Tek sorununuz ‘Batum’dan kurtulmak’ mı?

Haberin Devamı

İnanılır gibi değil, önce bir hafta Müjdat Gezen’in yaptığı bir espri nedeniyle onu hedef tahtasına koyup tüm gazete ve TV’lerle (malum hepsi tekel olunca bu kolay) gündemi kilitlediler, arkasından Süheyl Batum konuşmasında geçen bir cümle için hedef oldu ve gündem hala ona kilitli.

Dün Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç “Süheyl Batum’un sözü yüzünden kendisine de gelen eleştirilerin kasıtlı olduğunu, arada dünya kadar fark olduğunu” söyledikten sonra eklemiş; “Batum’un sözünü artık herkes biliyor. Bazı TV kanallarında o kadar çok tekrarlandı ki neredeyse ordu için kanaat haline gelecek” .. Doğru, “ifade özgürlüğü ve dahi ‘ileri demokrasi’ olduğu iddia edilen” ülkede bir siyasetçinin, bir cümlesi gereğinden çok fazla tekrarlandı, oysa o cümleden çok daha beterleri, orduya yöneltilen ve doğru olmadığı anlaşılan “suikast suçlamaları”, açık hakaretler aynı şekilde gündeme gelmemiş, suç duyurusu yapılmamış, gazete ve TV’ler günlerce onlara kilitlenmemişti.

Aynı şekilde Mümtazer Türköne’nin söylediği tıpatıp benzer cümle , bazı gazetelerin manşetlerinden aylar boyu “yargıdaki bir soruşturmayla ilgili iddiaları gerçek kabul ederek” yaptıkları en ağır hakaretler de kimseyi rahatsız etmemişti. Örneğin Genelkurmay başkanı İlker Başbuğ “ordunun Tokat’ta kendi askerine suikast yaptığını” ima eden ve zirveden öne sürülen iddia için ağır bir cevap konuşması yapmak zorunda kalmış ama yine de o suçlamadan kimsecikler söz edememişti.

ÜÇ SAAT PROGRAM

Türkiye’nin bu kadar sorunu varken ve seçim sürecinde, sanki başka konu kalmamış gibi gazeteciler hem de “ifade özgürlüğü” deyince susmak bilmeyen gazeteciler, ekranda üç saat “Süheyl Batum bu konuşma nedeniyle istifa etsin mi, etmesin mi” tartışması yaptılar, el insaf yani.. Acaba neden daha önceki hakaretlerde kimsenin istifasını ağızlarına almadılar, ayrıca bu beylerin ‘orduya hakaret’ konusunda bu kadar duyarlı olduklarını da hiç bilmiyorduk, bugüne kadar hepsi köşelerinden TSK’ya ağzına geleni söylemiş tipler diye düşünüyor insan..

Eğer o kadar demokrat ve “orduya hakaret konusunda duyarlı” iseler bugüne kadar yapılan tüm hakaretlerde seslerinin duyulması, bugün bile “eşitlik adına hepsine soruşturma açılması” nı istemeleri gerekirdi.

Ülkenin dört köşesinde patlamalar oluyor, insanlar ölüyor, yaralanıyor . Kadın cinayetleri hızla arttı. Toprak bütünlüğünü çok kısa sürede tehlikeye sokacağı aşikar olan “eyaletlere bölme” nin “başkanlık sistemi” ile getirilmesi gündeme girdi, Kuzey Kıbrıs’la ilgili yeni sorunlar kapıda ve bunların hiçbiri önemli değil. Varsa yoksa “Süheyl Batum’dan kurtulalım” şarkısı. Eh yeter yani, bir topluma da bu kadar işkence, her gün ayrı bir hikaye yaratıp onun etrafına ağlar örmek yeter.

Gevezeliği bırakıp şu ülkenin sorunlarına yoğunlaşmaya sıra ne zaman gelecek?

***


YSK yüzde 58’e inandırmıyor!

Yüksek Seçim Kurulu referandumun üstünden 5 ay geçmesine rağmen hala sandık sonuçlarını açıklamadı. CHP dava açalı uzun zaman oldu, yine açıklamıyor, “bilgisayarlı oy toplama sürecini izlememize izin vermediniz bari sonuçları verin de karşılaştıralım, bu en doğal hakkımız” diye talepte bulunuyor ama YSK “mecbur değilim” diyor. Ve böylece yalnız CHP’ye değil tüm topluma karşı haksızlık ve saygısızlık yapılmış oluyor.

Daha üç yıl önce yapılan geçen referandumda seçmen sayısı 42 milyon olarak verilmiş. 12 Eylül 2010’daki referandum öncesi “seçmen sayısının her nasılsa 47 milyona çıktığı” bildirilmiş, sonra bu da beğenilmeyip “49 milyon 446 bin”de karar kılınmış. Referandumdan sonra ise YSK sitesinde bu rakam “52 milyon” olarak verilmiş. Memlekette bir seçimden diğerine “nüfus artışıyla orantısız olarak 5 milyon seçmenin aniden ortaya çıkması ve seçim sonrası kaybolması”, “oy kullanma ehliyeti olan vatandaş sayısı ile seçmen kütükleri arasında” milyonlarca fark, belediye seçimlerinde “elektrik kesildi, bilgisayarlar çöktü” denmesinden sonra oranların değişmesi gibi akıl almaz olaylar var.

MİLLETİ SAF YERİNE KOYMAK!

Yani, bir vatandaşın ‘sonuçlara kesinlikle güvenmemesi için’ her neden, her karmaşa mevcut. Üstüne üstlük, referandum ve seçimlerden aylar önce bazı siyasetçiler (aynen referandumda söyledikleri “en az yüzde 60” gibi) kesin rakamlar telaffuz ediyor, seçime doğru aynı rakamlar veya biraz altı ya da üstü bu partilere çok yakın olduğu bilinen araştırma şirketleri tarafından ‘anketle çıkmış gibi’ açıklanıyor. Sık sık tekrarlanarak topluma adeta beyin yıkama yapılıyor. Sonunda bir bakıyorsunuz şirketin söylediği aynen, siyasetçilerin söylediği 2 eksik çıkmış. Bu ne ya.. Milleti aptal yerine koymanın daha ala bir yöntemi olabilir mi?

Ve buyurun, bütün bunlar olurken YSK ’nın keyfi de ‘sandık sonuçlarını millete açıklamayı’ istemiyor. Peki bu vatandaş neye dayanarak “yüzde 58 Evet çıktı” sonucunu kabullenmek zorunda bırakılmaktadır, bu sonucun kanıtı nerede? Seçimler bir ya da birkaç araştırmacıyla mı yönetilecek? Ya birkaç ay kalan seçimde de aynı masal tekrarlanır ve YSK da hem oy toplamayı diğer partilere izletmez , hem de yine sandık sonuçlarını “açıklamıyorum” derse ne olacak? Bu iş YSK’nın oyuncağı mı?

Her olaya müdahale eden hükümetin “halka karşı yapılan bu saygısızlığa” şimdiye kadar çoktan müdahale etmesi beklenirdi, olmadı. Seçim yaklaşıyor, Başbakanlık , Adalet Bakanlığı ya da her kim ilgiliyse “YSK’nın referandum sandık sonuçlarını açıklamasını, seçimde ise bunu aylarca uzatmadan yapmasını” sağlamak, muhalefet partileri de en önemli ve öncelikli görev olarak bunun takibini yapmak zorundadır. ‘Milli iradeye saygı’ da süslü bir söylemden ibaret değilse tabii!

DİĞER YENİ YAZILAR