Tek bir oy!

Sinop'ta "tek bir oy" farkla "kazanan-kaybeden" mücadelesi yapıldı partiler arasında. Ne kadar güzel bir örnek bu, oy verme zahmetine katlanmayanlar için

Haberin Devamı

Sinop'ta "tek bir oy" farkla "kazanan-kaybeden" mücadelesi yapıldı partiler arasında. Ne kadar güzel bir örnek bu, oy verme zahmetine katlanmayanlar için.

Annem Yassıada'da yatmış bir Demokrat Parti milletvekilinin, Adalet Partisi'nin kuruluşunda görev almış ve daha sonra yıllarca senatörlüğünü yapmış bir siyasetçinin eşidir. Ayrıca kendisi bir yandan öğretmen ve okul idarecisi olarak çalışırken bir yandan da Ankara Adalet Partisi Kadın Kollan başkanlığı görevinde bulunmuştur. Ve bugüne kadar hiçbir seçimde sandığa gitmeyi aksatmadı.

Bir süre önce kalçası ve bacağı kırıldığı için zor yürüyor. 28 Mart seçimlerinde ilk defa "galiba gidemeyeceğim, okulun merdivenlerini çıkmak zor geliyor" dedi. 'Olmaz anne, denemelisin' dedim, o da denedi. Kol kola gittik, merdivenlerden çıkarken zorlukla inmekte olan bir başka bastonlu hanımla karşılaştı. Birbirlerine gülümsediler.

"Beni affet"
Sandık başında annem "Bunu nasıl yapıyorum bilmem ki" diyerek, merhum eşine "Beni affet"
diye fısıldayarak hayatında ilk kez CHP'ye oy verdi. Demokrasinin düzgün işlemesi açısından muhalefetin de güçlü olması gerektiğine, oyların bölünmemesi gerektiğine inandığı için bunu yaptı. Sonra da yine bastonuyla ağır ağır yürüyerek indi merdivenleri.

Bunu düşündükçe, Teşvikiye'de, Etiler'de veya bir başka köşede yüzde 50'lere varan oranda "oy kullanmayan seçmen" e nasıl kızıyorum bilseniz. Onları düşündükçe böyle "sorumsuzu çok" bir topluma hizmet için çalıştığıma üzülüyorum açıkçası.

Gerekirse tüm maaşımı yıllar boyu "çağdaş yasaların çıkması uğruna" kaybetmeyi göze alışıma üzülüyorum. Bu ülkede "keyfi öyle istedi" diye veya "rahatını bozmamak için" ya da "öfkesinden" oy kullanmayan bir çoğunluk varken benimki ve benim gibi her şeyi göze alanların ki ne budalalıktır?

Sonra birden aklıma güç birliği oluşturan, sorunları çözmek için yardıma koşan, elinde bastonuyla oy vermeye giden sorumlu, çalışkan insanlar geliyor. Onların sayısı da az değil. Bu ülkenin bekçilerinin sayısı az değil.

Yine gülümsüyorum. Pilavdan dönenin kaşığı kinisin, biz yeteriz!

Haklısın Duygu!
Habertürk'te yapılan olaylı Basın Kulübü programına o günlerde şiddetli grip geçirmekte olduğum için katılamamıştım. Prof. Doğan Soyaslan'ın milyonların önünde "Bırakın kadınlar tecavüzcüleriyle evlensinler. Bu onların tek kurtuluşu. Töreler var" sözlerini hiç çekinmeden tekrarlayıp durduğu programda kadın hukukçu ve gazeteciler arasında Duygu Asena da vardı. O akşam başta Duygu olmak üzere bütün konuklar Soyaslan'ın ağzından çıkan, her biri diğerinden daha çelişkili sözlere gereken cevapları en kusursuz şekilde verdiler.

Hatırlayacaksınız "Çalışan kadın daha az dindardır" sözü de profesör tarafından o programda söylenmişti. Türk Ceza Kanunu'nda hâlâ kadın ve çocuklar aleyhindeki maddelerin korunmasını önleyecek adımlar için çok önemli bir delildi o program... Nitekim sonradan bant elden ele dolaştı, tekrar tekrar izlendi.

Duygu Asena dünkü yazısında bana açılan davaların ilk kez ciddi bir kadın dayanışmasına neden olduğunu belirtiyor ve bundan mutluluk duyabileceğimi vurguluyordu. Çok haklı, ilk kez örgütlü ve örgütsüz kadınlar bir dava için hep birlikte öne çıktılar ve bundan hepimiz mutluluk duyabiliriz.

Ama keşke Duygu erkeklerin neden öne çıkmadığını da sorsaydı. Çocuk ve kadın tecavüzleri, toplu katliam boyutuna varan (sözüm ona) töre cinayetleri, medeni olduğunu iddia eden, Avrupa'ya girmeye çalışan bir ülkede sadece kadınların sorunu mudur? Yargıtay Başkanı'nın bile en ağır şekilde cezalandırılmasını istediği bu suçlar toplumun en önemli sorunlarından biri değil midir?

Erkekler sadece siyaset, aşk ve futbolla mı ilgilenmelidir? Basın töre cinayetlerini sadece haber olarak mı izler ve verir?

Lütfen Duygu, bunları da sor! Bir türlü yapılmayan değişiklikler erkekleri neden hiç rahatsız etmiyor, belki öğrenebiliriz.

Hırsıza çağrı!
Ankara'da Doğan Soyaslan davalarında gönüllü olarak beni savunan değerli bir avukat Sema Kendirci. En eski sivil toplum kuruluşlarından Türk Kadınlar Birliği'nin de başkanı.

Salı günkü duruşmadan bir gün önce bürosuna hırsız girmiş ve bir çok eşyayla birlikte bilgisayarını da götürmüş. Bu kadar önemli bir kuruluşun başkanı ve (aynı anda çok sayıda davaya bakan) yılların avukatı olarak bütün bilgilerinin bir anda yok olmasının üzüntüsünü yaşıyor Sema Hanım o günden beri.

Eğer hırsız, bilgisayarı "özellikle o bilgiler arasında istediği bir şeyler" olduğu için çalmamışsa, tek isteği hiç değilse 'hard disc'in kendisine gönderilmesi... Girdikleri onca bina arasında hangisi olduğunu anlamaları için adresi veriyorum (içerde bir şey kalmamış nasıl olsa): Necatibey Caddesi, Ankara İşhanı, 8/104 Ankara.

Ey hırsız, zahmet olacak ama lütfen şu 'hard disc'i postalayıver, böylece belki Allah'ın sana vereceği cezanın az bir kısmını affettirebilirsin.

Nasıl olsa işimiz Allah'a kalmış, emniyet hırsız yakalamak ve cezalandırmak gibi bir görevle fazla ilgilenmiyor!

DİĞER YENİ YAZILAR