O kadar çok konu var ki yazmam gereken... İstanbul dışında olduğum bir hafta-on gün içinde biriken -hiç abartı yok- yüzlerce mail ve mektup arasından yazılması gerekenler, Devlet Bakanı Güldal Akşit'in açıklaması, Türkiye Seyahat Acentaları Birliği (TÜRSAB) Başkanı Başaran Ulusoy'un mektubu ve turizm... Ve gündemdeki bir sürü ilginç olay. Böyle durumlarda enteresan bir ruh haline giriyorum. Aynen içimden gezmek, seyahat etmek, tatil yapmak gelip de yapamadığım zamanlardaki gibi... Sanki ruhum içimden çıkıyor, uçarak gitmek istediğim bütün yerlere gidiyor, yapmak istediğim şeyleri gerçekleştiriyor, geziyor, tatil yapıyor ve mutlu bir şekilde gelip tekrar sakin ve hareketsiz, köşesinde okuyan, yazan Ruhat'la bütünleşiyor.
Bu olduğunda inanılmaz bir şekilde huzura kavuşuyorum. Yazmak istediğim her şeyi bir anda yazamadığımda da aynen böyle. Daha okurken mektupları, kafamda cevaplar yazılıyor. Hepsi köşemde sırayla yerini alıyor. Ve o panik, bunlara bu kadar kısa zamanda nasıl yetişeceğim heyecanı kayboluyor. Bir yerden başlayıveriyorum.
Bugün örneğin, önce Mehmet Barlas'ın kadın gazetecilerle ilgili yorumundan başlayacağım.
"Aslında kadınların genlerinde annelik bilgisi vardır ve erkekten daha affedicidir. Daha yumuşak kalplidir. Oysa kadın gazeteci kuşağımız erkeklerden daha acımasız, daha iğneleyici ve siyaset tutkunu çıktı" demiş Barlas bir yazısında.
Kendisini yıllardır tanıdığım, yazılarında ve yaşamında kadınlara karşı ne kadar nazik olduğunu bildiğim için kadın gazeteciler konusunda yaptığı bu genelleme de bana acımasız geldi.
Nedir sorun merak ettim. Siyaset, siyasetçiler ve olaylar hakkında erkek ve kadın yazarlar tarafından yapılan yorumlar arasında mutlaka fark olması gerekiyor da bu mu olmuyor? Kadınların ciddi konulara ciddi şekilde eğilmesi ve gerektiğinde erkeklere benzer sert ve keskin bir dil kullanması mı rahatsız ediyor? Yoksa siyasete karışmaları mıdır asıl rahatsız edici neden?
Yani kadın gazetecilerin de aslında toptan "light" olmaları, sonsuza kadar kendilerine biçilmiş "cici, uslu kadın" rolüne devam etmeleri gerekirken taşfırın kadınlarına mı dönüşmüşlerdir?
Kendi yorumumla başlayayım; bence bu, kadın yazarların "light" konularla uğraşmaları, kedi-köpek, börtü böcek, aşk meşk, evlilik, ilişki gibi konularda yazmaları beklentisinin modası çoktan geçti. Kadın ve magazin dergilerinde yıllardır bu tarz yazılar bol bol yazılıyor zaten. Son yıllarda aynı beklenti ve çaktırmadan yapılan yönlendirmelerle gazeteler de kadın ve magazin degilerine döndü. Hayatla, insanla ilgili konular eğlenceli ve ilgi çekici aslında, abartılmadığı, hakkıyla yapıldığı, istismar edilmediği takdirde asla bir itirazım yok. Bu tür konuları başarıyla yazan veya Tuğçe Baran gibi en ciddi konuyu bile eğlenceli, esprili bir dille anlatan yetenekli, zeki kadın yazarlar zevkle okunuyor ve büyük okuyucu kitlesine hitap ediyor. Siyaset ve ciddi sosyal sorunlara eğilen ya da her konuda yazan diğer kadın yazarlar da arada sırada yine, Mehmet Barlas gibi düşünen erkek yazarların beklediği tarzda "light" konulan işliyorlar, iyi ama her şeye rağmen nedir bu tenkit ve yönlendirmeler?
Siyaset yazmasınlar, sert üslup kullanmasınlar baskısı? Kadın yazarların erkeklerden belli bir tarz ve üslup talep etmeleri bugüne kadar söz konusu olmuş mudur ki erkeklerin böyle bir hakkı olabilsin?
Ve aynca yazılı ve görsel basında kadının kadın özelliklerini ön plâna çıkarmak, onu bir süs çiçeği, dekor veya cinsellik malzemesi gibi kullanmak isteyen bir anlayış, buna izin veren veya şöhretini bu yolla yapan kadınlar süregelir, süregiderken erkek-kadın ayrımını hatırlatacak bir üsluba gerek görmeden tanınmak isteyen kadın yazarlar olması şaşılacak bir durum mudur? (Devam edecek)
Gazi maaşları
Dün, gazi maaşları ile ilgili yazımda 'bir dönem milletvekilliği yapanlar, memleketi ekonomik krize sürükleyenler dahil ömür boyu milyonlarca TL'yi almalarını sağlayacak yasaları gizlice çıkarırken onlara o Meclis'i hediye edenleri hangi yüzle unutuyorlar' demişim. Buradaki hatayı hemen fark etmişsinizdir tabiî... Ne "milyonlarca"sı, milyonun lâfı mı olur, milyarlarca.
Hepsi milyarlarca TL. maaş alıyorlar oturdukları yerde. Bugünkü Meclis büyük ihtimalle daha da arttıracaktır maaşları önümüzdeki yıllarda. Ve onlar da hayatlarının geri kalanında ayda milyarları oturdukları yerde alacaklar.
Bu zaten büyük haksızlık, onlar alırken Kurtuluş Savaşı gazilerinin 135 milyon alması çok daha büyük haksızlık.
29 Ekim Cumhuriyet Bayramı'ndan önce maaşlarının rasyonel şekilde arttırılmasını bekliyoruz!
Taşfırın kadınları!
Böyle durumlarda enteresan bir ruh haline giriyorum. Aynen içimden gezmek, seyahat etmek, tatil yapmak gelip de yapamadığım zamanlardaki gibi...
Haberin Devamı

