Mardin’deki katliamda hayatını kaybeden 6 çocuk ve 16 kadının arasında 3 hamile kadının da olduğunu duymak gerçekten üzüntümüzü katlayarak arttırdı.
Son zamanlarda her olayı -ne olduğu anlaşılmadan- anında orduya bağlayan bazı gazetelerden/gazetecilerden öğrenmiş olmalı ki Fransız Le Monde gazetesi daha Türkiye’de kimin yaptığı bilinmediği sıralarda:
“Türk ordusu Kürt köyünü bastı, 44 kişiyi öldürdü” haberini patlatıvermiş. Buna neden olanlar Le Monde haberini görünce “İşte uluslararası boyutta bile çok ciddi hatalara neden oluyoruz” diye düşünüp sıkılmışlar mıdır bilmem, hiç sanmıyorum.
Cumhurbaşkanı Gül yaptığı açıklamada “Böyle bir ilkellik, vahşet hepimizi derinden sarstı, milletçe acımız büyük” demiş.
Başbakan Erdoğan ise “Bu olay töre ve eğitimsizlik nedeniyle oldu. Bölgedeki üniversiteleri, eğitim kurumlarını, sivil toplum kuruluşlarını, kanaat önderlerini bir kez daha göreve çağırıyorum” açıklaması yapmış.
Bir dakika, müsaadenizle derin bir “Aah, ahh” çekmek istiyorum. Önce derin ah çekip sonra da kendime bir sakal bulmalıyım. Belki sakalım olursa dinlerler. Öyle çok söylenecek şey var ki!
Öncelikle Başbakan’a “siz daha önce ne zaman üniversiteleri, STK’ları, kanaat önderlerini, eğitim kurumlarını göreve çağırdınız, hiç hatırlamıyorum” demek isterim.
Tam aksine iktidara geldiklerinden beri üniversitelerin, sivil toplum kuruluşlarının, kanaat önderlerinin (örneğin gazeteciler) çekmediği sıkıntı kalmadı, tamamı konuşamaz hale geldiler. Siz bir olayda hiç üniversite, sivil toplum kuruluşu, eğitimci tepkisi, sesi duyabiliyor musunuz artık? Hepsi korkudan sinmiş durumdalar.
İş ciddi, sonunda ya koltuğunu kaybetmek ve uzak bir köşeye sürülmek var ya da Ergenekoncu, darbeci damgası yiyip içeri tıkılmak. Bir kere karar verildi mi sen istediğin kadar “alâkam yok” diye bağır, derdini Marko Paşa’ya anlatırsın.
Töre tamam da, cezası ne?
“Doğu’da, Güneydoğu’daki okuyamayan çocukların eğitim almaları lazım, yoksa ya tarikat/cemaat eline düşüyor, ya da terörist oluyorlar” diye çırpınıp bu yönde sağlığını kaybedecek kadar koşturan insanlara “dinsiz” veya “teröriste burs veriyor” damgası vurulan bir ülkede hangi sivil toplum kuruluşu ortaya çıkabilir?
“O bölgelerde töre cinayetleri önlenmeli, bir gayret gösterin, hiç değilse TV ile eğitin, anlatın” diye ben kaç yıldır sayısız yazı yazdım, 7 yıldır iktidarda bulunanlar (ve tabii daha öncekiler de, gelen gideni aratıyor) acaba bu süre içinde polemiklerden, kavgalardan, iktidar hırsından vakit bulup küçük parmaklarını oynattılar mı ki (tam aksine muhtemelen o uyarılara bakıp “Şimdi ne alâkası var, tam türbanı, dini öne sürerek diğer sorunları örterken bu da nereden çıktı” demekteydiler) şimdi “töre, eğitim” akıllarına geliyor ve “sanki bu kendi görevleri değilmiş gibi” başkalarını göreve çağırıyorlar?
Arka arkaya töre intiharları duyulduğunda acaba hükümet, Kadın Bakanlığı hangi acil önlemi düşündü veya aldı?
Olayın ciddiyetinin fark edilmesi için mutlaka toplu ölümlerin, katliamların olması mı gerekiyor?
Cumhurbaşkanı Gül’ün “ilkellik, vahşet, büyük tepki” şeklindeki sözleri de maalesef hiç inandırıcı değil... Çocuk tecavüzcülerinin ağır hapis cezası almaları (en az 15-20 yıl) ve böylece toplumun da korunması gerekirken serbest bırakıldığı, verilecek cezanın en büyük skandallara imza atan bir Adli Tıp Kurulu’ndan çıkacak rapora bağlı olduğu, trafik cinayetinden planlı cinayete her tür vahşeti yapanların, dev yolsuzlukları, suçları yönetenlerin bırakın hesap vermeyi işinin başında oturtulduğu ve kimseciklerin “TEK KELİME” etmediği bir ülkede Cumhurbaşkanı’nın “vahşet, ilkellik” laflarına ancak “timsah gözyaşları” denebilir.
Vahşet ve ilkellik, kendi iktidarından, keyfinden gezmesinden başka bir şeye kafa yormayan yöneticilere sahip, ekranlarındaki her filmde, dizide (istisnasız) öldürmenin “en doğal eylem” gösterildiği ve farklı “cinayet yöntemleri”nin öğretildiği Türkiye’de artık doğal karşılanmaktadır. Bunları kim bilir kaç kez “kanaat önderleri” haykırarak dile getirdi.
Kaç kez yazılarına “Kadınlar cehennemi”, “Kanunsuzlar ülkesi” başlıkları attılar. (Onlarca kez kullandığım başlıklar...)
Cumhurbaşkanı ve Başbakan, en kısa zamanda bu “artık yutulmayan” lafları bırakarak birlikte oturup (neden olmasın) ülkeye sorunları çözecek eğitimi ve adaleti getirmeye çalışmalılar. Yanlarına yeni Adalet Bakanı ile yeni Milli Eğitim Bakanı’nı da alırlarsa (her ne kadar Kadın Bakanlığı’nda hiçbir ilerleme kaydetmedi, aksine ciddi ihmalleri görüldü ise de) iyi olur. Ağlayıp sızlanmakla hiçbir sorun halledilmiyor!
44 kişiyi öldürenler de, “KANUNSUZLAR ÜLKESİ”nde nasılsa oy uğruna alınacak bir “af” kararı veya ceza indirimleriyle ucuz kurtulacağını biliyor.
Timsah gözyaşları!
Haberin Devamı

