Tanıdık bir kriz!

Güle güle büyüsün diyemeyeceğim, nurtopu gibi bir krizimiz daha oldu NATO Zirvesi sırasında... Aşina bir kriz bu elbette; türban krizi

Haberin Devamı

Güle güle büyüsün diyemeyeceğim, nurtopu gibi bir krizimiz daha oldu NATO Zirvesi sırasında... Aşina bir kriz bu elbette; türban krizi.

Dün gündemin önemli konularının başında NATO'dan çok türban vardı; biri resepsiyondaki türban krizi, diğeri türbanlı bir öğrencinin AİHM'ye açtığı davaya gelen olumsuz cevap. Aslında İnsan Hakları Sözleşmesi'ne göre ikisi arasında sıkı bir ilişki var.

Habertürk'ten bana sorulan bir soru da yine Başbakan'ın eşinin Cumhurbaşkanı'nın resepsiyonuna davet edilmemesi ile ilgiliydi.

"Bir çok kimse Cumhurbaşkanı Sezer'in Emine Erdoğan'ı davet etmemesinin şık olmadığını düşünüyor ve 'türban sorunu NATO Zirvesi'ne taşınmamalıydı, imajımız için iyi olmadı' diyor. Siz ne düşünüyorsunuz?"

Cevabımı tekrarlayayım; Şıklıksa mesele, tablo elbette şık değil. Ama bu şık olmayan görüntüde Sezer'in rolü olduğuna inanılıyorsa onun iki katı sorumluluk Başbakan'a da aittir.

Son iki yıldır yabancı ülke liderlerinin Türkiye'ye yaptıkları her ziyarette aynı kriz pişirilip pişirilip ortaya sürülüyor.

Cumhurbaşkanı ile Başbakan'ın veya Meclis Başkanı'nın gizli çekişmeleri.. Bunu, ziyareti yapan liderlere de hissettirmek için ya davetlere katılmama veya "karşı davet" düzenleyerek türbanlı eşleri götürme eylemleri... Böylece "Kamusal alan filân takmıyoruz işte" inatlaşması.

Nato Zirvesi'nde de Cumhurbaşkanı, eşini davet etmediği için Başbakan resepsiyona "smokin giymeyen tek lider" olarak katıldı. Protesto eylemi olarak. Hem de ev sahibi sayılacağı bir konumdayken...

Hata kimde?
Cumhurbaşkanı Sezer, Emine Erdoğan'ı davet etmedi. Bunu kişisel bir tercih olarak mı yaptı, kuralları mı uyguladı, asıl soru budur. Sezer yasaya uygun hareket etti, onun yerinde görevinin şartlarına uyan bir başkası da olsa aynı şeyi yapmak zorunda kalacaktı. Çünkü diplomatik davetler "ülke adına" yapılan toplantılardır, Cumhurbaşkanlığı'na ait bina da Meclis gibi "devlet alanı" dır. Duygusallığı bir yana bırakacak olursak tarafsız bir bakışla; bunun "şıklık"la filan ilgisi yok. Başbakan Tayyip Erdoğan da, Meclis Başkanı da, herkes de bunu biliyor. O mevkilere gelirken kurallara uyacaklarını, türban sorunu yaratmayacaklarını söyleyerek geldiler.

Ayrıca, Meclis çoğunluğu ellerinde. Yapılabilecek bir değişiklik varsa yaparlar, yoksa mevcut yasalara uymak her vatandaştan önce liderlerin görevidir. İki "türban sorunu" arasındaki ilişkiye gelince; Avrupa İnsan Haklan Sözleşmesi'nin (dini inanç özgürlüğüne ilişkin) 9. maddesi; "Laik bir üniversitede öğrenim görmek isteyen öğrenci, üniversitenin kurallarına uymayı kabul etmiştir. Üniversite, öğrencilerin dini inançlarını açıklama özgürlüğüne yer ve şekil olarak sınırlama getirebilir" diyor.

Özellikle de halkının büyük çoğunluğunun belli bir dini benimsediği ülkelerde, aynı dinden olan ama dinî uygulamalarını göstermeyen, yapmayan veya farklı dinde olan öğrenciler üzerinde baskı oluşturmamasının bu karara neden olduğu vurgulanarak.

Laik demokratik devletler için de aynı gerekçe geçerlidir. Devlet yönetimine talip olanlar kurallara uymayı peşinen kabul etmiş demektir.

Biz bunu göz önüne almadığımız ve demokrasiyi de "sınırsız özgürlükler rejimi" ya da "çoğunluğun baskısının geçerli olacağı rejim" sandığımız için aynı tartışma sürüp gidiyor.

Görüntü şık değil, hep aynı sorunu yaşamaya mahkûm edilmemiz hiç şık değil. Onun için demokrasinin bir kurallar rejimi olduğunu önce bizi yönetenlerin hatırlaması gerekiyor!

Ben bu sorunun bir an önce bitmesini ve herkesin rahata kavuşmasını isteyenlerin başında geliyorum, onu da söylemiş olayım.

Not: Greenpeace üyelerinin Köprü'de yaptıkları gösteri şimdiye kadar gördüğüm en yaratıcı, en güzel gösteriydi. Greenpeace üyelerinin topluma, çevreye, doğaya saygılı, zarar değil yarar gözeten insanlar olduğunu iyi bildiğim ve protesto şeklini de açık seçik gördüğüm için polisin haksız saldırılarına çok kızdım. Bu, polisin durup dururken insanlara şiddet uygulama hakkı kesinlikle önlenmeli!

DİĞER YENİ YAZILAR