“Topal masa gibi” Cumhuriyet mi??

Haberin Devamı

Adalet Ağaoğlu ve onun gibi bazı romancıların ortaya çıkıp kendilerinde önüne gelene hakaret etme hakkı görmelerine hastayım. Kendileri “kusursuz birer abide” imişler gibi canlarının istediği herkese veryansın ediyorlar.

Mesela Alev Alatlı isimli bir romancı geçenlerde TV’de benim çok eski bir yazımdan (en az 10 yıl önce henüz Erdal Bey hayattayken yazılmış) ‘Erdal İnönü’nün babasıyla tek benzerliği aynı soyadına sahip olmasıdır’ gibi bir cümlemi almış ve “cümlenin kuruluşunda Türkçe hatası var” diye başlayarak benim hakkımda konuşmuş örneğin...

Anlıyorum bir yandan “bana saldırması” gerekiyor, çünkü ben onu da, “belli bir kesimi” de toplumda onların istemediği yönde bir aydınlanmaya imkân sağladığı için rahatsız eden biriyim. Bir yandan da ne yapsalar saldıracak bir yönünü kolay kolay bulamadıkları, gerçekleri tabak gibi en açık, en basit ve anlaşılır haliyle toplumun önüne koyan ve hiçbir konuda marjinal, uç noktalara kaçmadan, hiçbir görüşü ya da tarafı asla militan gibi savunmadan (bence bir gazeteci ya da akademisyen için en büyük hataların başında gelir), herkesin görüşüne saygı duyarak yazan ve konuşan biriyim.

Elbette herkesle aynı görüşü paylaşmak zorunda değilim ama kimseye fikrinden dolayı hakaret etmem. Bütün bunlar bir araya (tabii hoşlanmadıkları başka özellikler de) gelince saldırmak zor oluyor. Muhatap seçeni de fena halde sıkıyor. İşte bu sıkılan ve sıkıcı hanım (bu hakaret sayılmaz, gerçek sayılır) imlâ hatası ararken yazılarım hakkında filan ileri geri konuşmuş. Saygısızlığına veriyorum, hem kendisinden çok daha fazla “halka malolmuş” bir yazara, hem de düşünce ve ifade özgürlüğüne saygısızlık.

“Safsata” arıyor ve gülmek istiyorsa kendi yazdıklarına bir bakmasını öneriyorum.

Adalet Ağaoğlu’nun da geri kalır tarafı yok. Taraf gazetesinde 15 Mart günü yayımlanan ve “Cumhuriyet topal bir masa gibi” başlığını taşıyan röportajda bir yandan Cumhuriyet’le, Atatürk’le uğraşıyor bir yandan da kendisine Pınar Kür’den söz edenlere “Bırak şu başöğretmen halli kadını” cevabını verdiğini marifetmiş gibi anlatıyordu.

NEDEN SESİNİZ ÇIKMIYOR?

‘Bu kadar yılda bu noktaya gelebilmiş demek ki’ diye düşünüyor insan. Fotoğrafları karşılaştırınca da ‘Pınar Kür başöğretmene benziyorsa siz daha çok benziyorsunuz, ayrıca öğretmene benzemekte ne var, neden öğretmenler de küçümseniyor’ sorusu çıkıyor ortaya.

Konu “herkese bir şeyler öğretir gibi konuşmak” ise sizin yaptığınız ne?

“Cumhuriyet topal masaya benziyor” dedikten sonra eksik ayağın “demokrasi” olduğunu, üniformalı İttihat-Terakki zihniyetinin sürdüğünü, düşünce özgürlüğü olmadığını, laiklik yürüyüşlerini hiç samimi bulmadığını, kadınların bir postal öpmediğinin kaldığını, “yetiş ordu” dediklerini söylüyor ve ekliyor:

“Bütün partiler bir araya gelsinler ve özgürce tartışsınlar, her şeye dokunsunlar. ‘Sivil işine kimse karışmasın’ diyerek el sıkışsınlar.” Cumhuriyet’le gelen demokrasinin, yani varolan miktardaki demokrasinin topal değil, tam felçli hale gelmesine sizin pek desteklediğiniz AKP iktidarı sebep oldu. Ortada ne bağımsız yargı kaldı, ne de medya... Demokrasiyi tümüyle yok edecek; tüm sivil kurumları iktidar baskısına sokacak son adımlar da tamamlanmak üzere.

ÖLÜMCÜL HASTA

Neden bu konuda hiç seslerini duymadık?

Medyaya yapılan dünyada benzeri görülmemiş boyuttaki siyasi baskı; ABD İnsan Hakları Raporu’na, Avrupa Parlamentosu’nun “Türkiye Raporu”na bile girdi, yabancı basın Hillary Clinton’a “bu konu üzerinde yeterince durmadığı için” büyük tepki gösterdi, yabancı tarihçiler bile bu baskıya “3. Napolyon dönemi gibi basın boğazlanmak isteniyor” diyerek karşı çıktılar da Adalet Ağaoğlu ve örneğin “haksızlığa karşı çıkıyoruz” diye Ermeni Soykırımı iddiası için “özür imzası” toplayanların neden hiç sesi çıkmadı? Yargının ve medyanın iktidar baskısı altında tutulduğu bir ülkede demokrasi topal mopal değildir, “ölümcül hasta”dır artık, bunu iyi bilsinler.

Cumhuriyet mitinglerini görmeden “mış gibi” yapması ise ayrı bir ayıp... Ben TV programım için çekmek ve görmek üzere üçüne katıldım. Türkiye’nin her köşesinden onbinlerce vatandaş gelmişti, tamamen sivil, demokratik yürüyüşlerdi ve hiç kimse “yetiş ordu” demedi.

Milletin yürümesinden, en demokratik hakkını kullanmasından rahatsız olan bir anlayışın Cumhuriyet’e “topal masa” benzetmesi yapmaya kesinlikle hakkı yoktur. Kusur Cumhuriyet’te değil, onu bu hale getirenlerde...

“Her şeye dokunsunlar” konusuna gelince; şu anda “her şeye dokunmalarına sadece Anayasa ve Anayasa Mahkemesi engel oluyor. Bunları da hallettiklerinde Ağaoğlu’nun önerdiği noktaya gelinmiş olacak. Az zaman kaldı, merak etmesin!

DİĞER YENİ YAZILAR