Temeliye'nin hamsileri

Bugün benim doğum günüm. Aa, Teoman'ın şarkısı gibi oldu. Ama gerçekten doğum günüm bugün. Vee sizinle kutlamaya karar verdim.

Haberin Devamı

Bugün benim doğum günüm. Aa, Teoman'ın şarkısı gibi oldu. Ama gerçekten doğum günüm bugün. Vee sizinle kutlamaya karar verdim. Gündüz saatlerimi her zamanki gibi masa başında sevgili okurlarımla, akşamı ve Kuruçeşme Dölce'nin hazırladığı olağanüstü lezzetteki elmalı doğumgünü pastamı da sevgili ailemle paylaşacağım.
Allah her sene bugünleri göstersin, daha büyük mutluluk olur mu? Arkadaşlarım "ya biz, ya biz" diyebilirler şimdi, onları da evin badanası, boyası bitince düşüneceğim, şu an salonda oturacak yer yok. Sabahımın (artık "dün" oluyor tabii) güzel sürprizlerinden biri Ayşe Özgün'ün "Vatan" için yazdığı harika yazıydı. Aslında son günlerde yoğun olarak okurlarımızdan duyduğumuz (ve sayenizde, maşallah üç yüz binlerde seyreden tirajımızla da gördüğümüz) sözleri kendi hoş üslubuyla toparlamıştı sevgili Ayşe... Neyse tahtaya vuruyorum nazar değmesin.
Yazının başlığına bakıp "Peki Temeliye kim" diyorsanız acele etmeyin, onu da söyleyeceğim; evdeki yardımcım. Erkek olsa adı kesin Temel olurdu, kadın olduğu için ben ona Temeli- î ye diyorum. Çok sevimli ama ne ben j onun konuşmasını anlıyorum, ne o benimkini. 'Hard Karadeniz şivesi' ile konuşuyor. Ama öyle böyle değil, sanki yabancı dil.
O da benim için aynı şeyi düşünüyor olmalı ki her konuda söylediğimin tam tersini yapmakta. Örnek; 'O tavayı içine yağ koymadan ateşe oturtma, dibi delinir' demişsem bir gün sonra dibini yanmış veya delinmiş, 'çiçekleri duvara dayama kırılırlar' demişsem, tamamını duvara dayalı ve kırık buluyorum. Yukardan 'tuvalet kağıdı verir misin' diye sesleniliyorsa elinde mutfak folyosuyla koşarak geliyor. Yemin ediyorum komedi filmi gibi. Ama içinde yaşayınca trajedi olarak algılamak da mümkün, buna da inanın.
Temeliye'ye bu sabah 'yemeği dışarda yiyeceğiz, bugün doğum günüm' dedim, kızdı; "Aa, olmaz ama, ben Akmerkez Makro'dan mis cibu hamsiler almişim, hamsi tava yapacayum size..."
Akmerkez Makro önemli hamsi açısından. Karadenizliler balık ve özellikle hamsi uzmanı ya, her yerin balığını beğenmiyor. Diğer Makro'lardan örneğin asla almıyor, burada hem çeşit bol, hem taze, hem de sunuşu güzel. Her iş bırakılıp Akmerkez'e gidilecek (itiraf etmeliyim ki bir tek bu konuda ona hak veriyorum), Bülent Bey'le birlikte hamsiler seçilecek. Neyse kavga dövüş bir kısmını iftar için kendine ayırıp geriye kalan hamsileri yarına saklamaya razı oldu. Karadenizliler kızmasınlar, çoğu iyi insanlar ama yine de anlaşmak güç gerçekten. Üstelik inatçılar da.
Nereden nereye demeyin Mesut Yılmaz da böyleydi, onun da durup durup söyleyiverdiği bazı sözlere şaşırır, sakin dururken birden sinirlenivermesine de anlam veremezdik.
Şimdi de aileden Karadenizli Tayyip Erdoğan'a geldi sıra. Onu anlamak da kolay olmayacak. Kanatsız bir melek gibi duruyor (bazı köşe yazarı arkadaşlarımız tarafından da desteklemeyenler paylanıyor, Tansu Çiller'in ilk başbakan olduğu günlerde de tenkit ettiğimizde aynı tavırlarla karşılaşırdık. Hani şu Jeanne d'Arc günlerinde... O günler hoşgörü günleri olmalı ya, bize pek bozulurlardı) ama sadece kendi işine gelen konularda melek. Evet, lojmanları kaldırmak istemesi, AB toplantısına Kopenhag'a muhalefet lideri \ ile gitmek istemesi gibi i düşüncelerini takdir ! ediyoruz ama ya "dokunulmazlık" konusu?
Seçimden önce milletvekili dokunulmazlıklarının kaldırılmasında hemfikir gibi konuşuyordu, şimdi hiç o konuya dokunmuyor. Kendisine başbakanlık yolunu açacak uzlaşmayı sağlamak, Anayasa'nın 76. maddesini de bu uzlaşma ile değiştirmek istiyor ama sadece kendi isteklerinin haklılığını savunuyor.
Yani "4 yılda bir seçime hayır", "Dokunulmazlık konusuna da şimdilik dokunmayalım" ama "76 değişsin..." Bu mudur yani? Budur galiba...
Örneğin Tayyip Bey "4 yıla hayır" diyor da, kendisinin de, seçilen hükümetin 5 yıl iktidarda kalmaması sayesinde oraya geldiğini unutuyor. Devamlı erken seçime gidileceğine 4 yılda bir seçim olsa ne zararı var?
"Dokunulmazlığın kaldırılmasını derhal onaylıyoruz" dese ne zararı var?
Bunları kabul etsin, 76'yı da isterse tümüyle kaldırsın.
Zaten dolandırıcılığı, sahteciliği, kaçakçılığı, yüz kızartıcı suç ve o maddedeki diğer ağır suçları önleyici ne gibi bir etkisi kaldı ki? Hepsi kağıt üstünde. Yapanlar Meclis'te.
Onu da kaldırın gitsin!

