Tarihe tanık olmak!

Türkiye-Avrupa Birliği Karma Komisyon Başkanı Joost Laagendijk perşembe akşamı Conrad Otel'de yapılan (Conrad Otel neredeyse Konsey Binası gibi, ikili görüşmeler ve basın çekimleri için kullanılıyor) bir toplantıda söyle diyordu

Haberin Devamı

Türkiye-Avrupa Birliği Karma Komisyon Başkanı Joost Laagendijk perşembe akşamı Conrad Otel'de yapılan (Conrad Otel neredeyse Konsey Binası gibi, ikili görüşmeler ve basın çekimleri için kullanılıyor) bir toplantıda söyle diyordu:

"Bazı insanlar tarihe bizzat tanık olma şansına sahiptir. Bizler de burada Avrupa ve Türkiye tarihinde yer alacak önemli bir olaya tanık olmaktayız. Avrupa Türkiye'ye kapılarını açmıştır ve yepyeni bir tarih yazılmaktadır."

Bu konuşmadan hemen sonra gece yarısı gittiğim ve o saatte tek bir boş koltuk olmayan Konseyin basın salonunda Avrupa Komisyonu Başkanı Barroso. Laagendijk'in son cümlesini aynen tekrarladı. Müzakerelerin başlama tarihinin belirlenmesinin hepsini çok mutlu ettiğini söylerken gerçekten samimi olduğunu görebiliyorduk.

Gerçi aynı toplantıda Hollanda Başbakanı Balkenende; müzakerelerin Türkiye'nin "tam üyeliği" hedeflenerek başlatıldığını, "ucu açık" bir süreç olacağını ve "garanti verilmediğini" vurgulamıştı ama AB'de işlerin nasıl yürüdüğünü iyi bilen yabancı gazeteciler bizim bu sözlerle ilgili hayal kırıklığımızın doğru olmadığını, müzakere sürecine girildikten sonra sorunların daha kolay halledileceğini söylüyorlardı.

Ertesi sabah Konsey'de BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın konuşmasından sonra Avrupa Parlamentosu Başkanı Josep Borrell Türkiye için çok güzel bir konuşma yaptı.

Müzakerelerin başlamasının bir ülkeyi "geleceğin AB üyesi" olarak tanımak anlamına geldiğini söyledikten sonra Türkiye'nin üyeliğine karar vermenin birçok nedenle diğer aday ülkelerden daha zor ve önemli olduğunu, onun üyeliğini en çok destekleyen ülkelerin bile AB'nin genişlemesinden söz edildiğinde "fmansal nedenlerle" buna karşı çıktıklarını, zira daha az fona sahip bir Avrupa'nın "daha az Avrupa" olacağını anlattı.

Müzakere tanımaktır!
"Ben iyimserim. Konsey anlaşmanın sağlanması için elinden geleni yaptı, burada 25 ayrı devletin anlaşmasının söz konusu olduğunu unutmamak lâzım" diyen Borrell'in "müzakerelerin başlamasının tanıma anlamına geldiğini" birkaç kez tekrarladıktan sonra "bir Kürt kanalından olduğunu" söyleyen gazetecinin sorusuna verdiği cevap ilginçti. "Kürt sorununun çözümünün de Türkiye'ye şart olarak ileri sürülüp sürülmeyeceği" sorusunu şöyle cevapladı:

"Hiçbir ekstra şart olmayacak. Kürtler de kendilerini azınlık olarak görmesinler. Zorluklar olabilir ama memleketiniz bugüne kadar demokrasi ve insan haklan konusunda önemli değişiklikler yaptı, gelecekte bu zorlukları da aşacakta."

Bugüne kadar konuşmalarını TV'den izlediğiniz Avrupalı liderleri yakından görüp, duygularını da fark ettiğinizde daha iyimser olabiliyorsunuz. Benim "16-17 Aralıkla Brüksel'de edindiğim izlenim; Kıbrıs konusundaki pürüze ve bir anlık ümitsizliğe rağmen, Türkiye'nin "laik-demokratik bir Müslüman ülke" olarak AB içinde yer almasını Avrupalı liderlerin de "çıkarlarına uygun" bulduğu ve bir kısmının bu konuyu bir Türk kadar ateşli savunduğu.

Nitekim Fransız gazetelerine baktığınızda onların bu üyeliği enine boyuna tartıştığını ve Chirac'ın "Fransız Parlamentosu'ndan böyle bir karar çıkmadan" tek başına onay vermesini eleştirdiğini görüyorsunuz. Yani bu liderlerin bir kısmı "kendi toplumlarına rağmen" Türkiye'yi destekliyorlar.

