Şehit cenazesi çıkmayan gün geçmiyor. Devletin zirvesi elde kalan az sayıdaki orgeneral ve oramiraller arasından “Genelkurmay başkanı, kuvvet komutanı seçmekle ve YAŞ toplantısında terfileri konuşmakla” meşgulken teröre şehitler verdik, ağır yaralanan askerler oldu. Şimdi artık seçildiler ama bu arada aynı hızla şehit vermeye devam ediyoruz.
“Şehit” demek sanki dile kolay, bebekleri beşikte veya gencecik eşleri dul, ailelerinin yuvası başına yıkılmış, ağıt yakan anaları kendini paralıyor, biz ise “2 şehit daha”, “13 şehit daha”, “kanları yerde kalmayacak” diyor ve iki gün sonra hiç olmamış gibi alakasız konulara yoğunlaşıp olanları, ölenleri unutuyoruz.
HANİ ANALAR AĞLAMAYACAKTI?
Van’da yol kontrolü yapan askeri konvoya PKK’lı teröristlerin saldırması sonucu 3 şehit daha verdik. Bunları yazarken yenilerinin gelebileceği gibi bir paranoya oldu bende artık, öylesine aralıksız ve amansız bir terörün içindeyiz. “Bayramdan önce terör örgütünün ‘büyük bir saldırı’ planı içinde olduğu” haberleri dolaşıyor.
Ama terör sorununun çözümü için ancak Ekim’de Meclis’in toplanması beklenecek, o zamana kadar ciddi ve köklü bir çözüm arayışı görünmüyor, görünmediği gibi “Böyle bir arayışın içinde oldukları, İktidar-muhalefet- TSK el birliğiyle daha sıkı önlemler alınması için çalıştıkları” gibi açıklamalar bile yok. Peki hani “açılım” tartışmaları sırasında “artık analar ağlamayacak” deniyordu?
EVLADINI ASKERE GÖNDERENLER..
“Kendilerini o şehit analarının yerine koyup Ekim’e kadar beklemeyi öyle düşünsünler” demiyorum, Allah kimseye evlat acısı göstermesin ama o analar gece gündüz demeden ağlıyor, çocuklarını askere gönderen tüm analar da.. Her geçen gün, hatta saat onlara “yıllar gibi” geliyor, nasıl beklesinler Ekim’e kadar? Bayram öncesi için verilen alarm nasıl beklesin?
Hükümet başta olmak üzere Meclis terör için mutlaka toplanmalıdır, hiç beklemeden!
Cezalarda anlaşılmaz çelişki!
AKP Milletvekili ve gazeteci Mehmet Metiner’e suikast hazırlığı iddiası ve 100 otomobilin molotof kokteyli atılarak yakılmasına ilişkin sanıklar hakkında “PKK üyesi olmak ve patlayıcı maddeyle mala zarar vermek” suçlarından 197 veya 1014 yıla kadar hapis cezası istenmiş.
Olabilir, eğer suikast iddiasının gerçekliği anlaşılmışsa veya anlaşılırsa (ki ellerinde bununla ilgili kesin ifadeler olduğu belirtiliyor) en ağır cezalar verilebilir. Araçlara molotof kokteyli atmak da ağır cezayı hak eder. Ama yine ortada büyük bir çelişki var; Daha önce PKK’lıların bir otobüse attıkları bombalarla ölen lise öğrencisi genç kızın suçlularına da benzer cezalar verildi mi, öncelikle bunu duyduğumu hatırlamıyorum.
HABUR MESELESİ
Sonra madem ki “PKK üyesi olmak” bu kadar ağır cezaya tabidir, bunu hak ettiğine de kimsenin itirazı olamaz, o zaman Habur’dan gelen PKK’lıların ayağına mahkeme kurduktan sonra hepsini serbest bırakmak nasıl açıklanacak? Türkiye’de her konuda çelişkiden geçilmiyor ama bu da hiç gözden kaçacak gibi değil.
Aynen “darbe hazırlığı yapılıyordu” iddiası ile sivil-asker yüzlerce insan aylar-yıllar boyu hücre hapsi altında tutulurken ülkeye somut zararlar vermiş “gerçek darbeci ve muhtıracıların” serbestçe dolaşması gibi.. Bu çelişkileri millete açılamak yargının görevidir ama nerede?
Koruyanlar ve saldıranlar!
Nasıl da çok mektup geliyor “çaresiz sokak hayvanları”na çözüm bulmakla ilgili. Onlara yardım için çırpınanlar, sokaklara “kap içinde yemek” ve tabii su bırakanlar..Annesini kaybetmiş küçücük kedi yavrularını sahiplenenler..
Ve bu arada “kendilerine saldıran köpekler”den şikayet eden, sitelerde-apartmanlarda “tek bir kedi” istemeyen, hatta Nişantaşı’ndaki bazı apartman ve restoranların görevlileri tarafından “bahçelerine giren kedi yavrularının öldürüldüğü” haberlerini de alıyorum. Nişantaşı’ndaki Belediye Parkı’na yaptırdığım, onları soğuktan-sıcaktan koruyacak küçücük kedi kulübesinin bile “birileri tarafından yıkıldığı” haberini verdiler dün. Arkadaki binada oturanların tehditleri sonunda iş görmüş demek ki...
Ama onları koruma altına almayı da başaracağım sonunda, belediyeler ve iyi kalpli gönüllüler bu sorunu çözecek. Beşiktaş Belediyesi’nin parkları ve Nilgün Sönmez’in kendi yaptırdığı kedi barınağı ile ilgili yazılarım yolda..
(Not; Levent’teki Zorlu inşaatın önünden kaybolan “Tüylü” isimli köpeği araştırdım.Sonunda “Üsküdar Hayvan Barınağı’nda olduğu” haberi verildi. Onu seven ve arayan gönüllülere duyurmuş olayım.)

