Tarafsız değilim!

Haberin Devamı

Pazar günleri yayınlanan “Her Açıdan” isimli programımla ilgili olumlu tepkiler yanında “kızan” mektuplar da alıyorum tabii... Doğaldır ve doğrusu da budur.

Yaptıklarınıza herkes aynı tepkiyi veriyorsa hiçbir şey yapmıyorsunuz demektir. Yalnız bazı konulara açıklık getirmek istiyorum; “Siz programın moderatörü olarak” veya “sunucusu olarak objektif kalmıyorsunuz” tepkileri yanlış...

Daha önce de yazmıştım, gözünden kaçanlar olabilir, ben Her Açıdan’ın sunucusu değilim, programı hazırlayıp sunmak yanında aynı zamanda tartışmacısıyım.

Bunca yıllık deneyimli gazetecilerin bir programda sadece moderatör olması beklenemez, biz tartışmalara katılır, hatalı bir açıklamanın üzerine gideriz.

Tarafsızlık konusuna gelince, birkaç kez programda da söyledim; tarafsız değilim. Laik, demokratik cumhuriyet rejiminden yana tarafım. Bunun için de her görüşteki insanımızın düşüncelerine saygı gösterecek kadar demokratım. Tümüyle tarafsız değilim tabii ama elbette ilk günden bu yana ters görüşteki uzman ve siyasetçileri karşı karşıya getirmeye çalıştım. En uçlarda bulunanları bile davet ederek.

Seçim kararı alındıktan sonra AKP’li milletvekilleri kendi bölgelerinde veya Ankara’da, İstanbul’da toplantılarla, çalışmalarla, mitinglerle, kongrelerle meşgul oldukları için onları konuk etmek mümkün olmadı.

Geçen hafta aralarında Abdullatif Şener, Mehmet Ali Şahin gibi bakanların da bulunduğu en az 20 ismi davet ettik ama katılamadılar.

YALANLA KIŞKIRTIYORLAR!
Her Açıdan bugüne kadar kesinlikle program açısından farklı görüşlerin yer aldığı bir program oldu, böyle tanındı, böyle beğenildi. Bundan sonra da çizgisini değiştirmeyecektir.

Bir noktayı daha açıklamak istiyorum; bu programlarda türbanla ilgili konuşmalar yapıldığında organize bazı gruplardan “Siz din karşıtı mısınız”, “Dindarlara (veya türbana) neden tepki gösteriyor, kapananları suçluyorsunuz” gibi mailler geliyor. Kimse kimsenin inancını, dinini yargılayamaz, bu hak sadece Allah’a aittir, önce bunu hatırlatalım ve genel bir açıklama yapalım; Ne bizler gibi “laik demokrasinin korunması önemlidir” görüşünde olan gazetecilerin ne de mitinglerdeki milyonlarca insanın son yıllarda türban şekline sokulan dinle, dindarlarla, örtünen kadınlarla ilgili bir sorunu var... Bunun anlaşılmasından rahatsızlık duyan, halkı bölerek karşı karşıya getirmek isteyen bazı yazarların yaptığı “dindar vatandaşlarımız ve din adamlarımız mürteci gibi görülüyor” tarzı kışkırtmalar maalesef ciddi bir yanılgı yaratıyor.

Hatta bu cümleleri mitingler için söyleyenler var. Tümüyle yalandır bu.... Bakın Profesör Şerif Mardin, Ruşen Çakır’ın yaptığı röportajda ne diyor: “İslâm Türkiye’nin önemli bir yapısal boyutudur ama İslâmi güçlerin iktidara gelmesi beğenmeyeceğimiz sonuçlara yol açabilir. İran devrimindeki hava Türkiye’de oluşabilir.”

Türkiye’de başörtülü/örtüsüz veya dindar olan/olmayan (ki bunu da kim değerlendirebilirse) arasında sorun yok, tek sorun “siyasi İslamcı”ların devleti tümüyle ele geçirmesi ile ilgili korku...

Ve hiç de boşa değil. Siyasi İslâm acımasızca toplumu din üzerinden bölmeyi, din kardeşleri arasında düşman kutuplar yaratmayı sürdürüyor.

Bir yanda bu, diğer yanda Türk-Kürt kutuplaşmasını kışkırtanlar... Allah yardımcımız olsun.

Suçlamadan önce konuşulanları, yazılanları iyi anlamaya, doğru değerlendirmeye dikkat edin lütfen, birileri “etmemenizden” yararlanıyor!

“İşçi partisi”ymiş! (2)
Dün İstanbul’dan (Amerika değilmiş) okurumuz Volkan Kurt’un gönderdiği CIA’in kuruluşu olan Rand Corporation’ın web sitesinden alınan yoruma kaldığımız yerden devam ediyoruz. Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecindeki huzursuzluklar, mitingler sanki rejim endişesinden değil de Kürt meselesinden, daha doğrusu PKK’dan çıkmış izlenimi veren ve bu ikisini aynı sorun gibi gösteren yorumlar...

* Ülkedeki gerilimde Büyükanıt’la Erdoğan’ın “Türkiye’nin Kürdistan İşçi Partisi (PKK) tarafından yürütülen Kürt hareketine” karşı mücadeledeki farklı yaklaşımın rolü var.

* PKK gerilla hücumları... (Terörist değil, gerilla)

* PKK ve Kürt sorunu aynı şeydir, asker yoluyla çözülemez.”

Bir yandan Kuzey Irak’tan beslenmelerini sağlar, bir yandan psikolojik desteğinizi “terör örgütünü siyasi parti gibi göstererek” ve her şekilde sürdürürseniz artık çıkıp “şok olduk” deme hakkınız yoktur.

Ne stratejik ortaklık kalır, ne de başka bir şey. Sokaklara dökülen halk size de gereken cevabı verir. Yazık ki koca Türkiye’nin koltuk derdine düşmüş yöneticileri iki yüzlü ABD ve AB’ye hak ettikleri cevapları vermekten aciz durumdalar!

DİĞER YENİ YAZILAR