Onun için komplo teorilerine kapılmadan, biraz daha iyimser düşünmeye çalışmak, birbirini tanımayan toplumların karşı karşıya olduğunu, Türkiye'ye dışardan baktığınızda birçok konuda tereddüte düşmelerinin haklılığını fark etmek zorundayız bence.

Bugüne kadar gayet dikkatli geldik, bundan sonrasını da aynı dikkatle çözebiliriz. Laagendijk "Türkiye ile Avrupa'nın anlaşmasını yarın şampanyayla kutlayacağız" demişti. Bizim şampanyamız Türkiye'nin parlak yarınları olacak!

Bu şehitleri onurlandırın (3)
Doksan bin askerimizi kaybettiğimiz Sarıkamış Dramı'yla ilgili yazıya kaldığım yerden devam ediyorum...

Pisi pisine donmaya terk edilen, cephane ve yiyecek bile ulaştırılamayan on binlerce asker kuş uçmaz kervan geçmez, 3000 metreden yüksek dağlarda karlara gömüldü kaldı. Koskoca 3. ordu ise yanlış hesaplar yüzünden Ruslar tarafından yok edildi.

Bu dramın kurbanları olan kahraman asker ve subayların çoğu ya toplu mezarlara defnedilmiş veya sonradan 1918 yılmda Rusya'ya kaçan Enver Pasa'ya hesap sorulmaması için karların altında bırakılmış.

Şimdi, ünlü kalp cerrahı Prof. Dr. Bingür Sönmez ve arkadaşları Haziran 2005'te AKUT üe birlikte, Sankamış Belediye Başkanı'nın sağlayacağı taşlarla, kaybolmak üzere olan şehitlikleri onararak eski haline getirmeye çalışacaklar. Bundan önce 25 Aralık'ta yine Bingür Sönmez başkanlığında 150 kişilik bir ekip Erzurum'a gidiyor. Orada AKUT ve Erzurum-Kafkas-Atatürk Üniversiteleri'nden öğrencilerle, sivil toplum ve dağcılık grupları ile buluşarak Sarıkamış Şehitliği'ne çıkacaklar. İsteyen yürüyerek, isteyenler otobüsle...

Asıl önemli ve sembolik yürüyüş 9. Kolordu, 17. Tümen'in kahraman askerlerinin göğüs göğüse çarpışarak Sarıkamış'a girdikleri 6-7 kilometrelik bir yol üzerinde yapılacak.

Bu arada kahvaltılar, akşam yemeği ikramları, gece kayak hocalarının meşale gösterileri, Kültür Bakanlığı İstanbul Devlet Korosu'nun 7 sanatçıyla (asker türküleri de söyleyecekleri) vereceği konser gibi eğlence ve aktiviteler de var.

Bakan ve Başkan katılmalı!
Prof. Dr. Bingür Sönmez muhteşem bir girişimle bu kahramanların mezarlarını onarmayı üstleniyor. Onunla da yetinmiyor Sarıkamış'a bir 1914 Sarıkamış Harekat Müzesi kurmak için bu faaliyetleri sürdüreceğini açıklıyor.

YETMEZ! Sadece Bingür Bey'in yüzlerce insana hayat verdiği ameliyatlarını bırakıp oraya koşması YETMEZ. Sarıkamış şehitlerinin de Çanakkale şehitlerimiz gibi onurlandırılması onlar gibi törenlerle anılması gerekir. Bu da ancak Başbakan'ın. Milli Savunma Bakanı'nın. Genel Kurmay Başkanı'nın gayretiyle olabilir. Bence 25 Aralık'ta Sarıkamış'a gitmeliler.

90 bin asker boğazına kadar kara batarak, yüzünü jilet gibi biçen tipinin altında yüzlerce kilometreyi yürüdüyse onlar da otobüsle birkaç kilometre gidebilirler sanıyorum.

Bu şehitleri onurlandırmak hepimize ama en çok da onlara düşüyor değil mi?

Not 1: Arzu eden herkes katılabilir. Müracaat için; Tel: (0212) 232 03 O4'ten 120/125 Veya: (0212) 347 82 00 (0212) 529 56 80

Not 2: Sarıkamış Dramı'nı okuyun. Müthiş bir kitap!

DİĞER YENİ YAZILAR