Terörist yerine “savaşçı”

Haberin Devamı

Bugün sizinle bana gelen bir mektubu paylaşacağım. Yazılarımda ve TV programımda sık sık değindiğim ama nedense “Dışişleri’nin bu konuda hâlâ özel bir gayreti olup olmadığını” bilmediğim, Türkiye için çok önemli bir noktayı anlatıyor.

Kendilerine karşı bir eylem olduğunda yapanlara anında “terörist” diyen ABD ve AB medyasında PKK’dan sürekli olarak “savaşçı” veya “gerilla” diye söz edilmesi Türkiye tarafından (aynen Ermeni iddiasında uzun süre sessiz kalınması ve bu nedenle artık dünyaya anlatmakta çekilen zorluk gibi) hâlâ önemsenmiyor.

Oysa Serhat Yarangümelioğlu durumun ciddiyetini gayet güzel anlatmış, birlikte okuyalım...

“İyi günler Sayın Mengi ,

Ben Hacettepe Üniversitesi’nden geçen sene mezun olmuş ve tecil hakkı devam etmekte olduğu halde, Dağlıca baskınından itibaren artarak devam eden teröre karşı bireysel bir çaba gösterebilmek için erken askerlik kararı aldırmış bir T.C vatandaşıyım. Bir asker çocuğu olmanın da verdiği bilinç nedeniyle, örneğini en son geçtiğimiz cumartesi günü gördüğümüz haberler beni çoğu insandan daha çok etkiliyor. Kendimden yaşça küçük olan ve sırf imkansızlıktan ve yeterli eğitimi alamadıkları için doğuya er olarak sevk edilen gençlerin şehit haberlerini gördükçe, bugüne kadar bana sunulan imkanları içime sindiremedim ve vatani görevime bir an önce başlamak istedim. Eminim dışarıda benim gibi düşünen ve bu yönde adımlar atan daha pek çokları vardır ancak aşağıdaki linkte görebileceğiniz türde haberler çıktıkça sıradan bir vatandaş olarak hepten çaresiz bir durumda olduğumu hissediyorum.

Askerlerimiz zor koşullarda mücadele verirken, bu mücadelede bize en çok destek olan kuşkusuz müttefiğimiz Amerika’dır (!). Ve bu sadık müttefiğimizin uluslararası basında önemli bir yer teşkil eden yayın kuruluşu CNN International’ın internet sayfasında çıkan bir haber, neden kendimi çaresiz hissettiğimi açıklayacaktır. PKK’nın ” Kürdistan Worker’s Party “ adıyla sanki bir halk kurtuluş örgütüymüş gibi gösterilmesini, bu terör örgütü içerisinde yer alan bölücülerin ” Terrorists “ yerine ” Fighters “ adı altında sanki özgürlük savaşçılarıymış gibi görülmesini ve dağdaki hayatlarının sempati ile anlatılmasını sindiremedim.

Yazı, örgüt üyesi bir kadının sözleriyle başlıyor, ” Erkek egemenliğinde dönmeyen, toplumun kadınlarının baskı altında tutulmadığı ve herkesin koşulsuz eşitliğe sahip olduğu bir ülke istiyorum “ diyor. Babasını öldüren Türk ordusundan intikam alıp Kürt ve kadın hakları adına savaşmaya karar vermiş.

Keşke CNN’in yazısı bu çizgide son bulsa ancak devamında örgüt bambaşka bir görüntüyle anlatılıyor.

Yazının ortalarında örgütün, erkek egemen dünyaya karşı ideolojik bir savaş verdiği ve kadınların burada kendilerini ortaya koyabildikleri belirtiliyor. (CNN muhabiri kaçakçılık geliriyle beslenen liderlerin yönettiği ve toprak kapma çabasındaki bu örgütün, tüm bu amaçlardan daha üstün ve daha yüksek bir göreve hizmet ettiğini söylüyor. Eşitlik ve özgürlük için mücadele veren komünist bir yapılanma. Meğerse amaçları bölücülük değilmiş, biz 30 yıldır yanlış anlamışız.)

İlerleyen satırlarda PKK liderlerinden birine (sanki meşru taraflardan biriymiş gibi) ait ” politik bir çözüme hazırız “ sözlerine yer verilmiş. Devamında şöyle diyor ” Uzun vadede bir çözüm olacaktır ama bunun için önce Türkiye’nin hapisteki liderimizi serbest bırakması, bize karşı operasyonları durdurması ve bize yaptığı zulümden vazgeçmesi gerek. “ (Sanırım Usame’yi , Muktada El Sadr’ı ve Talibanı terörist olarak görmekle hata ediyoruz... Amerikan basını ve halkının PKK’yı özgürlük savaşçısı olarak görmesi endişe verici. Çünkü bu satırlar, ileride dış politikada bir hamle yapmazsak nelerle karşılaşacağımızı net bir şekilde gözler önüne seriyor. Ve bugüne kadar son 6 yıldır yapılan hamlelerin de pek iç açıcı olduğunu söyleyemeyeceğim.)

CNN’in bu haberi yenilir yutulur bir haber midir? Yoksa ben mi fazla hassas düşünüyor ve buradaki niyeti kötüye yoruyorum bilmiyorum.

Saygılarımla,

Serhat Yarangümelioğlu”

Dışişleri Bakanlığı’nın ilgili birimleri (yoksa oluşturulmalı) yabancı basını dikkatle izleyerek gereken uyarıları zamanında yapmak zorundadır. Yoksa yine geç kalınacak!

(Not: Yazıdaki parantezler bana değil, mektubu yazan okuyucuya aittir. R.M... Haberde söz edilen link: http://www.cnn.com/2008/WORLDmeast/10/06/iraq.pkk/index.html)

*****



‘Yargının işi’ymiş!

Çalışma Bakanı Faruk Çelik “Deniz Feneri konusunda suçluları aramak ana muhalefet partisinin işi değildir, yargının işidir” demiş.

Bu sözlere Fatih Terim’in en favori lafıyla cevap vereceğim: Yanlış...

Ana muhalefet partilerinin neyi takip edeceğine karar vermek çalışma bakanlarının işi değildir ama “ana” olsun olmasın muhalefet partileri iktidarların ilgisi belirlenmiş yolsuzlukları sorgulama, izleme hakkına elbette, her demokratik ülkede sahiptir.

Bırakın Türkiye’yi, Deniz Feneri ile Türk hükümeti ilişkisi Almanya’da Sol Parti’den biri Türk, ikisi Alman milletvekilleri (aynı zamanda Meclis Grup Başkanları) tarafından Federal Meclis’e önerge olarak sunuldu. Aynı zamanda Alman hükümetinin bu davaya neden sessiz kaldığı soruldu.

Bu da yetmedi, Almanya tarihinin en büyük bağış skandalı olarak kabul edilen Deniz Feneri davasıyla ilgili bir önergede Almanya’nın Aşağı Saksonya Eyalet Meclisi’ne verildi...

Demek ki neymiş, siyasi partiler hükümete (bağlantısı olmasa dahi) o ülkedeki yolsuzluklarla ilgili soru yöneltebilirmiş.

Hele de o ülkede açılması gereken yolsuzluk davalarının başlaması, “yargının işini” yapması hükümet tarafından engelleniyor, geciktiriliyorsa...

Biz de bir soru soralım bu ülkede bakanlar en basit siyasi kuralları bile bilmeden mi bakanlık yapıyorlar?

DİĞER YENİ YAZILAR