Hatırlayacaksınız bu haftanın başında, Duygu Asena'nın Bir İstanbul Masalı'nda oynayan İsmail Hacıoğlu'yla yaptığı röportajla ilgili bir yazı yazmıştım. Bu genç ve başarılı oyuncu, sırf bir dizide rol almış olduğu için Mimar Sinan Üniversitesi Tiyatro Bölümü Başkanı Zeliha Berksoy tarafından, (çok iyi puanla kazanmasına rağmen) okula alınmadığını ve ayrıca kendisine "Ben piyasadan adam almam. Git temizlen de gel" dendiğini anlatıyordu (ki dizi yöneticilerinden aldığım bilgiye göre, bu yıl kaydını dondurmasını da o istemiş.)
Ben de bundan daha anlamsız bir şey olamayacağını, tiyatro sanatçısı olmak isteyen bir gencin böylesine parlak bir teklife "evet" dediği için okula alınmamasının kabul edilemeyeceğini yazmıştım. "Tiyatro"nun iki başarılı ismi Gencay Gürün ve Ayten Gökçer'in görüşlerine de aynı yazıda yer vermiştim.
Çarşamba günü, değerli bir meslektaşım "Bravo Zeliha" başlıklı yazısında hepimizin görüşlerine şiddetle karşı çıkmış; önemli olanın ilkeler ve sistemler olduğunu, dünyanın hiç bir konservatuarının öğrencilerin eğitimi bitene kadar piyasaya çıkmasını istemeyeceğini anlatmıştı (The Sound of Music, Oliver Turist gibi oyunlarda kimler oynuyor acaba?).
Meslektaşımız "magazin medyası ve entel takımı tarafından" bu konuda kıyamet koparıldığını da yazdıktan sonra "Söylediklerine göre bir tek Yıldız Kenter destek çıkmış Berksoy'a... Geri kalan herkes delikanlıya hak veriyormuş... Yok yahu!... Kimmiş o herkes?" diye soruyor ve "alaylı takımına 'okul'u öğretmek zor" dedikten sonra "okul" hakkında geniş bir açıklama yapıyor.
Bu konuyu Duygu Asena ve benden başka kimse yazmadığı için sorulara cevap vermek de ister istemez bize düşüyor. Tabiî bizi magazin basınına mı, entel takımı sınıfına mı yakıştırtırdığını bilemiyoruz.
Yine de "Kimmiş o herkes?" sorusuna cevap arayacak ve Türkiye'de bu konuda en fazla konuşma hakkına sahip "okullu'ların görüşünü alacağım. Türk Tiyatrosu'nun çoğu öğretim görevlisi ve yönetici olan, en başarılı "okullu"larından bazılarının açıklamaları şöyle;
Cüneyt Gökçer (Tiyatro Sanatçısı ve Bilkent Üniversitesi Tiyatro Bölüm Başkam): Böyle bir kural olamaz ve bir yöneticinin bu şekilde konuşmaya hakkı yoktur. Öğrencinin eğitime "dizi"yle başlaması tavsiye edilmez ama "okurken oynayamaz" veya oynadığı için okuyamaz gibi kurallar da yoktur. Bence bu gence söylenen sözler bir hakaret davası konusu olabilecek kadar ağır.
Can Gürzap (Tiyatro Sanatçısı, 37 yıllık Tiyatro Hocası ve Mimar Sinan Üniversitesi Tiyatro Bölümü'nün kurucusu): Eğitim süresinde çalışmamaları belki eğitim açısından daha verimli olabilirdi ama mezun olan öğrencilerin, kadrolan belli olan Devlet ve Şehir Tiyatroları'nda, mevcut birkaç özel tiyatroda iş bulamama sorununu da unutmamak lâzım.
