Din siyasetle karıştırılırsa ne olur? Bir ülkede "din kurallarına göre yönetiyorum" bahanesiyle kadınlar ikinci sınıf vatandaş ilân edilirse ne olur? Bunun en güzel örneklerinden biri Suudi Arabistan...
Tanıdığım bir çift; Tamer'le Lidia (erkek Türk, kadın Güney Afrikalı). Tamer'in işi gereği yıllarca Suudi Arabistan'da yaşadılar. Hırsızların kolunun kesilmesinin veya idam cezasının halkın gözü önünde yapıldığı bu ülkede kadınların konuşma hakkının bile olmadığını, bir şey anlatmaları gerekiyorsa bunun ancak eşleri veya babaları tarafından yapılabildiğini de bir çok akıl almaz öyküyle birlikte onlardan dinlemiştim.
Eşinin çarşafı üç parmak kısa ise polisin arkalarından gelip onları karakola çağırarak bunun hesabını erkeğe soruşunu da...
Onun için, kocasından yediği dayakla yüzünün şekli değişen, ancak geçirdiği sayısız ameliyatla tekrar normal bir görünüme kavuşan Suudi spiker Rania-el Baz'in ülkedeki kadınların yaşadığı haksızlıklan Paris'te The Guardian'a anlatması, bu konuda bir kitap yazması, gazetecilere kara çarşafsız poz vermesi bence gerçekten sıradışı bir cesaret...
Kendisine dayak atan kocasına boşanma davası açan Rania-el Baz çarşafsız, modern giysilerle çekilmiş fotoğrafları yayınlandıktan sonra ülkesine nasıl dönecek bilinmez ama Suudi Arabistan'da kadınların çektiklerini duyurmayı ve onlara kendi haklarını savunma cesaretini vermeyi ne pahasına olursa olsun vazife edindiği bir gerçek...
Rania-el Baz ne yaparsa yapsın bir baskı rejiminde kadınların durumunun değişmesi imkânsız denecek kadar zordur. Bunun bir örneği de yeni yönetimiyle İran'ın Humeyni dönemine geri dönüşüdür. Bir kaç gün önce "Laikliği doğru değerlendirmeliyiz. Demokrasilerde her vatandaşın özgür olabilmesi ancak laiklik gibi bir garantiyle sağlanabilir" derken işte tam bunu kastediyordum.
Oysa Türkiye kadın haklarına yıllar süren bir mücadele ile de olsa, özgür bir ortamda tartışarak ulaşü. Bugün hâlâ bazı maddelerde önemli hatalar, eksikler mevcut olsa da, bunların da değiştirilmesi gerekse de yeni Medeni Kanun ve Ceza Kanunu kadınları da erkekler gibi "bir birey" olarak alıyor ve haklarını büyük ölçüde teslim ediyor.
Kim daha dindar?
İşte güzelim rejimimizin diğer Müslüman ülkelerden, İslâmî rejimlerden farkı bu... Ve
işte bu nedenle bir yandan "AB'ye gireceğiz, bizden daha çağdaş toplumların imkânlarından da yararlanacağız" derken bir yandan hâlâ her fırsatta dini siyasallaştıran hükümetlerin çok dikkatli olması gerekiyor.
Örnek verelim; bazı siyasi partilerin, şahısların veya ordunun Müslümanlığı'nı (aklınca çaktırmadan) sorgulayan siyasiler dün gazetelerde Genelkurmay Başkanı ve diğer generallerin "cenaze namazında saf tutmuş" foroğraflarını görünce biraz sıkılmadılar mı acaba?
Bu generaller gerçekten inanarak namaz kılmıyorlarsa kimi aldatmaktaydılar? Ve aldatmaları için ne gibi bir sebep var?
Şehadet getiren herkes Müslüman sayıldığına göre, onların veya bir başkasının dindarlık derecesini ölçme hakkını kim kendinde görebilir?
"CHP'nin 'dine saygılıyız' sözü samimi değil" deme hakkını bir AKP'li siyasetçi kendinde nasıl görebilir?
Türk siyasetçileri din ve inanç istismarını ülkenin gündeminden ve kendi gündemlerinden çıkarmak zorundalar... Aksi takdirde yaptıkları "tereciye tere satmak"tan farksız oluyor.
Bir yandan ülke için olumlu adımlar atarken öte yandan toplumda "dindar olanlar-olmayanlar" bölünmesi yaratmaya çalışmalarına da "oy"a oynamak dışında bir anlam verilemiyor!
Suudi Arabistan'la farkımız!
Din siyasetle karıştırılırsa ne olur? Bir ülkede "din kurallarına göre yönetiyorum" bahanesiyle kadınlar ikinci sınıf vatandaş ilân edilirse ne olur? Bunun en güzel örneklerinden biri Suudi Arabistan...
Haberin Devamı

