Temel hakkınız alındıysa nasıl milletvekili oldunuz?

Haberin Devamı

Daha dün Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir’in üzgün ve samimi konuşmasını “Bu gençlerin ölümü duracaksa ben canımı vermeye hazırım” dediğini duyunca ümitlenmiş ve BDP içinde sağduyunun, “öldürerek, terör yardımıyla bir sonuca ulaşma hevesi”nin karşısında duracakların çıkacağını sanmıştım. Daha arkadan vurularak katledilenlerin cenazeleri kalkarken yine o eski “şiddet yanlısı” ses yükseldi bu partiden.

BDP Eşbaşkanı Gültan Kışanak her zaman yaptığı gibi provokatif, işlenen cinayeti ve toplumun üzüntüsünü hiçe sayan, hiçbir çözüm de getirmeyecek konuşmalarından birini daha yaptı. Söylediklerinin satır başlarına bakalım:

“Bu hak isteyenler ile vermeyenler arasında yaşanan savaştır”..

“Bir halkın temel hak ve özgürlükleri elinden alındığı için yaşanan savaştır”..

“Savaş uçaklarını kullandığınız bu savaşı nasıl ‘terör’ diye yutturursunuz”..

“Birileri onurumuzu esir almaya çalışıyor”..

“Direneceğiz ve her tutuklu arkadaşımızın yerine yüzlerce kişiyle geçeceğiz”..

O arada Öcalan’ın hücre hapsinden de söz ederek arkasından “Öcalan demokratik öneriler sundu, kabul etmeyen AKP bu ülkeyi savaşa sürüklüyor” demiş.

GÜNEYDOĞU HALKI TERÖRÜ DESTEKLEMEZ

Baştan başlayıp sona doğru gidelim:

Hak isteyenler kim; BDP ile PKK .. Ki BDP, bağımsız adaylarla seçime girdiği için oy oranı bile tam anlaşılamıyor ama yüzde 5-5.5 civarında tahmin edebiliriz. Bir adayın İstanbul’da seçilmesi için 80 bin oy gerekirken Doğu ve Güneydoğu illerinde 12-13 bin oyla milletvekili olabiliyor. Kısacası bu bölgelerin oyunun büyük çoğunluğunu almış da değil.

Dün 13 sivil toplum kuruluşunun 7 ilde, 7 milyon kişilik “teröre lanet” yürüyüşü düzenlemek istediği haberi vardı. Oysa 24 askerin şehit olduğu terör saldırısının ardından birçok ilde milyonlarca insan kendiliğinden, ellerinde bayraklarla sokaklara dökülerek terörü lanetledi. Sivil toplum kuruluşlarının özel çabasına hiç gerek yok, bugün “tek bir çağrı” ile o millet yine teröre lanet yürüyüşünü yapar. Hem de 7 milyonla değil, en az 27 milyonla yapar.

Peki Gültan Kışanak, bu milyonlarca “lanetleyen” insana karşılık, kendisi gibi “savaş oluyor, arkadaşlarımız tutuklanıyor, yapılan terör değildir” diyen, bu saldırının arkasından kendisi gibi düşünen kaç kişi sayabilir? Çok sayıda Kürt askerin de öldüğü, Kürt anaların da hep onların yüzünden ağladığı terör saldırıları sürerken, kendisinin düşüncesiyle “bütün ülkede sokaklara dökülecek” kaç vatandaş bulabilir?

VATANDAŞ İSEN, TEMEL HAKKIN VAR DEMEKTİR

Gelelim “istenen ve verilmeyen haklar”a, “elden alınan temel hak ve özgürlükler”e.. Öcalan’ın hücresine ve “demokratik öneriler”ine..On binlerce kişinin ölümünden sorumlu olan terör örgütünün lideri Öcalan’ın yaşam şartları AB tarafından da denetlendi ve gerekli şartlara sahip olduğu açıklandı, diğer tarafta ise “hiç kimseyi öldürmemiş, bunu düşünmemiş, hala ‘suçlu olduğuna dair tek bir somut kanıt’ gösterilmemiş, suçunu bilmeyen” yüzlerce insan, gazeteciler de yıllardır “Öcalan kadar rahatı düşünülmeden” hapis cezası çekiyor. Aralarında “milletvekili seçilmiş olanlar” bile var ve sizin partinizdekiler gibi seçilince serbest bırakılmadılar.

