Tek konu çıkarlar, gerçeğe bakan yok!

Haberin Devamı

Biz hâlâ anlamamakta direniyoruz ama ABD’de Ermeni tasarısının kabul edilmesi/edilmemesi tartışmaları bir kez daha en güçlü ülkelerin bile çıkarlarını tüm detaylarıyla hesapladığını ve sadece buna yoğunlaştığını açıkça gösteriyor.

“Kabul edersek başımıza uzun vadede neler gelir” sorusunu siyasetçisi de, düşünce kuruluşları da madde madde sayıyor.

Bu arada ABD’nin hangi nedenlerle Türkiye’ye kızgın olduğunu, nelerin acısını çıkardığını da madde madde öğreniyoruz.

Ki “1 Mart tezkeresi” bunlardan biri... Bana hâlâ “Hem Mehmet Tezkan’a hak veriyor ve ‘1 Mart tezkeresi geçmeliydi’ diyorsunuz, hem de ABD’ye kızıyorsunuz. Kendinizle çelişkili değil mi bu? Tezkere geçse biz de savaşın içinde olacaktık” diyenler var.

Hayır, biz de savaşta olmayacaktık. Biz sadece sınırımızdan yararlanmasını sağlayacaktık ve bunu yapmış olsaydık bugünkü sorunla karşılaşmayacaktık.

Ayrıca bu kararı da Amerika’ya bayıldığımız veya Irak’a müdahalesini onayladığımız için değil, kendi çıkarlarımız için yapacaktık.

Her neyse, olan oldu, şimdi belki de ister istemez bir savaşın içine çekileceğiz. Dönelim Ermeni yasa tasarısı ve ABD’ye...

Temsilciler Meclisi’nde oylanacak tasarıdan imzasını çeken 7 vekile bir 4 daha eklendi ve artık (eğer oylama tarihine kadar değişmezse) kabul edilmeyeceği belli oldu.

Bununla birlikte üzerinde durulması gereken konu; gelecekte bu tasarının mutlaka yeniden hortlatılacağı ve karşımıza dikileceğidir.

Onun için Ermeni diasporasının yaptığı gibi ABD’de (ve AB’de) bu konudaki çalışma ve diaspora faaliyetlerini izlemeye ara vermemek gerekiyor.

ABD’den yapılan tüm açıklamalar ve çalışmalar “çıkar” üzerine yoğunlaşmıştı, hiç kimsenin “tarihte ne olduğuyla, gerçekle” ilgilendiği yoktu. Neye dayanarak “soykırım olmuştur” dedikleri veya diyecekleri aynen bizim 21 Ekim referandumunda olacağı gibi belli değildi.

Bu konuda Türk-Amerikan Dernekleri Asamblesi’nin (ATAA) sunduğu argümanlar son derece tutarlı ve doğru. Osmanlı tarihini bilen profesörlerin araştırmaları, hukuk devletlerinde meclisin yargıç rolüne soyunamayacağı, Irak ve Afganistan’da ABD’nin çıkarları...

Listeye “soykırım iddiası konusunda hiçbir ülkede, hiçbir mahkeme kararı olmadığını”, Ermenistan’ın ilk Başbakan’ı Kaçaznuni’nin konuşmasını da ekleyebilirler.

Temsilciler Meclisi’nde bu kez reddedilmesi Türkiye’yi asla rehavete sokmamalı!

*****

Eski köye yeni adetler!

Meclis Başkanı Köksal Toptan da Başbakan Erdoğan gibi çocukların elini öptü”... Haber bu ve üstünde hem Toptan’ın, hem Erdoğan’ın iki büklüm olmuş, ilkokul çağında kız çocukların elini öperken fotoğrafları...

Bayramlaşıyorlar...

Bizim bildiğimiz, bugüne kadar gördüğümüz bayramlarda küçüklerin el öpmesidir. El öperken onlara birer armağan, para gibi şeyler verilmesidir. Hani biz de çocuk olduk, büyük olduk bugüne kadar eski köyde bu adeti hiç görmedik.

Belki bebeklerin yumuk yumuk, gül kokulu elleri saflık sembolü gibi öpülür ama çocuklarınkini ilk kez görüyorum. Bence fazla popülizm kokuyor ve bunlar hep Clinton’ın, Türkiye’yi ziyaretinde bir çocuğu kucağına almasından sonra yapılan “onlar sıcak, bizimkiler soğuk” eleştirilerinden çıktı gibi geliyor.

Fotoğraflar da komik duruyor söylemiş olayım.

Rahatsız edici bir fotoğraf da Irak Cumhurbaşkanı Yardımcısı Haşimi ile Başbakan Erdoğan’ın el sıkışması sırasında çekilendi. Haşimi sırıtıyor, Başbakan da nezaketen gülümsüyor. Haber: “Yüzler gülüyor ama...”

Oysa içinde bulunduğumuz, itildiğimiz durumda Haşimi’ye hiçbir nezaket borcumuz yok. Bu fotoğrafta Başbakan Erdoğan hiç gülümsemese, ağır, vakur bir duruş sergilese elbette çok daha iyi olurdu. Onu da söylemiş olayım.

Bu arada, Tarık Haşimi’nin “Ankara ziyaretinde istediğimi aldım” demesi, istediğinin de “Irak hükümetine bu faaliyetleri durdurması için bir şans daha verilmesi” olduğunu bilmemiz daha da sinir bozucu...

Anlaşılan o ki bizi uzunca bir süre daha oyalayacaklar. Aylardan beri bizim sayısız uyarımız, verdiğimiz onca zaman ve şehit, Barzani’nin savunduğu “Arkamda ABD var” tehditleri yetmedi mi, hangi zamandan söz ediyor. “Kesin olarak iki haftada bu işi bitiririz, söz veriyoruz” gibi net bir cevap alınması gerekiyordu.

Amerika da topu Kuzey Irak’a atmışken ve daha ılımlı, anlayışlı bir havaya girmişken Başbakan “Bize düşmanlık eden iflah olmaz” gibi sözlerle ABD’yi tümüyle karşımıza almak, düşman havasına girmek yerine (evet halk olarak kızıyoruz ama devlet “ülke çıkarlarını” gözetmek ve fevri davranmamak zorundadır) neden Irak’a baskıya yoğunlaşmıyor ve zaman kaybına sebep oluyor anlamak mümkün değil!

DİĞER YENİ YAZILAR