalanan polislerin deyişiyle ‘sıfır’ silahlar” çıkıyor ya.. Oda TV’den de “Ulusal Medya 2010” diye bir belge çıkmış ya.. Aynen Gölcük Komutanlığı’ndan, oradan buradan 2011 yılında çıkmaya devam eden belgeler gibi, “2003’te başladığı iddia edilen” ama bir türlü bitmeyen ve bu gidişle 2020’lere kadar devam edecek görünen bir darbe hazırlığının belgeleri deniyor bunlara..
BU BEYİNSİZLİK?
Peki yoğun arama ve toplu tutuklamalar böyle sürerken hala bir komutanlık, bir basın sitesi ya da herhangi birinin “darbe planı belgelerini ortaya saçacak, elini artan herkesin bulacağı yerlerde sergileyecek” kadar beyinsiz olması mümkün müdür? Hayır, “empati yapalım belki anlaşılır” diyorsunuz olmuyor, doluya koysan olmuyor, boşa koysan tutmuyor. Sadece “Ergenekon Savcısı ile polisin” ve bir de “inanmak işine gelenlerin” inandığı bir garabet var ortada..
Onlar inanıyor ve adeta “yargı süreci bitmiş, 4 yıldır devam eden davada onlarca kesin delil bulunmuş ve mahkumiyet kararları verilmiş” gibi devamlı olarak ya “iddia ile tutuklanmış” olanları veya bu hukuksuzluklara tepki gösterenleri (Batı’dan gelen tepkiler dahil) suçlayıp duruyorlar.
SAYIN BAKALIM!
Bu Oda TV’de bulunduğu iddia edilen “Ulusal Medya” belgesinde şöyle bir cümle varmış; “AKP ve cemaate karşı ulusal medya topyekun harekete geçirilmeli ve komploları boşa çıkaracak propaganda unsurları etkili şekilde kullanılmalıdır.” Bırakın her şeyi bir yana, tüm medyanın “gönüllü ya da istemeyerek” tek ses haline geldiği, bağımsız tek tük kanal ve programların “eleştiri bile yapamayacak şekilde” susturulduğu, susmayanların içeri alındığı, ortada “topyekun” denecek toplu bir medya kesiminin (yandaş denen gazete ve kanallar dışında) kalmadığı bir ortamda hangi “topyekun”dan söz ediliyor?
Ulusal, mulusal, o veya bu herhangi bir “karşı görüş”ün topyekun harekete geçmesi ne demek yani? Daha önceki dönemlerde hep olduğu gibi, hükümetlerin yanlışlarına “toplu tepki verebilecek” bir medya kaldı mı? Saysınlar bakalım; “ben özgürce yayınlarıma devam ederim kardeşim, basın dediğin ya onuruyla vardır ya da yoktur” diyecek kaç kanal var ortada? Bırakın kanalı, eleştiri yapan gazeteciler seçim yaklaşırken “yer aldıkları programlardan” çıkarılıyorlar ama iktidara yağcılık (artık onlarınki tam bu, destek filan da denemez) yapanlar bağıra çağıra orada oturuyor.
GAZETECİLERE HAKARET!
Bunlar da bir yana, o “topyekun medya” tarifinde bir medya varsa (ki daha önce orduyla ilgili olarak da benzer iddiaları, listeleri utanmadan gündeme getirdiler), o medya şuursuz, birilerinin verdiği emirlere uyacak gazetecilerden mi oluşur, insanların kendi iradesi yok mudur, böyle bir iddia basına hakaret değil midir? Öyledir ve eğer aynı iddialar bir Batı ülkesinde ortaya atılsa tüm basın kuruluşları ortak tepki verirdi..
Bu nedenle de efendim, “topyekun hareket vs” gibi iddialar kafası çalışanlar için fostur, saflar yine inanır tabii ve o da durumu kurtarmaya yeter maalesef.. “Vicdanlı” demokrat kalemler de seyire çıkar, hepsi bu..
Aytaç Yalman ne demişti?
Hatırlatayım, zira TV programım için telefonla aradığımda bana söylemiş, ben de defalarca ekrandan kendisine (ve Hilmi Özkök’e); ‘emirlerindeki askerlerin yüzlercesi tutuklanırken seyirci kalacaklarına bildiklerini açıklamaları için’ çağrı yapmıştım. O çağrılara karşılık da susmuşlardı, hala susuyorlar.
Yalman, Özkök gibi “vardır da demem, yoktur da” gibi esprilere yeltenmedi hiç değilse..
Eski 1. Ordu Komutanı Çetin Doğan; “iddianamede ‘olmayan bir darbe girişimini’ Yalman’ın önlediği iddiasına yer verildiğini” söylemiş, bunun “hangi belgeye dayandırıldığını” sormuş ve “iddiaların teyidi için onun ifadesine başvurulması gerekmez miydi, ben ve arkadaşlarım Yalman’ın ‘bu salonda bildiklerini açıklaması için şahit olarak çağrılmasını’ talep edeceğiz” demiş. Haksız mıdır acaba?
SÖZ VERDİ AMA..
Aytaç Yalman, sanırım bir yıldan uzun zaman önce kendisine telefonda sorduğum ‘Bu kadar askeriniz tutuklanıyor, sizler komutan olarak emrinizde bu kadar büyük çaplı bir hazırlıktan habersiz olabilir miydiniz, söz konusu belgenin bir savaş planı mı yoksa darbe planı mı olduğunu bilmez ya da anlamaz mısınız? Siz konuşsanız bu dava uzamaz, kısa sürede anlaşılır, suçsuz olanlarla aileleri mağduriyet yaşamazdı, neden susuyorsunuz’ sorusuna (aynı soru yaptığım TV röportajında dönemin Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’a; ‘siz komutanlar aranızda konuşup araştırarak bunu ortaya çıkaramaz mıydınız, hiç buluşup konuştunuz mu’ sorusuyla sorulmuştur) şu cevabı vermişti;
“Eğer dönemimizle ilgili, böyle bir iddia varsa, bir darbe hazırlığı olmuşsa bu konuyu en iyi bilecek kişiler biziz (4 isim sayıyor, kendisi ve Hilmi Özkök de içinde), zaten Özkök ‘sorumlu Yalman’dır’ dedi. Doğrudur, sorumlu benim, askeri savcılık soruşturmasını bitirsin konuşacağım ”..
Bir komutanın sözü önemlidir, güvenilmesi gerekir ama bu açıklamadan sonra da, TSK’dan bilmem kaç dalga tutuklamalar olurken de konuşmadı, aynen Özkök ve adından söz ettiği Büyükanıt gibi.. Şimdi ‘erteleyemeyeceği gün’ geldiğine göre acaba ne yapacak, merak edilmeyecek gibi değil doğrusu. Mahkeme “duruşma salonunda Yalman’ın da, Özkök’ün de dinlenmesini ve arkadaşlarının yüzüne bakarak konuşmalarını” sağlamalıdır. Adalet adına!

