Bu gidişle yakın bir gelecekte yazıların ardından hemen tekzipleri yayımlamaya başlayacağız. İş kolaylaştı ya, hemen karara bağlanıp tekzip üç beş günde çıkarılıveriyor, bu kolaylık pekâlâ basını susturmak için malzeme olarak kullanılacak elbette.
Hazır olun, "bir yazı, bir tekzip"e doğru gidiyoruz. Tekzipler gerçekleri değiştirebilir mi onun kararını da okuyucuya bırakıyoruz.
Dışişleri'nin çok önemli bir ismi, 'Ermeni Dosyası' kitabının yazan, değerli Büyükelçi Kâmuran Gürün hastane mikrobu kaparak 17 Temmuz'da yaşamını yitirdi.
Eski bakan, milletvekili Veysel Atasoy'u 25 Ağustos'ta aynı nedenle kaybettik. Basit estetik operasyonlar veya bir sinüzit tedavisi için gidilen hastanelerde yaşamını yitiren çok sayıda insanımız olduğu medyada hemen her gün yer alıyor.
Buna rağmen biz, gözlerimizle görüp kulaklarımızla duyduğumuz olayları yazdığımızda bile tekzip yayınlamak zorunda kalıyoruz.
Kâmuran Gürün'ün ölüm nedenini anlattığım yazıda Marmara Üniversitesi Hastanesi Başhekimi Neşe Kavak'ın söylediği "Evet, yoğun bakım en az ilgi gösterebildiğimiz bölüm. Zaten üniversite de bu ünitenin ihtiyacı olan 500 milyar TL'yi vermiyor" sözleri yer almıştı. Başhekimin bu açıklamasını ben ve Gencay Gürün aynı anda duymuş, hayretle açılan gözlerimizi yine aynı anda birbirimize çevirmiştik.
Yazıda daha sonra anlatılanlar ise hastanede yaşananlara bire bir şahit olan Gencay Hanım ve hastanın diğer yakınları tarafından anlatılmıştı.
Hastane mikrobu kaptı!
Yani "gerçeğe uymayan" bir şey varsa o şey aynen yaşananlardan aktarılmıştı.
Nitekim Gencay Gürün dün köşemde çıkan "düzeltme metni" ni yani tekzip yazısını okuyunca daha da çok hayrete düştüğünü anlattı telefonda.
Sözlerini aynen aktarıyorum.
"Bu söylenenlere ancak 'insaf denir. Doktorların elinden geleni yaptığı, yönetimin bize özel oda açtığı doğru. Doktorlar elinden geleni yaptığı için eşim ameliyattan son derece sağlıklı çıktı. Tekzipde solunum sıkıntısı nedeniyle' denmiş, o solunum sıkıntısı zatürreydi. Önce Cerrahi Bölümü Yoğun Bakımı'nda hastayı üşüttüler. Hem klima çıplak olarak yatmakta olduğu yatağın üstünde çalışıyor, hem de yanında pencere açılıyordu. Kağıt kalem isteyerek yazdığı 'Beni buradan götürün, üzerime pencere açıyorlar' yazısı hâlâ bende. Bırakın herşeyi, yoğun bakımda pencere açılır mı?"
Başhekime sorsunlar
Bunları söyledikten sonra "Gayet iyi biliyorum" diye devam ediyor.
"Stafilokok (MRSA) ürediğini kendileri (hastane) söylediler. Önce 'ürediği için kortizon yapamıyoruz' dediler. Sonra bir ara 'Artık yapabiliriz' diyerek kortizon kullandılar, arkasından hemen Tekrar üredi' dediler. Cerrahi Yoğun Bakımı'nda 'üşütülerek' zatürre oldu, raporlarda da zaten 'zatürre' olduğu yazılmış. Bu nedenle gönderildiği İç Hastalıkları Yoğun Bakımı'nda virüs ortaya çıkü. Hastane virüsünden kurtulamadığını da defalarca söylediler."
Olayı hastanın en yakınının, her an yanında olan eşinin ağzından bir kez daha dinlemiş olduk.
Üniversite düzeltme yapmak istiyorsa önce Başhekime sözlerinin ve yoğun bakımlarındaki ihmallerin nedenini sormalı bence. Sonra da gerçekleri hastanede Sayın Gürün'le birlikte olanların ağzından dinlemeli.
Ve tabiî Sağlık Bakanlığı da "sayılı", "saygın" vs. gibi tanımlara bakmadan tüm hastaneleri en iyi şekilde denetlemeli. İhmali görülenlere yaptırım uygulamalı. Sonuçta; cezalandırılması gerekenler "bu olayları yazanlar"mıdır, "neden olanlar"mı? İyice karıştıi da!
Yunanistan'da var, bizde yok!
Bilmece gibi değil mi? Aslında çok şükür 'Yunanistan'da olup da bizde olmayan nedir' diye sorarsanız "AB" dışında bir şey pek akla gelmez. Şimdi ben, baktıkça yeni bir fark görüyorum ne yazık ki... Yunanistan 2004 olimpiyatına çok iyi hazırlanmış. Atletizmin hemen her dalında, su sporlarında varlıklarını gösteriyorlar.
Bizde ise spor denince sadece futbol ve basketbol akla geliyor, olimpiyat sporlarında ise güreş ve halter dışında Türkiye'nin adı duyulmuyor. 1500 m. yarışında bir tek Elvan ümidine sarıldığımız için olmayınca milletçe çöktük.
Oysa olimpiyatlara ev sahipliği yapmak için çırpınan bir ülkenin Yunanistan gibi de hazırlanması lâzım. Tek olay mekânı hazırlamak ve sunmak değildir, bir çok alanda rekabet edebilecek sporcu yetiştirmektir.
Bunun için de ilkokul döneminden başlayarak çocukları değişik dallarda spora özendirmek gerekir. Sporun alt yapısı olan atletizmin hiçbir dalında sporcu yetiştiremiyorsak 'biz sporda da varız' demeye hakkımız olmaz.
Çarşamba gecesi Yunanistan'ın 'su balesi'nde bile ekip çıkardığını görünce kıskandım açıkçası. Türkiye'nin de üç yanı denizle çevrili, havuz imkanlan en az Yunanistan kadar. O zaman neden onlar su sporcusu yetiştirebiliyor da biz yapamıyoruz merak etmez misiniz?
Tekzipler ve gerçekler!
Bu gidişle yakın bir gelecekte yazıların ardından hemen tekzipleri yayımlamaya başlayacağız
Haberin Devamı

