Terörü bitirmenin faturası ne olacak?

Haberin Devamı

Daha “açılım” diye başladıkları ilk günlerde hükümetin vaatleri ve söylemlerinin DTP (bugünkü BDP) nin asıl istediği şeylerle hiçbir ilgisinin olmadığını söylemiş, bunları TV’de Kürt aydınlarla da tartışmıştık.

Biz ‘Hükümetin açılımı ile BDP-PKK’nın açılımı çok farklı, terör durdurulmadan, örgüt silah bırakmadan vaatlerde bulunmak yanlış’ dediğimizde veya muhalefet partileri “Hükümet kimseye danışmadan, tartışmadan vaatlerde bulunuyor, sonra da bize ‘haydi gelin siz de katılın, destekleyin’ diyor” tepkisi gösterdiğinde;

“Bunlar terör bitmesin, analar ağlasın istiyor” popülizmi yapılmıştı. Oysa “Terörü arttırırız” tehditleri altında terörü bitirme pazarlıkları yapılırsa sonunda işin bu noktaya varacağı açıkça ortadaydı.

PKK lideri Öcalan ilk yakalandığında “Türkiye Cumhuriyeti’ne her türlü hizmeti vermeye hazırım” derken süregelen yanlış politikalarla, açılım diye başlatılan hatalı süreçle şimdi Türkiye Cumhuriyeti’ne “Güneydoğu’yu özerk Kürt bölgesi yapacaksınız” dayatması yapacak noktaya geldi.

Bu noktaya gelinmesinde Hükümet’in artık kabul etmesi gereken yanlışları kadar, terör örgütüne ve onun siyasi uzantısına kanlı saldırılar sonrasında bile destek veren, gelinecek noktayı bilmelerine rağmen; özerklik talebini “Kürt sorunu” adı altında yıllarca gizleyen gazete ve gazetecilerin, bazı akademisyenlerin büyük rolünü unutmamak lazım.

Onlar bir yandan orduya , bir yandan yargıya hakaretler yağdırır, hatta mümkünse kökünün kazınması için uğraşırken hiçbir zaman tarafsız bir gözle “Herhangi bir açılım için her şeyden önce terör örgütünün silah bırakması sağlanmalı” demediler. Çünkü silah bırakma son koz olarak bugünlere, “özerk bölgeyi vermezseniz terör örgütü silah bırakmaz” tehdidine saklanmıştı. Tabii daha PKK ile Öcalan’ın affı ve siyaset yapması gibi istekler de var, bununla bitmiyor yani...

Şimdi Hükümet’e o günlerde anlamadığı uyarıların ne anlama geldiğini anlattılar. Bakalım terörün bitmesi karşılığındaki dayatmayı şimdi nasıl çözecekler? Gül’ün deyişiyle devlet hangi yöntemi deneyecek ?

Ve PKK gibi uluslar arası destekli , hatta vizesiz geçiş hakkı verilen ülkeler tarafından desteklenen, onun için de asla İRA ile benzerliği olmayan PKK’ya İRA benzetmesi yapanlar bu durumda ne önerecek?

Ülke yönetenler, terörle mücadelenin elini tutup, Kuzey Irak ’a karlar altında operasyona çıkmış orduyu geri çekerken, bir yandan PKK ile anlaşmalar yapan ABD ’ye körü körüne inanırken bugünleri düşünmeleri gerekirdi. En önemli sorunları günlük siyasete malzeme yapmamaları gerekirdi.

Ama ne yazık ki sonunda tüm yanlış adımlar usta söylemlerle gizleniyor, faturayı da yine millet ödüyor!

***


Atatürk korkusu tam gaz!

Ölümünden 72 yıl sonra bile Atatürk ’ün bu ülkeyi kurtarmış olması, laik-demokratik Cumhuriyet rejimini kurmuş olması, toplumun ona olan sevgisi ile hala aydınlatan ışığı birilerini nasıl da rahatsız ediyor. Onun getirdiği laiklik sayesinde Türkiye’nin şu anda yeryüzünde demokrasi olarak kalmayı başarabilen ‘tek Müslüman çoğunluklu ülke’ olduğunu görmelerine rağmen rahatsızlıkları bitmiyor. Korku mudur, nefret midir, Atatürk bunu hak etmek için ne yaptı belli değil.