Bugünün ekonomik şartlarında bence yetenekli gençlerin hem eğitim görüp, hem de profesyonelliği genç yaşta tatmasına izin vermek gerekiyor. Çalışması okulda problem yaratıyorsa o başka ama "önceden çalıştı" diye okula almamak haksızlıktır.
Çetin Tekindor (Devlet Tiyatrosu Sanatçısı, 89-99 yılları arasında Hacettepe ve Bilkent Üniversiteleri Tiyatro Öğretim Görevlisi): Genel yaklaşım okuldayken üst sınıflarda okuyanların sahneye çıkmasıdır, ilk sınıflarda "yanlış alışkanlıklar edinmemeleri için" doğru bulmuyoruz. Günümüz koşullarında ise neyin doğru olduğunu bilen öğrenci için sahneye çıkmanın veya dizide oynamanın sakıncası yoktur. Hatta bu eğitimin bir parçası olarak algılanabilir. Sınavı kazanmış bir öğrencinin okuma hakkını engelleyemezsiniz.
Cihan Ünal (Tiyatro Sanatçısı, Hacettepe Üniversitesi Tiyatro Bölüm Başkam): Söz konusu "dizi oyuncusu" genç alaylı değil okullu olmak istiyorsa ve bu yolda adım atarak sınav kazanmışsa bu onun için güzel bir puan. Biz ışığı, yeteneği olan gençleri bu durumda hemen alırız, ona yolu açarız. Şartlara uymayacak olursa o zaman çaresi bulunur, zira okulda devam mecburiyeti var. Ama bunun dışında sınav kazanan öğrenciye engel koymamak gerektiğine inanıyorum. Kaldı ki tiyatro okulların her yıl mezun veriyor ve bu gençlerin çoğuna iş imkânı yok. Böyle bir imkânı önceden bulan ve başarılı olan çocuğa anlayış göstermek gerekir.
Tamer Levent (Tiyatro Sanatçısı ve Devlet Tiyatrosu Genel Müdür Yardımcısı): Böyle bir şey olamaz. Dizide oynadığı halde okullu olmak isteyen bir gencin hakkının kısıtlanmasını doğru bulmuyorum. Sınava girip başarılı olması onun okula duyduğu saygıyı gösteriyor. Bu sektörün gelişmesi için uğraşan insanların amacı ise daha çok okullu ve iyi oyuncu yetiştirmektir, engel olmak değil. Zeliha Berksoy'un davranışı veya onu destekleyenlerin söyledikleri bir kriter oluşturmuyor, bunlar sübjektif kriterlerdir.
Sönmez Atasoy (Devlet Tiyatroları Sanatçısı ve Yeditepe Üniversitesi Tiyatro Bölümü Öğretim Görevlisi): "Bir futbolcu için okullu-alaylı tartışması yapılabilir mi? Futbolcunun mutlaka Spor Akademisi mezunu olması mı gereklidir?.. Hayır. Sanat da böyledir. Çok özgün bir daldır ve bunun 'okullu, alaylı' tartışması yapılamaz. Sanatı kimin nerede öğrendiği belli olmaz, matematiksel veriler gibi net ve kesin verileri mevcut değildir.
Yapılan uygulamayı hoş karşılamıyorum, eğitimcinin görevi yetenekli gençlerin yolunu açmak, işini kolaylaştırmaktır. Önceden piyasada çalışmış olan okula girebilir, okurken de çalışabilir. Bu nedenlerle okula almamak gibi bir resmî tavır olamaz. Bence genç insanlarla uğraşacağımıza bizim önce kendimizi temizlememiz gerekiyor."
İşte böyle sevgili okurlar, umarım bu büyük ustaların fikirleri yeterli olmuştur.
Tiyatro... Söz "OKULLU"larda!
Hatırlayacaksınız bu haftanın başında, Duygu Asena'nın Bir İstanbul Masalı'nda oynayan İsmail Hacıoğlu'yla yaptığı röportajla ilgili bir yazı yazmıştım
Haberin Devamı

