“TIP” oyunu gibi...

Haberin Devamı

Bu “TIP” bilim anlamındaki değil, çocukluğumuzda oynadığımız, TIP deyince donup kaldığımız oyundan söz ediyorum. İktidar partisi, Türkiye’yi kendi içinde tüketmekle kalmayıp dünyaya rezil eden yolsuzluklar sanki hiç olmamış gibi davranıyor ve donup kalıyor.

Almanya’nın oradaki suçlularını yargılayıp mahkum ettiği ve “asıl failleri Türkiye’de” diyerek isimlerini, burada ilişkisi olan dernek ve kurumları açıkladığı Deniz Feneri davasının dosyası hâlâ ortada olmadığı gibi (yürüyerek getiriyorlar Almanya’dan zahir) hükümet bu olaydan da diğer yolsuzluklardan da hiç söz etmiyor. Adeta yolsuzluk kelimesi “kırmızı çizgi”leriymiş gibi... Seçimlerde ve seçmen kütüklerinde olmuş ve olacak yolsuzluklar gündeme geliyor, yine “tık” çıkmıyor. Sanki onlar “hileli seçimlere mahkum edilen” bu ülkenin değil de başka bir ülkenin hükümetiymiş gibi...

“Miş gibi”lerin sonu yok, Yüksek Seçim Kurulu da sanki başka bir ülkenin kurulu imiş gibi... YSK Başkanı Aydın’ı açıklama yapması için (gelerek veya telefonda) Her Açıdan’a davet ettiğimizi ve onun “konuşmayacağını” söylediğim yazıma gelen tepkiler vatandaşın bu konuda büyük bir öfke içinde olduğunu gösteriyor.

“Sükût ikrardan gelir, demek ki gerçekten ortada gizlenecek bir şeyler var” diyenlerin sayısı oldukça fazla.

Mahmut Koçak isimli bir okuyucumuz da yorumunda “Niçin konuşacaklar ki, nasıl olsa yakında gündem değiştirilir, herkes unutur gider. Şimdiye kadar hep olmadı mı, kaç kişi hakkını aradı” demiş.

Doğru, çoğu kez en ciddi olaylarda ortak bir tepki ortaya konamadı, üstünün polemiklerle, abuk tartışmalarla örtülmesine göz yumuldu. Maalesef bugüne kadar “ortak ve yüksek sesli tepki”de başarılı olamadık. Ama artık biz de bir fark yaratmak, susmamak, kabullenmemek zorundayız...

Diğer yolsuzlukların da, seçim hilelerinin de üzerinin örtülmesine asla izin verilmemeli... Eğer Türkiye bunlara da susarsa sonsuza kadar hep sussun zaten. Adımıza da toplum, millet, vatandaş değil başka bir şey denir o zaman.

Birileri de bizi güder...

Ben böyle düşünüyorum.



***




Komedinin böylesi!

Eski manken Yaşar Alptekin Hac’ca gitmiş, dönüşte ise Eyüp Sultan Camii’ne... Burada “tarikat şeyhi gibi ilgi gördüğü” haberi dün VATAN’daydı .

Türbanlı kadınlar koluna sarılıp fotoğraf çektirmişler, kolunu öpen kadın fotoğrafı bile var. Bırakın türbanı takma nedeni olarak gösterilen Nur Suresi’nde “erkekler ve kadınlar gözlerini kıssınlar” diye başlayan 30 ve 31’inci ayetlerde anlatılmak istenenin “karşı cinsin dikkatini çekmemek, tahrik etmemek” olmasını ve burada karşı cinse sarılma, öpme gibi eylemlerin yarattığı büyük çelişkiyi, dünkü mankenin Hac’ca gider gitmez evliya veya şeyh muamelesi görmesine bakın. Sağlıklı bir kafa bunu yapar mı?

Gazetelerde çıkan Hac fotoğraflarında erkekler sıcakta kısa kollu tişörtlerle dolaşırken yanlarındaki tepeden tırnağa çarşafa saklanmış kadınların çoğunun yüzü bile tüllerle kapalı... Neden? Erkeklerden saklanıyorlar, çünkü böyle bir örtünmenin Kur’an’da yeri yok. (“Var” diyorlarsa göstersinler nerede?)

İran’da son olarak kadınlarla erkeklerin aynı otobüse binmeleri, üniversitelerde erkek öğrencilerin Batı stili saç kestirmeleri, sporda bile şort giymeleri yasaklandı.

Yani kadınla erkeğin bir arada bulunmasını yasaklayan bir din kuralı da kesinlikle olmamasına rağmen din “yaşamı düzenlemeye başlayınca” sınırsız yasaklamaların, kafaya göre kadını burka benzeri çarşafa sokmaların önü alınamıyor.

Ve bir yanda bu şekilde radikalin radikali baskılara varılırken bir yandan da kadınlar “dine uygun örtünüyorum” dedikten sonra yabancı bir erkeğin kolunu öpmekte, sarılıp fotoğraf çektirmekte sakınca görmüyor.

Çelişkinin sonu yok...

Yaşar Alptekin’e gelince... Şarkıcı Cat Stevens’ın Müslüman olduktan ve Yusuf İslâm adını aldıktan sonra giydiği kıyafet ve bıraktığı sakalın tıpatıp aynısını taklit etmeyi parlak bir buluş zannetmiş.

Bıraksın din şovu, istismarı yapmayı da normal kıyafetle ibadetini yapsın. İbadetin gösterişi olmaz, yaptığı komedinin ta kendisidir.



***




Güzel bir program

Bayram süresince CNN Türk’te sık sık yayınlanan bir programı zevkle izledim. Adı “İyi ki Varsın” olan programda yılların deneyimli radyocu ve televizyoncusu Deniz Adanalı her zamanki rahat, sıkmayan üslubu, kusursuz Türkçesi , güzel sorularıyla her mesleğin başarılı isimlerini konuk ediyor, kaliteli bir sohbet izletiyordu.

Bu kadar çok can sıkıcı konu arasında bir nefes, bir hoşluk ve huzur veren, Türkiye’de iyi şeylerin de olduğunu anlatan sohbetler...

Telefonla arayarak ‘Aman ne kadar güzel, devam edecek misiniz’ diye sordum, Adanalı “sadece Bayram için yapıldığını” söyledi...

Bence devam etmesi gereken bir program bu, her gün vurdulu kırdılı diziler, şarkılı göbekli zorlama programlar arasında biraz da bu kaliteye gerçekten ihtiyaç var. Kanallar “denemedikçe” anlamıyorlar ama izleyici kaliteyi takdir ettiğini kısa sürede gösteriyor. Hiç değilse reyting endişesi olmayan kanallardan yenilik bekliyoruz.



***




(Not: Dün “İmza atacaklar önce masaya otursun” başlıklı yazımda Cengiz Aktar’ın soyadı yanlışlıkla Aktan olarak yazılmış. Düzeltiyorum.)

DİĞER YENİ YAZILAR