Konu ne olursa olsun lafı döndürüp dolaştırıp ona getiriyorlar. Mesela Anayasa Mahkemesi raportörü olmasına rağmen “Anayasa Mahkemesi’ni yok sayın ” diyebilen Demokrat Yargı Derneği eş başkanı Osman Can kitabında; “27 Mayıs’ta solcu, 12 Eylül’de dindar Atatürk yaratıldı ” demiş. Bu devirde her istediklerine her etiketi yapıştırabiliyorlar ama düşünün, milletin sevgisiyle, gücüyle bir mucize başaran milli kahramanı darbelerle yan yana getiriyor. Darbecilerin ideolojilerini, hatalarını ona yapıştırıyor. Sanki Atatürk’ün veya herhangi bir insanın dindarlığını tartışma hakkı kendisine ya da bir başkasına verilmiş gibi, dindarlık dediğimiz şey ortalıkta sergilenmeli ve bilinmeliymiş gibi aslında onun dindar olmadığı imajını yaratıyor. Durup dururken...

Daha beteri de var. Perşembe günü bir yazar, Sabah’taki köşesinde Atatürk heykelleri, okulları, Atatürk Caddesi, Atatürk eşyaları satan tezgâhlarla dalga geçiyor “Yeri göğü Atatürk ile doldurdular, yine de tatmin olmadılar” diyordu.

Yazının asıl ilginç bölümü koluna, sırtına Atatürk’ün imzasını dövme yaptıran genç kızlarla ilgili bölümdü. “İstanbul’da da görüldüğünü ama asıl İzmir’in Atatürk dövmeli genç kızlarla dolu olduğunu söyledikten sonra dövmeli bir genç kızla, tanımadığı bir erkek arasında geçen diyalogu yazmıştı. Erkek kıza dondurma ısmarlamak isterken “Ben de Atatürkçüyüm, bakın ben de o kutsal imzayı göğsüme yaptırdım” diyor. Kızın cevabı şöyle;

“Siyah tüyler biraz kapamış ama yine de seçiliyor. Gömleğinizi ilikleyin de gidelim. Siz Gündoğan mitingine katılmış mıydınız?”

Ülkenin dört bir yanından on binlerce insanın katıldığı Cumhuriyet mitingleriyle ve Atatürkçü kadınlarla ilgili “Bu mitinglerdeki kadınlar dekolte giyinmişlerdi” benzeri karalama, yozlaştırma gayretlerini bir zavallı kadın akademisyenin ağzından bile duydu bu ülke... Atatürk’ü sevmeyi dekolte giyinmekle, içki içmekle veya dindar olmamakla özdeşleştirerek ona olan sevgiyi azaltma gayretlerinin örümcek kafalardan, aydın olması beklenen kafalara transfer edildiğini gördü.

Ama ben Sabah yazarının bu sözleriyle ne anlatmak istediğini doğrusu kendisinin açıklamasını bekliyorum. İzmirli Atatürk’ü seven genç kızlar hiç tanımadıkları bir erkekle iki dakikalık bir konuşma sonunda “Hadi gömleğini ilikle de gidelim” mi diyorlar? Böyle demeleri çok mu doğaldır? Peki, koluna Atatürk dövmesi yaptırmayanlar da mı böyle diyor?

Kısacası bu cümlelerin açıklanması gerekir ki Atatürkçülükle alakasız konuların özdeşleştirilmesine artık bir son verilsin. Yaptığı iyilikler karşılığında Atatürk’ün ruhuna azap vermeye kimsenin hakkı olmadığı gibi bu haksız yorumlar çağdaş, Atatürkçü sivil toplum kuruluşlarının eğitim yardımı yapmak istediği kızların ailelerini bile etkiliyor.

DİĞER YENİ YAZILAR