Tatlıses açıkladı, STAR'dan ses yok!

Aralıksız yağan kardan dolayı İstanbullular'ın çoğu evlere bizler ise gazetelere hapis durumdayız...

Haberin Devamı

Aralıksız yağan kardan dolayı İstanbullular'ın çoğu evlere bizler ise gazetelere hapis durumdayız... Evde olanlar TV'lerindeki muhteşem kavga programlarını izliyor, biz bol bol telefon konuşması yapıyoruz.

Dün bir eğitim görevlisi arkadaşım telefonda "O konuya dokunma, bu konuyu hiç yazma" diye konuşurken gülerek durdu ve;

"En iyisi biz dokunulacak ve dokunulmayacak konuların bir listesini yapalım" dedi.

'Yapalım' diye cevap verdim, 'yapalım ki senin dokunma dediklerine ben sırayla dokunayım'...

Bir kere, başbakanların bile bir yanda laikliği savunan, gerekliliğini, önemini vurgulayan konuşmalar yaparken öte yanda "laikliğin gereği olan kural ve yasaları beğenmediğini, bu yasaları yapanların amacını aştığını" söylediği, AİHM kararlarını bile dikkate almayan konuşmaları fütursuzca yaptığı bir ülkede gazeteci için hiçbir konunun dokunulmazlığı yoktur. Zaten her halükârda yoktur ama böyle bir durumda hiç yoktur.

Ayrıca "muhalefet'in bulunmadığı, muhalefet partisinin içişlerine (daha doğrusu koltuk kavgalarına), halkın abuk TV programlarına daldığı bir ortamda gazeteciye daha da çok görev düşmektedir.

Gelelim bugünkü konumuza... Son iki gündür STAR televizyonuna, verdiği aşırı yüksek maaşlarla özellikle Derya Tuna'ya vereceği 50 milyar TL. aylıkla ilgili sorular sormaktayım. Biz soru sorduğumuzda Başbakanlık'tan, Cumhurbaşkanlığı'ndan, bakanlıklar ve belediyelerden açıklama gelir. Onlar gazetecilerin kendi adına değil, toplum adına sorduğunu ve buna haklan olduğunu bilirler.

Ama STAR'dan çıt yok, hesap vermek zorunda hissetmiyorlar kendilerini demek ki... Milletin parasıyla devamı sağlanan, "özel" olmaktan çıkmış bir kanalda bu savurganlığa nasıl hak gördüklerini açıklama gereği duymuyorlar. Aslında soruyu onlarla birlikte TMSF'nin cevaplaması lâzım. Kanal TMSF'nin kontrolünde, peki bu nasıl kontrol?

Onlardan ses çıkmadı ama İbrahim Tatlıses Pazar akşamı STAR'da yaptığı ve Derya Tuna ile birbirlerine iltifatlar yağdırdıkları programda bize üstü kapalı bir açıklama gönderdi.

"Canı sıkılıyor"muş!
Tuna'nın "Ben olacağım için, programı ben olarak yapacağım için çok iyi olacağına inanıyorum" şeklindeki veciz açıklamasından sonra şöyle dedi Tatlıses:

"Baktım Derya Hanım'ın canı sıkılıyor, meşguliyet istiyor, bir program yapmayı arzu ediyor ben de istedim. Ne de olsa benim bir sürü meşguliyetim var, onun yok..."

Gördüğünüz gibi cevabı almış bulunuyoruz. Derya Tuna'nın canı sıkıldığı için ona 50 milyar TL. aylıkla bir program verilmiş. Bundan iyisi can sağlığı.

Tabiî Derya Hanım da buna karşılık Tatlıses'in nasıl bir iyilik meleği olduğunu, altın gibi bir kalbi olduğunu defalarca tekrarladı. Kim yapmaz ki? Dile kolay, saymakla bitmez bu para, her ay 50 milyar.

O 50 alırken, İbrahim Tatlıses'e 150 mi, 200 mü, milyarlar mı veriliyor o da bilinmez.

