Tecavüz turistik programa dahil!

Bugüne kadarki tüm tecavüz olaylarını yazdık, çok iyi etki yapmış olmalı ve Adalet Bakanlığı da tecavüzcülerin her olayda neden serbest bırakıldığını araştırmış, hesabını sormuş bulunmalı ki yeni olaylarda da aynı hukukî(!) sonucu görüyoruz

Haberin Devamı

Bugüne kadarki tüm tecavüz olaylarını yazdık, çok iyi etki yapmış olmalı ve Adalet Bakanlığı da tecavüzcülerin her olayda neden serbest bırakıldığını araştırmış, hesabını sormuş bulunmalı ki yeni olaylarda da aynı hukukî(!) sonucu görüyoruz.

Birisi bir Türk ile evli (ve tabiî bu olaydan sonra doğal olarak evliliği boşanmayla sonuçlanacak) olan iki Rus kadınına tecavüz edenler de serbest bırakılmış. Hele kadınlar Rus olduğu için daha da çabuk olmuştur bu. Türkiye sınırlan içindeki tüm Rus kadınların "Nataşa" olduğu kesindir ya! Nataşalara tecavüz millî bir haktır (Tecavüze uğrayan iki kadın tecavüzcülerin serbest bırakılmasına isyan etmişler. Ne cehalet!)

Kadınlar Rus değil de Alman, Avusturyalı, Fransız olsalardı durum farklı mı olacaktı? Yoo, onlar da ülkelerine döndüklerinde "tecavüz Türkiye'de turistik programlara dahil. Turizme katkı olarak görülüyor" diyeceklerdi. Öyle olması bekleniyor bu şartlar altında zahir. Daha önce de Türkle evli olan Rus kadınlara polis tecavüzleri bile duyulmadı mı bu ülkede? Çocuklara tecavüz edenlerin ve diğerlerinin tümüyle serbest bırakıldığı duyulmadı mı? Evli kadına, bekâr kadına, genelev kadınına tecavüz suçlarına yeni TCK Yasa Tasarısı'nda farklı cezalar getirileceği açıklanmadı mı? Tecavüz "bireye karşı suç" olmaktan çıkarılıp "Edep törelerine karşı suç" gibi anlamsız bir başlık altına alınmak istenmedi mi? işte, alın size yüzlerce edep töresine karşı suç. Ve gördüğünüz gibi bu SUÇ BİLE DEĞİL. Ne acı böyle bir ülkede kadın olmak.

Ondan sonra da oturup kadın intiharlarının nedenini merak ediyorlar. Türkiye'ye neden yeterince turist gelmediğini de... Kendi vatandaşlarının canını nasıl kurtaracağını bilmediği başıboş bir ülkeye siz olsanız ailenizi götürür müsünüz?

Birileri bu rezalete, adaletsizliğe dur demek zorunda artık!



Ne özerklik ama!
Hükümet yeni YÖK Yasası Taslağı'nı incelemek üzere üniversitelere göndermeye karar verdi biliyorsunuz. Uygulamaya başladı da. Taslak inceleniyor.

Biraz zor oluyor mamafih... Önce yeni bir taslak gönderip, gönderdiğini iki gün sonra değiştirerek ve rektörlerin hangisine inanmaları gerektiği konusunda kafalarını karıştırarak ilginç bir "inceleme ve ortak çalışma" yöntemi bulmuşlar. Bu gidişle 3-5 yıla kalmaz anlaşırlar herhalde. Aynca yayınlanan yeni bir genelge ile doçent ve profesör atamaları dışında tüm atamalar durdurulmuş. Yani yardımcı doçent, araştırma görevlisi gibi elemanlara ihtiyaç duyulduğunda hiçbir şekilde bu elemanlar bulunup çalıştırılamayacak. Ne hoş bir fikir(!) ama...

Bir yandan "Üniversitelere idari özerklik" derken öte yanda mevcut bağımsız karar verme inisiyatifini de ortadan kaldıran, her karar, her ihtiyaç için bakanlıkları devreye sokan muhteşem bir sistem. Bu kadarına "pes" demezseniz ne dersiniz?



