Tarihe geçecek adımlar

Dün sabah, saat 9:30'da başlayan ve 9-10 Kasım'da gün boyunca devam edecek olan toplantıdaydım.

Haberin Devamı

Dün sabah, saat 9:30'da başlayan ve 9-10 Kasım'da gün boyunca devam edecek olan toplantıdaydım.
"İstanbul Barosu Kadın Hakları Uygulama Merkezi" tarafından düzenlenen, çok sayıda hukukçu ve basın mensubunun katıldığı toplantının konusu;
"Ailenin Korunmasına Dair Kanun ile Medeni Kanuna ilişkin uygulama sorunları". İstanbul Barosu Başkanı Avukat Kazım Kolcuoğlu'ndan sonra kürsüye gelen Adalet Bakanı Aysel Çelikel konuşmasına bence çok önemli olan şu cümleyle başladı:
'Yapılan emekler o sırada boşa gidiyormuş gibi görünse de, amaç hiç gerçekleşmeyecekmiş gibi görünse de zamanla emekler mutlaka yerini buluyor. Sivil toplumun ve örgütlerinin gücü sonunda her zorluğu yeniyor..."
Bunu söyledikten sonra genç, dinamik, inanmış, yürekli hukukçu kadınların Türkiye'de kadın haklarının elde edilmesi konusunda ne çok yol katettiklerini vurguladı. Gerçekten de Türkiye'de "Kadın ve Aileden Sorumlu" birçok bakan ve \ kadın hukukçular, özellikle 1990-2002 yıllan arasında, kadına (bugün saygı ve rahmetle andığımız Atatürk'ün başlattığı ve mücadelesini verdiği) haklarını kazandırabilmek, toplum içinde kadınla erkeği eşit duruma getirebilmek için "tarihe geçecek başarılı adımlar" attılar.
En ümitsiz görünen anlarda bile bıkmadan, usanmadan, hele ümitsizliğe hiç kapılmadan çabalarını sürdürdüler. Bu övgüleri fazlasıyla hak ediyorlar.
Adalet Bakanı Çelikel daha sonra toplantının iki temel konusu üzerinde konuştu. Birincisi, çıkarılmış olmasına rağmen toplumun, hattâ "adalet"in kadına bakışına dayalı önyargı ve aile mahremiyetine karışmamakla ilgili yaygın
anlayış sonucunda bir türlü uygulanamayan "Aile bireylerinin şiddete karşı korunması" ile ilgili 4320 sayılı yasa.
Böylesine önemli bir yasanın, çıkmış olmasına rağmen emniyet güçlerinin ve hakimlerin hatalı kararları yüzünden uygulanamadığını belirten Bakan bunda "Aynı çatı altında yaşayan karı-koca, erkek-kız kardeş (gibi akrabalar) birbirinin canına, malına zarar verirse takibat icra olunamaz" diyen Türk Ceza Kanunu'nun 524. maddesinin de büyük rolü olduğunu örneklerle anlattı. Kadının (eşin) bulunduğu evi yakan veya eşyasını, malını tahribeden kocalara dokunulamadığını, cezada da 1/3 oranında indirim olduğunu söyleyen Aysel Çelikel "Bırakın bu tür fiziksel şiddeti, hakaret ve duygusal baskı bile şiddettir. Bu eylemler için de caydıncı tedbirler gerekir" dedi.
Bütün hukukçuların ve bakanın "şiddet" konusunda hemfikir olduğu noktalar şunlar;
1) Şikayetin mutlaka zarar gören şahıs tarafından yapılması şart değil. Üçüncü şahıslar haber verdiğinde de emniyet güçleri derhal müdahale etmeli.
2) Bu yasada amaç "acil çare" olduğuna göre hakim tanık dinlemeye bile gerek duymadan dosya üzerinden karar verebilmeli, rapor isteyerek süreyi uzarmamalı.
Daha sonra Medeni Kanun'da yapılan değişikliğin kadınlara yeni yükümlülükler getirdiğini buna karşılık kadınların çoğunun ailenin mal varlığından pay alma hakkını vermediğini anlatan Adalet Bakanı yeni Parlamentonun bu konuya çözüm getirmesi gerektiğini söyledi.
Medeni Kanun'un MAL REJİMİ YÜRÜRLÜK MADDESİ için Anayasa Mahkemesine "esastan incelenmek üzere" ; dava açılabileceğini, bu takdirde mahkemenin o maddeyi iptal edeceğine inandı-; ğını belirten Çelikel konuşmasını "Mazeret olarak yasalar geçmişe etkili olmaz dediler. 1984'te İsviçre'de yapıldığında geçmişe ve mevcuda uygulandı. Demek ki olabiliyor" sözleriyle bitirdi.
Şu anda yürürlüğe girmiş olan yasal MAL REJİMİ'nden yararlanmak isteyen kadınların l Ocak 2003 e kadar eşleriyle notere giderek anlaşma imzalamalan gerekiyor. Gerçekleşmesi oldukça zor bir olay bu.
Ama gitmeseler bile, hukuki açıdan sayısız sorun çıkaran bu yasa yakında değişebilir. AKR, o günlerde de bu görüşü desteklemiş, "YÜRÜRLÜK MADDESİ”ne muhalefet şerhi koydurmuştu.
Şimdi fırsat ve güç ellerinde. Bakalım ne yapacaklar?

Demirel hep orada

Yeni düşüyor jeton. Solda ve sağda birleşmeyi sağlamaları çok önce, defalarca söylendiğinde düşememişti. Jetonun düşmesi için önce kendilerinin uçurumdan düşüp kafalarını esaslı şekilde çarpmaları gerekiyormuş.
Tabii "merkez sağda yeniden yapılanma" lâfı tatlı geliyor şimdi de. Yeniden yapılanmanın başına kim gelecek? Bir sonraki seçimde DYP-ANAP birleşmesi sağlanır da Meclis'e girilirse ayrıldığıma pişman olur muyum?.. "Kalır da onlarla birlikte küllerimden yeniden doğarsam olanı biteni unutturur muyum" hayalleri onlara ayak sürüttürüyor. Kaya'yla boşanma lâfı çıkınca ortadan kaybolan Hülya gibi bir süre görünmez olup o arada taraftar toplama imkânı da olabilir üstelik.
Hani tiyatrocular için "Sahne tozu yutunca vazgeçmek zordur" denir ya bunlar için de genel başkanlığın tadını bir kez alınca vazgeçmek çok zor oluyor demek ki... Partini rezil etsen de kal. Neye malolursa olsun yine kal.
DYP yönetimi yola Tansu Çiller'siz devam etmekte kararlı gibi görünüyorsa da durumun her an değişebileceğini herkes biliyor. Eğer değişmez, Çiller bütün kartlarını oynamasına rağmen orada kalamazsa oluşacak yeni "merkez sağ" in başına gelmesi en muhtemel isimlerden biri Mehmet Ali Bayar. Ama ortada çok önemli bir sorun var halledilmesi gereken. Demirel'in "Bayat'ın arkasında sanki kendisi varmış gibi" görünmeye çalışmaktan vazgeçmesi. Toplumun eski isimleri siyaset sahnesinde görmek istemediği belli olmuşken ısrarla bu duygunun verilmesi yanlış.
Bayar bu imajı reddetmeli.
Henüz zaman varken!

DİĞER YENİ YAZILAR