Televizyonlar ‘şiddet’i önlemek için kullanılsın!

Haberin Devamı

Yine gün geçmiyor kadınların öldürülme haberlerini duymadığımız.. Zaman akıyor, hayatını kaybedenler de.. Onun için biz de çözümün hızlanmasını istemeye devam edeceğiz!

Kadın ve Aile Bakanı Fatma Şahin kısa süre önce CHP ve MHP’li kadın milletvekilleriyle “kadına şiddet yasa tasarısı”nı görüşmek için toplandı. Bakan Şahin gazeteleri ziyaret ediyor, sivil toplum örgütlerinin görüşünü alıyor, milletvekilleriyle çözüm arıyor ve en önemlisi “Çok hızlı hareket etmek arzusundayız” diyor ki bugüne kadar (iyi niyetle, çözüm için uğraşan başka bakanlar da olmasına rağmen) hiçbir bakandan “çok hızlı çözüm” isteği duymadık.

Son olarak Bakan Fatma Şahin’in; askerlerin kışlada söylediği “esmer, kumral sarışın fark etmez..” şeklindeki tekerleme gibi ayrımcılık içeren söylemlerin kaldırılması isteğini, sanal alemde kişinin haberi olmadan tek taraflı olarak taciz edilmesinin “şiddet olarak değerlendirilmesi” yönündeki talimatını öğrendik ki bunlar da olumlu gelişmeler. Ama..

HADIM YASASI VE CEZA ÖNERİLERİ

Ama her şeyden daha fazla önem taşıyan adım “kadın ve çocuk tecavüzü ile kadın cinayetleri” konusunda aynen Batı ülkelerinde olduğu gibi “ömür boyu hapis cezasına varacak cezaların” yer aldığı yasa.. Daha o yasanın çalışması yapılırken bunların TV’lerden günde birkaç kez ilan edilmesi.. Televizyondaki çok sayıda kanalın ve tabii TRT’nin “çocuk ve kadınları şiddete karşı eğitmesi”..

Yani öncelikle “bu suçlara yeltenenlerin ömür boyu hapisten kurtulamayacağı” inancının zihinlere kazınması lazım. Öncelikle, nedense bir türlü ağza alınamayan, hiçbir milletvekilinden bir öneri duyulmayan ensest olayının “aile içi çocuk tecavüzü”nün de ele alınıp tartışılması, anneleri bilse bile korkudan konuşamayan o çocukların kurtarılması (gelen şikayetin haddi hesabı yok)..

Ve tabii, bu “çocuk tecavüzü” konusunda (Mardin’de 26 kişinin tecavüz ettiği 13 yaşındaki çocuğun rızasından söz eden Yargıtay Başsavcılığı’nın olduğu ve bu suçu arttırdığı ülkede, Bursa’da 60 kişinin bir çocuğa tecavüz edip serbest bırakıldığı ülkede) AKP’li milletvekillerinin TBMM kapanmadan önerdiği ama nedense unutturulduğu “Hadım Yasası”nın kesinlikle yeniden gündeme getirilmesi. Burada “çocuklara yaşatılan cehennemden, devletin onları korumasından” söz ediyoruz, bu yasaya karşı çıkan milletvekilleri varsa onlar da açıklanmalı.

Henüz bu konulara değinilmedi. Biz bunları tartışırken kadınlar öldürülüyor, çocuklar çaresizlik içinde iğrenç eylemlere katlanıyor . Acelemiz var, haydi duyalım artık bunları!

Ve lütfen, kullanalım artık şu ekranları, kadınlar için yapılacak tek program şekli “Sabah saatlerindeki eğlence programları ile diziler” midir?

*****


‘Bizim TRT’ alışkanlığı..

Bunu daha önce duymuş ve öyle şaşırmıştım ki “çok güldüren bir espri” olarak yıllarca anlatmışımdır. Tansu Çiller’in başbakan olduğu yıllarda, Çiller’in gazetecileri davet ettiği bir kahvaltıda eşi Özer Çiller bana “sizi ‘bizim TRT’ye alalım” demişti. Herhalde ağızdan kaçmış olan bu söz bir başbakan eşinin bile “kamunun parasıyla yayın yapan bir kuruluş olan” TRT’yi “hükümete ait özel kanal” gibi gördüğünü anlatıyordu.

13 Ekim akşamı 32. Gün’de konuşan Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın “Biz TRT olarak şöyle düşünüyoruz” veya “Biz TRT olarak Ankara’dan çıkan bir kamyonla ilgili haber yapmıştık” sözlerini duyunca yıllar öncesine gittim, demek gerçekten bu duyguya kapılıyor iktidarda olanlar.. Ama kapılmamaları gerekir, kapılmaları “TRT’nin siyaseten kesinlikle bağımlı olduğunu anlatır” değil mi?

Doğrusu şudur; “TRT’den sorumlu bakan” olsa bile bakanlar asla “bizim TRT” lafını ağızlarına almamalı, uygulamada da onu “kendilerinin” saymamalı, rahat bırakmalıdırlar!

****


Psikologlar konuşsun!

Bir önemli konu daha var; daha önce de buna değinmiştim, tekrarlamakta yarar var, zira sorun aynen sürüyor. Şiddetin bu kadar dev bir sorun olduğu ülkede “sözel şiddet”e de çok dikkat etmek gerekir. Zaten günün her saatinde ekranlardan eksilmeyen dizilerde “birbiriyle sakin ve saygılı konuşan bir aile” görüntüsüne bile hasretiz, hep kavga, hep hakaret veya dayak ..

Hiç değilse siyasetçilerin konuşurken şiddet içeren sözlerden sakınmaları gerekirken onlarda da hakaret ve aşırı sert ifadeler son derece gereksiz.. Zaten şiddetin “normal, sıradan” gösterildiği ve insanların buna alışarak evinde de uyguladığı bilinirken son derece yanlış.. Galiba en iyisi TV programlarında bunu psikologlar ve sosyologlarla tartışmak. ‘TRT başlasın’ diyeceğim ama nedense içimden bir ses “TRT’nin bunu eleştirmeyeceğini” söylüyor. Özel kanalların mutlaka “sözel şiddet”in etkilerini tartışması gerekiyor bence!

****


Kolayı kutusundan içmeyin!

Dikkate alınması gereken bir uyarı da internette dolaşıyor; Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi Fizyoloji Anabilim Dalı’nda çalışan Doç. Dr. Osman Genç’in adıyla ve “Leptospiroz’a dikkat edelim” başlığıyla verilmiş. İsviçre’deki bir ölüm vakası anlatılıyor ve sebebi “bir kutu kolayı kutusundan içmesi” olarak belirtiliyor. Kutuya “fare idrarı” bulaşmış ve kurumuş. Türkçesi “Enfeksiyoz sarılık” olan Leptospiroz’a neden olan zehiri içeren idrar, kutuların saklandığı depolarda bulunan fareler tarafından bulaştırılıyormuş. Zaten o meşrubat kutularını yıkamadan ağza dayayarak içmenin zararlı olduğunu herkes tahmin eder ama ölüm tehlikesi içerdiğini de bilmenizi istedim.

DİĞER YENİ YAZILAR