THY çok değişti, çok!

Telefonda İmren Aykut'a bir gün önce uçakta çektiklerimizi anlatırken "Bu kadar tesadüf olmaz, Hıncal Uluç da aynen anlattıklarını yazmış bugün, oku" dedi

Haberin Devamı

Telefonda İmren Aykut'a bir gün önce uçakta çektiklerimizi anlatırken "Bu kadar tesadüf olmaz, Hıncal Uluç da aynen anlattıklarını yazmış bugün, oku" dedi.

Bir gece önce geç saatlere kadar uyuyamadığım için sabah da uyanamamış ve henüz gazetelerimi okumamıştım. Okuyunca gördüm ki o da THY'den çektiklerini ve insanların "tepki gösterme" konusundaki umutsuzluğunu yazıyor. Aynı günlerde aynı şeyleri hissetmişiz demek ki. Üstelik yalnız da değiliz, kiminle konuşsam benzer hikâyeler anlatıyor.

Ama şu "tepki" konusu önemli. "Tepki göstermediğimiz için hep aynı kafada devam ediyorlar. Biz eşeğiz de ondan" diyor Hıncal. işte burada biraz durmak lâzım. Tepki gösterdiğimiz konularda bir ilerleme var mı? Tepkileri dinleyen ve en ufak bir değişiklik yapan var mı? Bir ülkede "ilkeler" ve "adalet kavramı" hızla yok olup giderse, en ağır suçların bile cezası verilemez ve suç, suç olmaktan çıkarsa, toplum vicdanı ve denetimi bu sekilide sıfırlanır ve insanlar her şeye alışırlarsa, devlet bile kendisiyle ilgili veya kendi içindeki suçları sonuçsuz bırakırsa öyle bir noktaya gelinir ki o noktada halkı tepkisizlikle de suçlayamazsınız artık.

Pazartesi günü ailece saat 12.30'daki Bodrum uçağına bindik. Hiç tatil yapamayan bir aile olarak birkaç gün dinlenme umuduyla Bodrum'un sakin ve uzak bir köşesine gidiyoruz.. Uçak kalktıktan bir süre sonra sarsıntı başladı. "Acaba bir arıza mı var?" diye düşündüm bir ara, sonra düzeldi. O arada içecek ve sandviç servisi yapmaya başladılar. Sandviçler de kalkmış, yerine "Tuzlu mu, tatlı mı?" diye sorarak birer çörek veriyorlar. Sert, aslında tatlısı da, tuzlusu da tatsız tuzsuz şeyler. Açsanız zoraki bir iki ısırık alıyorsunuz. Kabin görevlisine "Bu nedir, otobüslerde bile daha iyi bir servis var" diyecek oldum, kulağıma eğilerek "Biz de çekinerek veriyoruz inanın ama elimizden bir şey gelmiyor" cevabını verdi.

Onlar uzaklaştılar, Bodrum'a yaklaştık ve uçak yeniden ve bu kez şiddetle sallanmaya başladı. "Kemerlerinizi bağlayın" anonsu yandı ve bende tansiyon hızla yükseldi ki düşüşe geçtik, inanın bana hiç bir abartı yok, düşüyoruz resmen... Bir uçurumdan düşer gibi hızla aşağı doğru yaklaşıyoruz, pencereden orman görünüyor aşağıda. Otuz yıldır dünyanın bin köşesine uçtum, bir buçuk yıl her hafta TV programı için İzmir'e aynı gün gidip döndüm, bindiğim uçaklara defalarca yıldırım çarptı, hava boşluğuna düştü ama ben hayatımda ne böyle bir düşüş gördüm, ne de böyle şok yaşadım.

Hem düşüyoruz, hem de aynı anda sağa sola savruluyoruz. Yürüyerek yanımdan geçen hostes bir anda havalandı ve çığlık atarak dizlerinin üstüne kapaklandı. Aynen filmlerdeki gibi, inanılmaz bir görüntü.

"Demek uçaklar böyle düşüyor, artık kurtulmamıza imkân yok. Herhalde motorlar durdu" diye düşündüm ve kulaklarımın arkasından buz gibi bir su akmasına benzer bir duygu hissettim. İnsanın ödünün patlaması bu olsa gerek. İtiraf ederim hayatımda ilk kez gerçek korkuyu tattım.

Uçağın burnu da aşağı dönmüş, hızla inerken yavaş yavaş düzeldi ve sarsıntı yavaşladı. Bir süre sonra yine de sallana sallana, paldır küldür indik alana.

Kızlarım o arada ellerimi açarak ve onlara bakarak yüksek sesle dua ettiğimi ve "bir daha asla uçağı binmem" dediğimi anlattılar sonradan.

İnmeden önce hosteslerle konuştum ve pilotun ismi ile yaşını sordum. Birkaç dakika geçmeden 65 yaşlarındaki pilot Tuğrul Madak yanımdaydı;

- Beni sormuşsunuz...
- Evet sordum. Hayatımın en berbat uçuşuydu ve bu uçuşu yaptıran kişinin adını merak ettim.

Ne cevap verdi biliyor musunuz?

"Ama başka kimsenin bir şikâyeti yok."

İşte yaşadığı şokla hâlâ titremesine rağmen o ana kadar sakin olmayı kendine tekrarlayıp duran Ruhat'ın bam teli o saniye koptu;

"Onların yok beyefendi çünkü olsa da bir faydası olmayacağını biliyorlar. Susmaya alıştırıldılar. Sessiz ve çaresiz bir sürü olduk artık ama ben susmuyorum. Hayatım kıymetli ve onu tehlikeye atanı da bilmek istedim. Üstelik ben gazeteciyim, araştırmak için böyle bir hakkım da var."

Yanından ayrılırken "Gazeteci olduğunuzu biliyorum, sizi tanıyorum" dedi.

Şoku atlatmam saatler sürdü. Akşam deniz kenarında İlhan -Binhan Kesici ve mimar Turhan - Zuhal Kaşo ile konuşurken benzer sarsıntılı THY uçuşlarının, rötar, uçakta saatlerce bekletme ve servisin son günlerde çok kimsenin şikâyeti olduğunu öğrendim. Hele Binhan Kesici'nin iki hafta önce bir Antalya uçuşu var ki, akıllara seza.

Bir başka yazıda onu da anlatırım.

Şimdilik "THY nereye koşuyor?" sorusu ile bitiriyorum. Bu ne gidiş böyle?



Kalp hastalarının zaferi!
Ünlü kalp cerrahı Bingür Sönmez ve ekibinin ameliyat ettiği üç kalp hastası ile Ağrı Dağı tırmanışı hastaların zaferiyle sonuçlandı. Doktorlar 1.80 yere serilip geride kaldı ve çıkışı atla tamamlarken hastalar hiç zorlanmadan finişe vardılar.

By pass ameliyatı geçiren hastalara özgüven kazandırmak açısından ve tıp adına çok önemli bir gösteriydi bu. Ben bu denemenin başarıyla sonuçlanacağına emindim ve onları gönülden destekledim.

Dr. Bingür Sönmez, Dr. Deniz Şener, AKUT üyeleri ve aktivitede yer alan, destek veren herkesi kutluyorum.

DİĞER YENİ YAZILAR