Çok şeye şaşırıyor ve üzülüyorum ama bunlar arasında biri diğerlerini açık farkla bastırıyor. Haydi sokaktaki adam olayları yanlış değerlendirebilir, duygularının etkisinde yanlış konuşabilir, düşmanca duygulara kapılabilir ama ya bu ülkede “aydın” denen, böyle tanımlanan veya kendini bu sınıfa sokanlar?
Özellikle AKP’ye kapatma davası açıldıktan sonra bazı köşe yazılarındaki gerçeğe uymayan yorumlar, bu davadan sanki laik rejime saygılı herkes sorumluymuş, herkes bir çete psikolojisiyle hareket ediyormuş ya da çete mensubuymuş, herkes CHP’li, herkes ordunun adamı ve dava açılmasını da o istemiş gibi yanlış ve düşmanca ifadeler, bazılarının açıkça toplumu şiddete teşviki, AKP’yi eleştiren meslektaşlarından nefret eder gibi tavırlar ve hücumlar... Gerçekten inanılır gibi değil.
İnanılmaz olmaktan başka bir de insana “Siz nasıl demokrat, nasıl aydınsınız ki farklı görüşlere nefret kusuyorsunuz. Siz bunu yaparsanız toplum ne yapmaz, istediğiniz kavga mı, çatışma mı” dedirtiyor.
Gazetecilerin (ve diğer vatandaşların) farklı görüşlere sahip olması doğaldır, çoksesliliğin gereğidir ve bunu gösterir. Farklı görüşleri, tepkileri nefretle karşılayan ve pek demokrat havada bu nefreti yansıtanlar arasında daha önceki hükümetler döneminde neler olduğunu, medyanın benzer tepkilerini ve hatta bu tepkiler nedeniyle eski başbakanların medyayla kavgalarını iyi bilenler var.
Kızdıkları meslektaşlarının o dönemde de “kendileri gibi iktidarın yanına geçmediğini, onlarla arkadaş ilişkileri kurmadığını, bağımsız ve yanlışları eleştirmeye hazır olduklarını, aynı şekilde eleştirdiklerini” de iyi biliyorlar.
PROBLEMLİ DEMOKRAT!!
Ama şimdi, nasıl oluyorsa artık düşman kutuplar halindeler... Anlaşılmayan bu işte...
Neden? Neden herkes sizinle aynı görüşte olmak ve iktidar partisini “kendi üyesi gibi” desteklemek zorunda? Bu mudur demokrasi ve demokratlık?
Sizin demokratlığınız bu mu? Eğer buysa asıl utanç verici olan ve sorgulamanız gereken de budur. Neden daha önceki iktidarlar döneminde farklı görüşlere yok jakobenler, yok seçkinciler, elitler, çeteciler, darbeciler gibi etiketler yapıştırmadınız da şimdi yapıyorsunuz, probleminiz ne?
Bir meslektaşımız “AK Parti’nin kapatılmasını isteyenlerin sözcüleri de söylemleri ile demokrasiyi rejimin zaafı veya tehdidi olarak gördüklerini ifade etmiyorlar mı” diyor meselâ... Hep “Kim bunlar” diye sormak istiyor insan, kim bunlar?
Kim kapatılmasını istiyor, kim onların sözcüsü, kimmiş demokrasiyi “rejimin zaafı” gören salak veya salaklar? Genelleme yapacağınıza açıkça yazsanıza!
Daha sonra Türkiye’yi AB’ye üye adayı yapanın AK Parti ve Erdoğan olduğunu ama “O yapacağına düşman yapsın” yaklaşımında bulunanlar olduğunu söylüyor. Kim bunlar?
Erdoğan’ın AB hedefinden sapmaması, gösterdiği gayretler şüphesiz rakipleri tarafından bile takdir edilmiştir ama bir yandan bunu yaparken diğer yanda İslâmcı kadrolaşma, katrilyonlarca liralık ihalelerin aynı çizgideki kuruluşlara dağıtılması, eğitimden medyaya, yargıya kadar “Türkiye’nin yönünü değiştirecek çabalar”, kısacası terazinin bir yanında AB öte yanında bunlar olunca dengenin tartışılır hale gelmesi kimin hatasıdır?
AKP’nin kurucularından olan eski Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali Coşkun bile, halen MKYK üyesi olan Abdüllatif Şener bile Tayyip Erdoğan’ı eleştirdi, uyardı. Buna neden gerek duyduklarını düşünmek lazım.
Ama kafalar düşmanlıkla bulanınca mantık da, düşünce de kayboluyor maalesef!
“Merve Kavakçı kararı”nı soracağız
En son gelen haberlerden biri AİHM’nin Merve Kavakçı ve Nazlı Ilıcak’la ilgili olarak verdiği karardaki tespitleri... Haberde AİHM’nin “milletvekillerine yasak getirildiği halde Fazilet Partisi’nin başkanı ve yöneticilerine yasak getirilmemesinin ‘orantısız olduğunu’ belirtmesi” ve laik düzeni korumak için siyasi yasak verilmesini meşru görmesinin AKP ile ilgili davada da belirleyici olabileceği vurgulanmış.
Bugün (aralarında Anayasa Mahkemesi eski Üyesi Yılmaz Aliefendioğlu’nun da bulunduğu) çok önemli hukukçu ve siyaset bilimcilerle yapacağımız Her Açıdan’da bu konuyu da sormayı unutmayacağım. Merak edenlere duyurmuş olayım.

