İki gündür “Her Açıdan’da Kemal Kılıçdaroğlu ile karşılaşmasını teklif etmek için” Kadir Topbaş’ı aramaktaydım, dün telefon etti.
Ona Avrupa ve Amerika’da rakip siyasetçilerle seçim öncesi TV’lerde “kozlarını paylaştıklarını”, böylece halka birikimlerini, olumlu ve olumsuz yönlerini görme fırsatı verdiklerini hatırlatarak davetimi ilettim.
Bunun kesinlikle olmayacağını, hiçbir zaman Kılıçdaroğlu’yla karşı karşıya gelip ona reyting yapma fırsatı vermeyeceğini (tabii burada “neden sadece o reyting yapsın, aynı fırsat sizin için de geçerli” sorusu aklımdan geçti ama o kadar kesin kararlıydı ki söylemedim), hiçbir adayla birlikte TV’ye çıkmayacağını, bunu 2004 seçimlerinde de yapmadığını söyledi.
“ABD’de Bush 2,5 yıl daha devam ediyor, brifingler veriyor, anlatıyor. Bizde durum farklı, 1 ay sonra başkanlığı devrediyorsunuz” dedi.
Ocak ayında yapılan son kamuoyu araştırmalarında Kemal Kılıçdaroğlu’nun adaylığı açıklanır açıklanmaz AKP oylarının yüzde 10’unun CHP’ye kaymış olması ve Kılıçdaroğlu’nun “İstanbul Belediyesindeki yolsuzluk dosyaları”ndan söz etmesi (her ne kadar “dosyalar varsa savcılığa götürsünler” diyorsa da) bu kararda etkili oldu mu bilmiyorum ama halkın bu iddialara vereceği cevabı duymasını sağlaması gerektiğini biliyorum.
Toplum Başbakan’ın da karıştığı “çamur diyalogu”nu izlemek zorunda kalıyorsa bir “çamur tartışması” da zorunludur.
Başkan adaylarının İstanbul’un tüm semtlerini ezbere bilmesi veya bilmemesi bunun yanında çok detay kalır. Görünen o ki Topbaş bu tartışmayı yapmayacak, keşke yapsaydı...
Şener’e haksızlık yapmayalım!
Geçen Pazar STAR’da Her Açıdan’ın ikinci bölümünde konuğum olan AKP’nin eski Başkan Yardımcısı Abdüllatif Şener Ergenekon gözaltılarından telefon dinlemelere, dokunulmazlıkların kaldırılmasından üstü örtülen dev yolsuzluklara kadar birçok konuda önemli açıklamalar yaptı.
Ertesi gün Aydın Ayaydın programı dikkatle izlediğini gösteren detaylı bir yazı yazdı ve Abdüllatif Şener’in AKP’de bulunduğu süre içinde yolsuzluk yapanları koruduğundan söz ederek ve şimdi takiyye yaptığını, şirin görünmeye çalıştığını öne sürerek “Neden o zaman istifa etmediğini” sordu.
Ona göre Şener “Cumhurbaşkanı olmak istediği için” istifa etmişti.
Bu arada yolsuzluklarla ilgili konuşmasında Deniz Feneri adını özenle kullanmadığını, benim “mesela Deniz Feneri dosyası” demem üzerine bile yine kullanmaktan kaçındığını, gözlerini kaçırarak yere baktığını da vurguladı.
Durum böyle olunca benim için de bazı noktaları vurgulama zorunluluğu ortaya çıkıyor. Öncelikle Abdüllatif Şener’e telefon ederek buradaki bazı soruları ona tekrar sordum.
“Aydın Ayaydın’ın kendisi hakkında, bakanlığı boyunca hep olumlu yazılar yazdığını, istifasından sonra da bir süre böyle devam edip sonra nedeninin anlamadığı şekilde değiştiğini” söyleyerek başladığı konuşmasına şöyle devam etti:
“Deniz Feneri adını sizin programınızda telaffuz etmedim çünkü konulara genel olarak değinmekteydim ama daha önce televizyonda Deniz Feneri ile ilgili açık ve net konuşma basında yer aldı ve tartışıldı. Bu konudan uzak durmuş değilim.
Partiden istifa ederken cumhurbaşkanlığı asla aklımda yoktu, bana ne zaman sorulsa ‘bunun gündemimde olmadığını’ açıkça belirttim. O günlerde beni ‘Meclis’te olmamanın hiçbir karşılığı yoktur, kaybedersin’ diye uyaran yakın dostlarım oldu, bunları da dinlemedim ve her şeyi göze alarak ayrıldım.
16 yıl milletvekilliği yapmış biri cumhurbaşkanı olmak için istifa etmez.”
Her zaman konuştu!
“Yolsuzluklara, yanlışlara parti içindeyken de tepkimi ortaya koydum; Galataport’tan özelleştirmelere, Avea birleşmesine kadar birçok konuda hükümet politikasında aykırı tutumlarım sayfa sayfa haber oldu. Sanki 5 sene sessiz kalmış, hatalara susmuş biri gibi gösterilmemin büyük bir haksızlık olduğunu düşünüyorum.”
Eğer ben de Abdüllatif Şener’in AKP’nin en önemli 3-4 isminden biri olduğu dönemdeki tepkilerini, çıkışlarını, bu nedenle Erdoğan’la karşı karşıya geldiğini görmüş ve yazmış biri olmasam bu konuya karışmazdım. Ama o dönemi ve onun hiç sessiz kalmadığını, partisini karşısına almayı göze alarak konuştuğunu, zaten bu nedenle her kesimin onu “kabul edilebilir bir cumhurbaşkanı adayı” olarak gördüğünü biliyoruz.
Ayrıca Deniz Feneri konusunda da gözlerini kaçırmış, yere bakmış olsa ben anında fark eder ve üzerine giderdim.
Şener’in siyaset dışı kaldığı dönemde sık sık onun “zamansız istifa ettiği, treni kaçırdığı” söylendi, haksız eleştiriler yapıldı. Bence Abdüllatif Şener ve onun gibi parti içindeyken yanlışları görüp tepki gösteren ve istifa eden ya da tekrar aday olmayan, ilkeleri uğruna kayıpları göze alan isimler tenkitle değil, takdirle anılmayı hak ediyorlar.
Onların deneyiminden yararlanmak ve siyasette tekrar yer almalarını desteklemek gerekiyor.
Türkiye’nin lidere ve parti politikalarına kayıtsız şartsız boyun eğen ve susanlara değil, böyle siyasetçilere ihtiyacı var.
Sayın Ayaydın’ın kendisi de deneyimli bir siyasetçi, bunları ona anlatmam gerekmez, kendi görüşümü açıklamak istedim sadece!