Bizim ormanlarımız
Bodrum ve Marmaris'teki yüzlerce hektarlık orman yangınının "orman vasfını yitirmiş alanlarda inşaat izni" verileceği haberinden sonra çıkması hepimizin kafasında soru işaretleri oluşturdu. Orman Bakanı'nın "Kimse heveslenmesin, o bölgeler yeniden ağaçlandırılacak" açıklaması da bizleri rahatlatmaya yetmedi çünkü benzer sözleri daha önceki yangınlarda da duyduk. Bu sözlerin ardından kısa süre sonra imar afları ve "orman vasfını yitirmiş arazi" izinleri gelmiştir hep.

Nitekim birkaç gün önce 31 Aralık 2002 tarihine kadar Hazine arazileri üzerine yapılan kaçak yapılara af getirileceği haberini hep birlikte duyduk. Yanan orman alanlarına dikilecek yapılara af gelmeyeceğine kim inanır böyle bir ortamda? Bu nedenle ancak somut, kesin çözümlere inanabiliyoruz artık. Bodrum'da yanan 126 hektarlık orman alanının Doğuş Holding tarafından yeniden ağaçlandırılması için bakanlıkla bir protokol imzalanmış.

Dikilenlerin yeniden yanmayacağı (veya yakılmayacağı) bilinemez ama onlar her şeye rağmen yeşili korumaya karar veriyor ve harekete geçiyorlar. Hepimize, çocuklanmıza, torunlarımıza ait olan bu ormanlar yandıkça/yakıldıkça biz mantar gibi yeniden türetmezsek orman bırakmayacaklar. Bodrum'u, Marmaris'i kel tepelere çevirecekler. O zaman nereye kaçacağız?

Ayhan Şahenk Vakfı' nın yaptığı takdir edilecek bir girişimdir, inşallah başka vakıf ve holdingler de bu katkıyı genişletirler.

Ama önce. Orman Bakanlığı ellerini kavuşturup ağaç dikecek gönüllü bekleyeceğine, ekilecek ağaçları korumak için gerekli önlemleri alacağını açıklasın. Ormanlık arazilerde ot yakan köylüleri, ateş yakıp piknik yapanları, izmarit atanları nasıl önleyeceğini, hangi ekiplerin ne gibi koruma çalışmaları yaptığını bilmek istiyoruz.

Vergilerimiz nereye gidiyor?



Nurcan'ı okutalım!
Ekonomik krizde çalıştığı fabrikadan atılan ve aldığı 12 milyar TL tazminatı İmar Bankası'na yatıran Adanalı Ömer Kara'nın ve kızı Nurcan'ın üzücü hikâyesini dünkü haberlerde duydunuz.

Aldıklan faizle geçinmeye çalışırken BDDK'nın bankaya el koymasıyla her şeyini yitiren ailenin kızı Nurcan "Artık beni okutamazlar" diyerek bir çatıdan atlamış, belinde ve bacağında kırıklarla kurtulmuştu.

İnanın ben geçimlerinden çok, bu kadar okumak isteyen bir gencin tüm şansını kaybetme ümitsizliğini düşünüyor ve üzülüyorum.

Evet, birikimini kaybeden bütün "off-shore"zedelere yardım edemeyiz ama belki Nurcan Kara'ya biraz ümit kazandırabilir, hayalini gerçekleştirmesine yardım edebiliriz.

Ömer Kara ile görüştüm, bir hesap numarası verirse yazabileceğimi ve okurlarımızın yardımını isteyebileceğimi söyledim. "Hesabım filân yok ki. Bütün hesabım oydu işte" dedi. Yirmi-otuz milyonla bir hesap açtırmasını söyledim. Yarın bana cevap verecek. İlk parayı ben kendi maaşımdan göndereceğim.

Siz de katılmak isterseniz, hesap numarasını Çarşamba gününe yazabileceğim. Bir düşünün... Belki istersiniz...

DİĞER YENİ YAZILAR