Dünkü yazımda Boğaziçi Üniversitesi' nde yapılacak olan Ermeni soykırım iddiası ile ilgili konferansı protesto amaçlı olarak dinlemeye gitmeyeceğimi belirtmiştim. Bunu yazarken (aynı anda Huntington konferansı ile meşgul olduğumdan ve karar da geç verildiği için) konferansın ertelendiğinden haberim yoktu.
Değerli meslektaşım Ertuğrul Özkök dün "Korktuğum başımıza geldi" başlıklı yazısında bu ertelemeye üzüldüğünü belirtiyor "kaybeden yine Türkiye oldu. Çünkü bugünden itibaren kimse bu ülkenin makul çoğunluğunun sesine kulak vermeyecek" diyor ve "artik tek sesli koronun karşısına çıkamayacağımızı", "aynı kompleksle köşelerimize çekileceğimizi" söylüyordu.
Onun görüşüne saygı duymakla birlikte ben bir konferansın ertelenmesinin "Türk tarihinin doğru anlaşılmasına çalışanları ve konunun uzmanlarını" susturabileceğine inanmıyorum. Hele neden kompleks duymaları gerektiğini hiç anlamıyorum.
Karar üniversitenin!
Bir kere kararı bizler değil konferansı yapacak üniversite verdi. Çok sayıda bilim adamının çalıştığı bir üniversite. Türkiye'de siyasilerin ne söylediği çoğu kez hiç umursanmadığına göre, neden sadece Adalet Bakanı'nın konuşması olamaz. Büyük ihtimalle "bilimsel" olduğu iddia edilen bir konferansı futbol takımı tutma anlayışına indirgeyen ve konuşmacı olacakların (bazıları tarihçi bile değil) karşı görüşteki tarih uzmanlarına "evet, sizin bir süre önce transfer olduğunuz takımdan değil buraya çağrılanlar" gibi sözler sarf ettiği, gölge düşürülmüş bir konferansın üniversitenin imajına da gölge düşüreceğini düşündüler.
Sonuç olarak bu olay, eğer bir sorunsa, tamamen Boğaziçi Üniversitesi'nin sorunudur, başka kimseyle ilgisi yoktur.
Ortaya çıkmış 350'den fazla tarihçi resmî arşivlerin ve (çoğu yabancı gazetelere, diplomatlara, tabiî bir kısmı da devlete ait olan) belgelerin tarihi gerçeği anlattığını söylerken, birkaç kişinin herkesi susturarak bu tarihçilere "transfer oldukları" veya "devletin tezini savundukları" suçlamasında bulunması kadar büyük bir saygısızlık olay yaratmıyorsa, taraflı bir konferansın ertelenmesi de yaratmayabilir.
Ayrıca... Türkiye gibi her türlü görüşün TV'lerden yayınlandığı, gazetelerde yer aldığı bir ülkede kimse ''susturulmak tan söz edemez. Aa, söz etmek istiyorlarsa, hepsinin pek takdir ettiği Fransa'daki "susturma"dan, sınırları içinde kimsenin "soykırım yoktur" diyemediği, ispatlanmamış bir olayı Nazilerin Yahudi soykırımının yanında yasalarına koyan Fransa'dan söz edebilirler.
Herkes şarkı söylemeli!
Bill Clinton kendi döneminde "Amerika'ya zarar verecekse Internet'i bile kontrol ederim" demişti. Bizde her alanda ABD'nin de ötesinde sınırsız özgürlük var. Ama burada (ve diğer ülkelerde) birkaç kişinin yaptığı, belge ve arşivlere dayanmayan konuşmalar, edebiyatçıların ve gazetelerin verdiği yanlış bilgi ve rakamlar direkt olarak Ermeniler tarafından kullanılıyor.
Örneğin; "sevkedilen" kelimesinin aynı zamanda "belirtilen, naklolunan" anlamına gelebileceğini hesaba katmadan, illerde yaşayan Ermeniler'in nüfusundan fazla rakamı "tehcir edilen nüfus" olarak verdiğinizde bu Türkiye'nin itirafı gibi kullanılıyor.
Onun için, bizim takım, sizin takım durumuna gelmiş, tek yanlı bir konferansın kaldırılmasının pek bir anlamı yok.
Tek sesli koro başkalarının da şarkılarını dinlemeyi öğrenmeli.
Cevapsız kalan sorular
Dünya çapında tartışmalar yaratan, toplumların "tezleri üzerinde" düşündüğü, etkilendiği ünlü siyaset bilimci Samuel Huntington'u yakından izleme ve soru sorma fırsatını bize verdiği için Akbank Kurumsal Bankacılık Grubu'na teşekkür borçluyuz. Onunla konuşup, sorularımıza tam ve net cevaplar veremediğini gördüğümde kendisine ait olan CLASH OF CIVILIZATIONS tanımının CRUSH OF HUNTINGTON'a dönüştüğünü farkettim.
Konferans öncesi verilen yemekte çok önemli sorular yöneltildi Huntington'a. Ve her soruda büyük siyaset bilimcinin biraz daha üzüldüğünü, büzüldüğünü, bazen boğazına lokmaların tıkandığını gördük. Soruların hiçbirinin cevabı tam ve açık olarak alınmadı. Onun yerine yarım yamalak, kitaplarındaki kalıplaşmış cümleler tekrarlandı durdu. Konferanstan sonraki "sorular" bölümünde durum daha da kötüydü.
Ama kendi kendisiyle çelişkiye düşen, Amerika'nın politikalarını tenkit ediyor görünürken çoğu kez onaylayan, gittiği ülkelere tezleri ve bu politikalar doğrultusunda telkinlerde bulunan, aynca senelerdir telkinlerinden büyük paralar kazanan biri böyle durumlara da hazırlıklı olmalıydı.
Benim ona yemek sırasında sorduğum ve cevabını net olarak alamadığım bazı sorular, hatırladığım kadarıyla şöyle:
Kitaplarınızda Amerika'yı "tek kutuplu bir dünya yaratmak" ve "kendi değerlerini diğer ülkelere empoze etmek le suçluyorsunuz. Öte yanda siz kendiniz dünya ülkelerini gruplara ayırıyor, onlara ne yapmaları gerektiğini sadece görüş olarak değil, İsrarla vurgulayarak söylüyor, örneğin Türkiye'nin de AB'ye girmek yerine, islâm ülkelerine lider rolü üstlenmesi, AB'ye girme ihtimalinin zaten sıfır olduğu, laikliği bırakması gerektiği gibi görüşleri empoze ediyorsunuz. Bu önemli bir çelişki değil mi?
Kendinizin de belirttiği gibi siz bir Amerikan milliyetçisi ve Amerika'nın Protestan Hristiyan kimliğini koruması gerektiğine inanan bir dindarsınız. ABD'nin bile tek kültürlü olmasının çok kültürlü, çok dinli olmasından iyi olduğunu düşünüyorsunuz. Diğer ülkelere biçtiğiniz rollerin de bu güdülerinizle ilgisi var mı?
- Devam edecek -
"Tek sesli koro" başka şarkıları dinlemeli!
Dünkü yazımda Boğaziçi Üniversitesi' nde yapılacak olan Ermeni soykırım iddiası ile ilgili konferansı protesto amaçlı olarak dinlemeye gitmeyeceğimi belirtmiştim
Haberin Devamı

