Suskun ve fakat çok demokrat!

Haberin Devamı

Anayasa Mahkemesi’nden AKP ile ilgili nasıl bir karar çıkacağını ve ne zaman çıkacağını biz Türk toplumu olarak bilmiyoruz. Mahkeme Başkanı Haşim Kılıç da “Bunu ben bile bilemem” dedi. Ama ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi Mark Parris çok kesin bir şekilde, ihtimalden bile söz etmeden “Ağustos’un 2. veya 3. haftasında bir Cuma günü” çıkacağını söylediği gibi kapatma kararı verilmeyeceğine neredeyse kesin gözüyle bakıldığını da sözlerine ekledi.

Onun konuşmasından 2 gün sonra raportör Osman Can hukukçuların hayretle karşıladıkları ve “Bu kadar önemli ve büyük bir dosya, ya iyi incelenmedi veya hiç yapılmaması gereken şekilde ‘savunmadan önce’ Osman Can’a verildi” dedikleri bir sürede (2 hafta) rapor Anayasa Mahkemesi’ne sunuldu.

Burada, AYM’de 20 civarında raportör varken AKP ile ilgili tüm dosyaların (367, cumhurbaşkanlığı seçimi, türban, kapatma davası) yine hukukçuların deyimiyle “yazdığı makalelerde taraf olmuş, hatta ideolojisini belirtmiş” olan aynı raportöre verilmesinin de tepki çektiğini vurgulamak gerekiyor.

Başa dönecek olursak, sonucu hiçbirimiz bilmiyoruz, bu yargıya ait bir olaydır ama Mark Parris’in bilmesi ve açıklamalarının zamanlaması son derece ilgi çekici. ABD bu gizli konuları Türk hukukçularından, hatta Mahkeme Başkanı’ndan daha iyi nasıl biliyor? Ona kim bilgi veriyor, bilgi veren kişi “tek bir hakimin kararının uzamasıyla bile değişebilecek” tarihten nasıl bu kadar emin olabiliyor? O arada “Normal olarak Ekim-Kasım’dan önce bitmez” denen davanın Ağustos’ta biteceği nasıl açıklanıyor?

Son olarak bu hafta Newsweek dergisi bugüne kadar AB ve ABD basını tarafından Türk yüksek mahkemesine yapılan görülmemiş baskıyı utanmazlık boyutuna getirmiş, Anayasa Mahkemesi’ni “ideolojik taraf” yapmış, sonra Mahkeme’nin bir siyasi mücadeleye girmemek için “uzlaşma”ya gideceğini bilmiş (!) ve uzlaşma senaryolarını -dahi- yazmış.

Ortam müsaitse yaparlar

Bu arada, daha önce AKP’li Kınıklıoğlu’nun “Bu değişimin üç kaybedeni var hakimler, askerler, rektörler” sözünün benzerine, yine bir AKP’li milletvekilinin ağzından “yeniden seçilip iktidara gelince gücü yargı, bürokrasi ve askerin elinden alıp seçilmiş hükümete verecek yeni bir anayasa yapılacağı” şeklinde yer vermeyi de unutmamış.

Zaten önümüzdeki üç yıl içinde iktidarın, süresi biten Anayasa Mahkemesi hakimlerini de değiştireceği, böylece önünde kalan demokratik tek denetim mekanizmasını ortadan kaldıracağı söyleniyor. Demek ki üç yıl da beklemek niyetinde değiller.

Yargısının, medyasının, sivil toplum kuruluşlarının, iş dünyasının, üniversitesinin çeşitli yöntemlerle susturulduğu Türkiye muhakkak ki aydınlarının artık onaylayacağı kadar demokrat bir ülke olacaktır.

Şu anda da büyük ölçüde öyle zaten. Eh böyle ülkeye yapılan terbiyesizliklere, küstahlıklara kızmaya da hakkımız yok değil mi?



***




Gül bu haksızlığı kabullenmemeli!

Dün üniversitelerin YÖK’e gönderdiği rektör adayları arasında 1. sırada bulunan iki kadın adaya sorulan “Siz rektör eşi değil misiniz” sorusunu ve sonuçta bu iki profesörün Cumhurbaşkanı’na adı sunulan adaylar arasına alınmamasını anlatmıştım.

Tabii bunun kadar çağdışı bir duruma az rastlandığını da... Demek ki bu anlayışa göre eşleriyle aynı meslekte olan kadınlar ne kadar başarılı olurlarsa olsunlar “eş durumu”ndan elenebilecek ve buna da susup kabullenmek zorunda bırakılacaklar.

Türk Kadınlar Birliği Başkanı Sema Kendirci bu konuda “kadın örgütlerinin sessiz kaldığı” iddiasının yanlış olduğunu, kadın sivil toplum kuruluşlarının büyük tepki içinde bulunduğunu söylüyor ve şöyle devam ediyor:

“YÖK eğer üniversitelerin kararını, seçimini yok sayacaksa bu seçimleri kaldırsın, anlamı yok. Kadının birey olarak değerlendirilmesi için koskoca Türk Ceza Kanunu sistemi değiştirildi ama aynı anlayış burada karşımıza çıkıyor. Kadın erkek eşitliğini tümüyle yok eden bu anlayış uluslararası sözleşmelere de insan haklarına da aykırıdır. Buna susmayacağız. Bu haksızlığın Cumhurbaşkanı Gül’den dönmesini bekliyoruz.”

Acaba, bir bakanın “Hükümet’in sözünden isterse çıksın” dediği YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan’dan bu konuda bir açıklama bekleyebilir miyiz?

İki kadın aday hangi nedenlerle yetersiz görüldüler bunu bilmek onların da bizim de hakkımızdır.

DİĞER YENİ YAZILAR