Ne mutlu bize ki her konu gibi dini, tarikatları, mezhepleri de açıkça tartışabileceğimiz özgür, demokratik bir ülkede yaşıyoruz. Ve enine boyuna tartışıyoruz.
Salı akşamı CNN Türk’te Ahmet Hakan’ın benim de katıldığım “Tarafsız Bölge” programında İsmailağa Camisi’ndeki olaylardan başlayarak tarikatlar tartışıldı. Konu zaman zaman bazı konuklar tarafından belli tarikatlara yoğunlaştırıldı ama genel olarak tartışma doyurucu ve aydınlatıcı idi. Her ne kadar Haşmet Babaoğlu konuşmacıların “tartışma heyecanı”nı “tartışma konusu”ndan önce tuttuğunu iddia ediyorsa da gecenin geç saatlerine kadar uzayan tartışma programlarında belli bir heyecan dozu gereklidir. Zaten herkesin konuşma tonu da birbirinden farklıdır. Öyle olmasa ve bütün konuşmacılar mırıl mırıl, tepkisiz bir tonu sürdürseler çok da sıkıcı olurdu ki birçoğunda oluyor da...
Şahsen ben, belki de tam bir Akdenizli olmam nedeniyle sevindiği, üzüldüğü, kızdığı anlaşılmayan, hepsinde aynı tepkisiz yüz ifadesi ve ses tonunu koruyan insanlardan sıkılırım, dikkatim dağılır ve izleyemem.
Bu tartışma ile ilgili olarak iki noktaya değinmek istiyorum; birincisi Prof. Toktamış Ateş’e neden ateşli bir şekilde karşı çıktığım...
Bir süre öncesine kadar Atatürk’e, devrimlerine, cumhuriyete toz kondurmayan Prof. Ateş’in konuşmalarında son yıllarda gözle görülür bir değişim olduğu gibi bir his taşıyorum. Belki yanılıyorum ama birkaç ay önce birlikte katıldığımız bir başka programda da nedense bunu hissettim, başka konuşmalarında da. Olabilir veya olmayabilir, bu kendisini ilgilendiren bir konu, ama...
LAİKLİK SAPTIRILIRSA!
Ama tartışma sırasında “Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı’nda tarikatları kullandığını, sonra onların karşısına geçtiğini, külahları değiştiklerini ve niyahet İslâm dini karşıtı bir rejim kurulduğunu” söyleyince (kelime kelime değil belki ama anlam buydu) bunun “laik rejim” hakkında yayılmaya çalışılan yanlış kanıyı güçlendirici ve özellikle Toktamış Ateş gibi biri tarafından söylenmesinin böyle düşünmeyenleri bile yanıltıcı bir ifade olduğunu farkederek birdenbire panikledim (zaten kendisi de benim yaptığım itiraz ve Ahmet Hakan’ın bunu doğrulamasından sonra iki kez “yanlış anlaşıldığını”, bunu kastetmediğini ifade etti.)
Panikledim çünkü anlamı bu şekilde çarpıttığınız zaman dindar insanların rejime olan güveni kolayca sarsılabiliyor.
Oysa Atatürk’ün yaptığı sadece o günden bugünü görebilmek ve devlet işlerine dinin, tarikatın, cemaatin karışmasını önlemek, din-inanç istismarıyla siyaset yapılmasını da engellemekti.
Aynı zamanda laik rejimle bu topraklarda yaşayan her inançtaki insana aynı özgürlük ve hak sağlanmış, devletin belli bir dinin/inancın baskısı altına girmesi ve bu baskının sonunda topluma da dayatılması önlenmiş oluyordu. Ki bu tartışmaları böylesine özgür şekilde yapabilmemiz de onun kurduğu laik demokratik rejim sayesindeydi. Türkiye o rejimle dünyanın parmakla gösterilen, Müslüman çoğunluklu tek laik/demokratik ülkesi olmuştu.
İşte itirazımın nedeni buydu.
Dün “Hacı Münib Engin Noyan kardeşim”den bir mektup aldım. “Müslüman bir kardeşim” olarak benim, tartışmada her söze yüksek sesle “Bismillahirrahmanirrahim” ve “Elhamdülillah” diye başlamasına itirazımı irdeliyor ve; “Eminim siz de Müslüman bir hanımefendi olarak her işinize ve sözünüze böyle başlarsınız” dedikten sonra “Eğer konuşmalarımda sizi rencide edecek sözler sarfettiysem hakkınızı helâl edin” diyor.
Sözlerime yanlış anlamlar yükleyerek bana haksızlık yaptığının farkında demek ki, yine de ona “hakkımı helâl” ediyorum. “Müslüman bir hanımefendi olarak” konusuna gelince... Ben de elbette günüme, işlerime Allah’ın adıyla ve de belli dualarla başlıyorum ama bunun şovunu hiçbir yerde yapmıyorum, içimden dua ediyorum.
Zira Allah’ın sessiz duaları da onun yüksek sesle yaptıkları kadar iyi duyacağına hiç şüphem yok.
(Devam edeceğiz.)
Toktamış Ateş’e neden karşı çıktım?
Ne mutlu bize ki her konu gibi dini, tarikatları, mezhepleri de açıkça tartışabileceğimiz özgür, demokratik bir ülkede yaşıyoruz. Ve enine boyuna tartışıyoruz
Haberin Devamı