Bu nedenle terör eylemi mi yapılıyor, yoksa (herşeye rağmen) yargı kararı mı bekleniyor? Acaba BDP’nin gözleri başka olaylara kapalı mıdır? Bir ülkede “vatandaşlık hakkı” olan herkes “temel hak ve özgürlüklere” sahiptir, bu her ülke için geçerlidir. Eğer Gültan Kışanak veya (kendi ifadelerine göre Kürtler) bu haklara sahip değillerse nasıl milletvekili ve belediye başkanı seçiliyorlar?

Bir yılda yüzlerce insanın, bugüne kadar asker-polis-sivil onbinlerce insanın, bebeklerin, 16-17 yaşında gencecik öğrencilerin, hamile kadınların bile ölümüne neden olan bu saldırılar “hangi demokratik hak, hangi temel hak” için yapıldı? Hangi hak bu cinayetleri mazur gösterebilir?

DOĞU VE GÜNEYDOĞU.. BAŞKA?

BDP’nin ve Öcalan’ın “istenen haklar” dedikleri haklar, eğer konuşma içinde böyle yuvarlanarak söylenmez ve gerçek açıklanırsa ki daha önce hepsi söylediler, Öcalan da “yol haritaları”nda açıkladı, herhalde MİT-PKK görüşmelerinde de tekrarlanmıştır; devlet statüsünde, kendilerine ait özerk bölge (bunu Doğu ve Güneydoğu’nun tamamı diye ifade edenler de oldu), Anayasa’da “vatandaşlık tanımının değişmesi ve Kürtlerin de asli unsur olarak bu tanıma konması”, Kürtçe eğitim..

İşte Gültan Kışanak’ın “onurumuzu esir alıyorlar, haklarımızı vermiyorlar” dediği onur ve haklar bunlar.. Yıllardır tekrarladıkları, sanki “kültürel, demokratik, temel haklar verilmemiş de terör (kendi deyişleriyle savaş ama bu savaş deyimine Güneydoğu’yu bile inandıramadılar) bu nedenle sürüyormuş” havasında anlattıkları bu..

Büyük Kürdistan hayalinin Türkiye ayağını gerçekleştirmek.. Masum insanları mayınla vurarak, uykuda vurarak, arkadan vurarak, 24 kişiyi bir saldırıda katlederek ne kültürel hak aranır, ne de demokratik hak.. Ve masum insanlara hain tuzaklar kurulduğunda da bir ülkenin güvenlik güçlerinin milleti bu “terörden” korumak üzere harekete geçmesinden doğal bir şey yoktur, bunun adı da “savaş” değildir.

BDP eğer bu ülkenin bir partisi ise, artık lafları yuvarlamaktan vazgeçmeli ve kendine (doğru gösteren) bir ayna tutmalıdır. Yüzlerce insan ölürken hala “temel hak” gibi tekerlemelerin arkasına saklanmak ve 21’inci yüzyılda teröre destek vermek kabul edilemez.

****


Hikmet Bila’ya veda!


Dün Teşvikiye Camii’nde değerli meslektaşımız, sevgili arkadaşımız Hikmet Bila’yı son yolculuğuna uğurladık, Cami’nin avlusunu dolduran tüm gazetecilerin ve dostlarının yüzünde, derin ve çok içten bir üzüntü vardı. Hikmet Bey ile iki yıla yakın bir zaman Esentepe’deki VATAN binasında karşılıklı odalarda çalıştım. Aslında ‘çalışma şansım oldu’ demem gerekiyor zira o hayatı güzelleştiren, çevresine hep olumlu duygular veren bir insandı. Hep sakin, hep saygılı, hep gülümseyen..

Odama girdikten sonra bazen yazıya başlamadan önce bazı arkadaşlarla sohbet eder, onun odasına da mutlaka uğrardım. Yazısına başlamış olsa bile sohbete koyulur, gündemi paylaşırdı. O gündem ki genellikle insanı geren bir gündemdir, biz sonunda bir espriyle sohbeti bağlar ve “zaman azalıyor” diyerek yazılarımıza dönerdik. Onun sağduyudan hiç sapmayan görüşlerinden, deneyiminden sık sık yararlanmışımdır.

Değerli dost ve gazeteci Hikmet Bila’ya Allahtan rahmet, başta kendisi gibi değerli bir meslektaşımız; kardeşi

Fikret Bila olmak üzere tüm ailesine, okurlarına, sevenlerine başsağlığı diliyorum. Nur içinde yatsın.

DİĞER YENİ YAZILAR