Avrupa ülkelerinde bisikletle parlamentoya giden başbakanlar varken, sarayların perdelerine yama konur, kraliçelerin kıyafetleri ters yüz edilip tekrar kullanılırken biz zengin bir ülke olarak bunlara gerek duymuyoruz. Zengin ülkenin fakir halkı pazar yerlerinden artıkları toplayarak, üniversite mezunları ev köşelerinde iş bulacağını, karnını doyuracağını hayal ederek ömür tüketiyor.

Devletin zengin hazinesi(!) de paralan kucak kucak birilerine savuruyor.

"Kimin parasını kime savuruyorsunuz" sorusuna ise cevap verilmiyor.

TMSF'ye soruyorum, sormaya da devam edeceğim; Bu savurganlık neden ve ne hakla?

Mutlu bir öğretmen, mutlu bir yazar!
Yazıyorum ya zaman zaman, köy okullarının kitaba, malzemeye ihtiyacı var diye... İşte o zamanlarda da altın kalpler ortaya çıkıveriyor. Toparlayıp gönderiyorlar gerekli malzemeyi... Bakın bu köylerden birinin, sandalyesi, masası, kitabı olmayan bir okulun öğretmeni Nazmi Yılmaz'dan gelen mektup küçük bir gayretin yarattığı büyük mutluluğu nasıl anlatıyor:

"Merhaba; ben bir mutlu köy öğretmeniyim. Evet, evet yanlış duymadınız hem de çok mutlu bir köy öğretmeniyim. E-mail'imi yayınladığınızdan sonra Türkiye'nin her yerinden telefonlar geldi. İlk aldığım telefonda gözyaşlarıma hakim olamadım. Bir kez daha gördüm ki Türk halkı, özellikle de çağdaş Türk kadını eğitime çok destek veriyor. Köşe yazınızdan sonra İlçee Milli Eğitim Müdürü Ali Çalışır 30 tane sandalye, 6 tane masa verdi. Tüm Türkiye'den kitaplar yağmur gibi geliyor. Sayın RuhatMengi, size çok teşekkür ederim. Karakeçi köyü öğrencileri sizi hiçbir zaman unutmayacak. Ben de bir köy öğretmeni olarak sizlerin de desteğiyle daha çok çalışıp bu ülkeye faydalı olacağım. Tekrar tekrar çok teşekkür ederim..."

Nazmi Yılmaz ilk telefon geldiğinde ağlamış, ne tesadüf benim de gözlerim yaşlı şu an... Toz mu kaçtı ne?.. Nerede mendilim benim? Sevgili okurlanm, hepinize sonsuz teşekkürler.

Şimdi de bir başka mektubu sizlerle paylaşmak istiyorum.

Okurumuzun ismi 'mail'de Ramazan Garucu şeklinde yazılmış umarım soyadındaki harfler farklı değildir (bazen öyle çıkıyor);

"Merhaba ben 14 yaşında bir gazete okuyucusuyum. 5 gündür düzenli olarak okuduğum VATAN gazetesinde hiçbir yazınızı kaçırmadım, kaçıracağımı da sanmıyorum... Size başta teşekkür etmek istiyorum çünkü ben birçok köşe yazarının yazılarını okudum, bana ağır geldi ama sizin yazılarınız bence anlaşılması kolay, okuması zevkli ve okuyucuyu sıkmayan faydalı yazılar. Bu yaşta bana gazete okumayı sevdirdiğiniz için size teşekkür ederim. Hayatımda ilk defa gazetenin spor sayfasına ennn son baktım, yazılarınızın bu kadar zevkli olması, sizin için çok gurur verici olsa gerek çünkü benim bu kadar gazete okuduğuma ablamlar bile inanamıyor.

Saygılarımla..."

Her yaş ve kesimden okurunun olması ve hele genç okurlara "gazete"yi sevdirmek yalnız benim için değil, bütün yazarlar için gurur ve mutluluktur.

Ne mutlu bana!

DİĞER YENİ YAZILAR