'Tıksırana kadar'.. Müdahale değil mi!

Haberin Devamı

Hiçbir olayın gerçek yüzü yok artık.. Gerçekler hep birtakım maskelerin altında gizleniyor ve olaylar halka bambaşka yansıtılıyor. Eh, ülkedeki neredeyse tüm medya da “tek ses”e dönüştürüldüğü için gerçeği mumla arasan zor görürsün durumu mevcut.

Özellikle de yanlış anlaşılması kolay, çoğunluğun hassas olduğu konularda tamamen bu hale geldi. Örneğin; içki satışının neredeyse imkansız hale getirilmesine “ne oluyor, Arabistan mı olduk” diyecek olursan “aa, bunlar içkici de ondan” tepkisi hemen bir yerlerden geliyor. Üstelik soruyu soran bunu ‘kendisi içtiği için değil, özgürlüklere müdahale olarak gördüğü için’ yapmışsa bakıyorsunuz tepkiyi gösteren kişi her akşam içen biri.. Yani komedinin dik alası bir karmaşa.. (İran, Suudi Arabistan gibi baskı rejimlerinde bile içkinin vatandaşlar tarafından yapıldığını ve o sıkı yasaklara rağmen içildiğini bilmeyen var mı?)

Ve tabii, işine geldiğinde “demokrasiyi, özgürlükleri” dilinden düşürmeyen liberal ve de demokratlar, özgür olması gereken tüm kurumlara ve vatandaş özgürlüklerine müdahale olduğunda ‘bu müdahaleleri destekler ’ tutum içine girince, toplumun diğer ‘tepki verebilecek’ kesimleri de üç maymunları oynayınca her şey yapılabiliyor, söylenebiliyor.

‘BEN TEMİZİM, ONLAR DEĞİL’

Örneğin; içkiye ya da satışına getirilen yasaklardan söz ediliyorsa millete kendini ‘içkiye karşı’, “insan özgürlüklerine müdahale edilemez” diyenleri de ‘içkici’ gösteriveriyorsun olay bitiyor. Aynen “okullar ve devlet dairelerinde ‘tüm dini kıyafet ve simgeler’e devletin tarafsızlığı açısından izin verilmemeli” diyenlere, sadece türbanı öne sürerek ve din bundan ibaretmiş gibi “onlar dindar değil de bu nedenle karşı çıkıyorlar” demek kadar yanlış ve anlamsız!

Başbakan Erdoğan “8 yıldır kimin yaşamına müdahale ettik, tıksırıncaya kadar içiyorlar” demiş. Cümledeki “fiil”in “özne”sini sormak geliyor akla hemen; Kim bu içenler ? “Özgürlüklere siyasi müdahale olamaz, mesela bir restoranda ailelerin yanından ‘içki içiyorsunuz’ bahanesiyle çocuklar alınamaz” diyenler mi? Demokratik bir ülkede bu tür bir tepki göstermek için ‘mutlaka kendinizin içki içiyor olmanız gerekmediğini’ Başbakan bilmiyor mu? Elbette biliyor ama seçmene “onlar içkici, biz değiliz” duygusu vermek puan kazandırdığı için yine de yapılıyor.

SONRA DA SALDIRI..

Ayrıca kendi kişisel tercihi olarak içki içen vatandaşlara “tıksırıncaya kadar içiyorlar” şeklinde hakaret gibi bir ifade “yaşama müdahale”nin ta kendisi değil midir? Eğitimsizin de yobazın da bulunduğu bir ülkede, bir başbakan bunu söylerse “içki bile verilmeyen, davetlilerin kapıda meyve suyu içtiği sergiye taşlı sopalı saldırı” yapılmasını kınamak mümkün müdür?

Kuveyt, Katar, Yemen, Ürdün, Libya, Suriye gibi ülkelerle ayrılmaz olduk, vizesiz geçiş hakları ve “Biz birbirimize yeteriz” gibi sözlerle, “Şengen” yerine “Şamgen vizesi” buluşlarıyla AB’den çok “Ortadoğu Birliği”ne yaklaştık. Ama onların vatandaşları “bizdeki baskı Türkiye’de yok” diye buraya koşarken, burayı da oraya çevirmek şart mı? Giderek farksız bir hale geliyoruz ve bunu bizden önce o ülkelerin vatandaşları söylüyor.

***


ABD’den medya baskısına kaygı!

ABD’de “Freedom House” isimli insan hak ve özgürlüklerini izleme örgütü Özgürlük Raporu’nda Türkiye’ye “7 üzerinden 3” vermiş. Okulda bir dersten bu puanı alsanız kahrolursunuz değil mi? Biz ülke olarak bile olmuyoruz ki geçen yıl da aynı puanı almışız.

Örgütün raporunda “özellikle basına yönelik muamelelerden kaygı duyulduğu” vurgulanmış. Halihazırda TV ve gazeteler dünyanın da fark ettiği ciddi bir baskı altında tek sesli hale gelmişken RTÜK Yasası ile “RTÜK’ü bile dışlayan bir yetki” veriliyorsa bu tartışılmaz mı, muhalefet partileri sormaz mı? Ya da halka anlatılmaz mı? İktidar “kimseye, yargıya, medyaya, halka hesap borçlu değil” demek midir?

HANGİ DEĞER, HANGİ MAHREMİYET?

Zaten RTÜK’ün ne yaptığı da belli değil, bu kadar tepki gösterilmesine rağmen daha ilk bölümde Muhteşem Yüzyıl’a “toplumun manevi değerlerine ve aile yapısına aykırı bulduğu için, ayrıca tarihi bir kişiliğin mahremiyetine saygı gösterilmediğine hükmederek” diziye uyarı cezası vermiş. “Dizideki ihlallerin devamı halinde programın yayınının 1 ile 12 kez arasında durdurulacağını” belirtmiş.

Toplumun hangi manevi değerine, aile yapısının nesine aykırı bulmuş, o bilinmiyor. Kanuni’nin mahremiyetine saygısızlık olarak “hangi sahneleri” gösteriyor, dizideki saygısızlık somut olarak nedir, belli değil. Keyfine göre RTÜK böyle uygun görmüş. Bu durumda istemediği bir başka programa da “keyfe göre başka bir aykırılık” bulması ne kolay değil mi? Aynı RTÜK’ün bir yandan da “reytinglerin belirlenmesine müdahalesi” mümkün olursa (ki bu da gündemde) TV’de program mı kalır? ABD’deki özgürlük örgütleri daha kimbilir neler görecekler!

***


Sarıgül’e başsağlığı

Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül bir vatandaşın sıkıntısını, üzüntüsünü duyduğu anda yardıma koşmasıyla tanınır. Bu insanların kendi ilçesinde oturup oturmadığı önemli değildir, başka ilçede de olsa o elinden geleni yapar. Özellikle “en zor durum” olan can kaybı halinde ailelerin üzüntüsünü hafifletmek için çırpınır. Kesinlikle “önce insan”dır yani..

Mustafa Sarıgül’ün babası Hakkı Sarıgül’ü kaybettiğini üzülerek öğrendim. İki yıl önce annemi kaybettiğimde en içten ve hiç unutmayacağım yakınlığı bana da gösteren Sayın Sarıgül’e başsağlığı diliyorum. Babacığı nur içinde yatsın, yeri cennet olsun!

DİĞER YENİ YAZILAR