Geçenlerde gazetelerde bir haber gözüme ilişti. O kadar çok enteresan haber var ki her gün, kesip unutmayayım diye oraya buraya yapıştırmaktan odam yamalı bohçaya döndü.
'Çöp ev' gibi olacak diye korkuyorum. Yazılar biter bitmez bu defa bir gazete temizleme seansı başlıyor. Hani hızlı çekim sahneler vardır filmlerde, aynen öyle.
Neyse iste bu haber "asrın en önemli telekulak olayına en ağır ceza" gibi bir şeydi. Hakan Uzan'dan söz ediliyor ve 18 yıla kadar ceza alabileceği anlatılıyordu. Orasını bilmem, emniyeti, yargıyı filân ilgilendirir, açıkçası olayın detaylarını izlemedim.
Amaa... Madem ki telekulak için bu kadar "ağır" cezalar verilmektedir (bu arada, Çiller dönemindeki telekulaklar unutuldu mu?) o zaman hemen oracığa "gizli kamera" kullananlar ve o bantları izletenler için de en ağır cezalar eklenmelidir.
Hâlâ bu konuda ne yapıldığını, ne gibi kararlar alındığını bilmiyoruz. En temel insan hakkına, insanların özel yaşamına telekulaktan çok daha büyük saldın olan gizli kameraya ne ceza verilecek!
Adalet Bakanlığı veya diğer ilgililer bu konuda bir açıklama yaparlar mı rica etsek?
Haşmet Babaoğlu'nun dün yazdığı okur mektubu bana da geldi. Gaziantep Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği son sınıf öğrencisi Kıvanç Tatlıcıoğlu'nun mektubu.
Okulu bitirmesine 15 gün kalan Kıvanç iş ilânlarına bakarken morali bozulmuş. Büyük bir bankanın ilânında; "Lise eğitimini Robert, Üsküdar, İzmir Amerikan veya Tarsus Amerikan liselerinden birinde tamamlamış olmak."
"Lisans veya lisans üstü eğitimlerini; Sabancı, Koç, Boğaziçi, ODTÜ ya da Bilkent Üniversiteleri'nde tamamlamış olmak..." yazıyormuş.
"Şimdiye kadar bu tür ilânları görürdüm ama ne kadar acımasız olduğunu kendim iş ararken anladım" diyor Kıvanç Tatlıcıoğlu ve ekliyor; "Diğer okulları böylesine hiçe sayan ilânlar büyük haksızlık..."
Ben de aynı fikirdeyim. Bu uygulama (her ne kadar firmaların istedikleri okulu, şartı arama özgürlüğü varsa da) son derece moral bozucu. Anadolu Liseleri'nden mezun olup da kolej mezunlarından iyi İngilizce öğrenen çok öğrenci vardır. En yakın örnek olarak kendimi gösterebilirim. Ankara Deneme Lisesi'nden mezun olup ODTÜ'yü "hazırlık"sız kazandım. İlerde zorluk çekmemek için okumayı tercih ettim ama istemesem birinci sınıfa direkt geçebilirdim (ki birçok kolej mezunu o dil sınavında başardı olamamıştı.)
İş ilânlarına konulan bu tür şartlar gerçekten her şeyden önce fırsat eşitliğine, demokratik haklara aykırı. Aynı uygulama siyasette olsaydı bütün milletvekillerinin sadece Ankara ve İstanbul'dan seçilmesi gerekirdi. O insanlar ülke yönetiyor da, bu gençler bir özel şirkette çalışamayacak mı?
Bence bütün büyük kuruluşlarda sınav açılmalı. O sınavı geçenler istediği ise girmeye hak kazanmalı. Hayatını, eğitimini küçük illerde, imkansızlıklarla, zor şartlar altında geçirip başarılı olan öğrencilere büyük bir haksızlık oluyor bu "elit" tercihleri!
Hırsızlık suç bile değil!
Dünkü Vatan'da iki hırsızlık haberi yanyana idi. Birincisi İstanbul Sarıyer'de bir yalıya girip trilyonluk soygun yapanlar...
Diğeri Ordu'da, kendini polis olarak tanıtıp bir kadının kolundaki bileziklerini "sahte bunlar" diyerek alan ve kaçan hırsızlar.
Polis birincide, villada el izlerini filân arayarak ortalığı kirletmiştir. Sonra muhtemelen bir daha sesleri çıkmayacaktır.
İkinci olayda ise baştan sesleri çıkmayacaktır.
Bunlar Türkiye gibi bir ülke için 'adi' olaylar. Yani "adi hırsızlık"; 'basit iş' anlamında. Adi olmayanlarda yüzlerce, binlerce mağdur oluyor da onlara bile bir şey yapılamıyor.
Hiç şaşırmayalım bunlara ama... Cinayet, tecavüz gibi suçların cezasız kalmasını veya ceza indirimine uğramasını savunan, cezanın suçu azaltmayacağına inanan "bilim adamları" nın yaşadığı cinnet vatanımızda daha iyisini beklemek fazla iyimserlik olur.
"Telekulak"a ceza, ya "gizli kamera"?
Geçenlerde gazetelerde bir haber gözüme ilişti. O kadar çok enteresan haber var ki her gün, kesip unutmayayım diye oraya buraya yapıştırmaktan odam yamalı bohçaya döndü.
Haberin Devamı