"Bu adreste bulunamadı"
Tiyatro İstanbul'un yeni oyunu "Bu Adreste Bulunamadı" ile Cihan Ünal üç yıllık bir aradan sonra tiyatroya dönüyor. Ben oyunu 18 Kasım Pazartesi akşamı izleyip size anlatacağım ama 14 Kasım'da (yani bugün) başladığı için tiyatroseverlere müjdeyi duyar duymaz vermek istedim. Kresmann Taylor'un yazdığı ve Gencay Gürün'ün Türkçeleştirerek sahneye koyduğu iki kişilik oyunda başrolleri Çan Gürzap ve Cihan Ünal paylaşıyorlar.
Geçen yıl Paris'te sahnelenen ve büyük ilgi gören dramatik piyes; savaşın, baskı rejiminin getirdiği korkuyla birlikte bütün değerleri altüst edişini ve faşizmin insandaki arkadaşlık gibi güzel duygularını bile silip yüreklerde korkudan başka duygu bırakmadığını anlatan, "kara mizah"ın en güzel örneklerinden biri.
Hitler'in Almanya'da iktidara geçtiği yıllarda biri Amerika'da yaşayan Yahudi, diğeri Alman (Hristiyan) iki arkadaşın -gerçekten yazılmış- mektuplarından oluşan bir öykü. Mektuplar önce sevgi ve özlem içerirken, Hitler iktidara tamamen el koyup üstün ırka dayalı acımasız politikasıyla Yahudileri katletmeye başlayınca eski satırlar yerini tedirginliğe ve korkuya bırakıyor. Cihan Ünal ve Can Gürzap gibi Türk Tiyatrosunun çok önemli iki sanatçısını böyle iddialı bir oyunda izlemek büyük zevk olacak.
Pazartesi akşamını sabırsızlıkla bekliyorum.

DİĞER YENİ YAZILAR