Süper gücün yanından karşısına!

Çarşamba akşamı, ABD'nin Türkiye'ye "sadece hava sahanızı açın, başka yardım istemiyoruz" dediği saatlerden kısa bir süre sonra bir akşam yemeğindeyiz...

Haberin Devamı

Çarşamba akşamı, ABD'nin Türkiye'ye "sadece hava sahanızı açın, başka yardım istemiyoruz" dediği saatlerden kısa bir süre sonra bir akşam yemeğindeyiz. Mehire-Hasip Çizmeci'nin haftalar öncesinden plânladığı ve tabii ki tam böyle bir akşama denk geleceğini akıllarına bile getirmediği bir arkadaş toplantısı.

Çok sayıda iş adamı ve eşlerinin de bulunduğu yemekte herkes gülümsemeye çalışıyor, ortam sıcak, sohbet güzel ama gözlerdeki ve sözlerdeki endişe gizlenecek gibi değil. Konuşmalar hangi konudan başlarsa başlasın iki dakika sonra aynı noktaya geliyor; "Ne olacak şimdi? Başka bir ümit kaldı mı?"

Bütün olasılıklar sıralanıyor ve sonra tek cümle; "Allah yardımcımız olsun..."

Rahmi Koç endişeli
Aynı akşam uzunca bir süre sohbet ettiğimiz, genellikle endişesi olsa bile bunu esprilerle gizlemeyi her zaman başaran Rahmi Koç'un da son derece düşünceli olduğu gözden kaçmıyor. Rahmi Bey üzgün ve kızgın bir yüz ifadesiyle savaş konusunda baştan beri yanlış giden hükümet politikasını eleştiriyor ve; "Halimize bakın" diyor "Geldiğimiz noktaya bakın, Amerika'nın da karşısındayız, Irak'ın da... Böyle dış politika olur mu?" Bunlan söyledikten sonra gelişmelerin ekonomiye vereceği çok yönlü zarardan söz ediyor.

Bir akşam sonra Gencay-Kamuran Gürün ve Oktay Ekşi ile beraberiz. Konu yine belli; savaş ve "ne olacak Türkiye'nin hali?.." (işte beceriksiz yönetimlere sahip ülkelerin toplumlarının kaderi de bu oluyor, insanlar güzel olaylardan söz edip içinde bulunduklan anın keyfini çıkaracağına sürekli siyaseti gözlüyor, "gelecek" korkusuyla yaşıyor, kendi aralarında çözüm üretmeye çalışıyor.) Türkiye'de yazılmış en önemli 'Ermeni Olayları' kitabının yazarı Kamuran Gürün de hep iyimser olmaya çalışan ve her zaman mutlaka bir "çıkar yol" bulunacağına inanan çok deneyimli bir diplomatımızdır biliyorsunuz. Benim röportaj yapar gibi arka arkaya sorduğum soruları o da düşünceli ve umutsuz bir yüz ifadesiyle şöyle cevaplıyor;

"Artık ümidim kalmadı açıkçası. Türkiye'nin bunca ihmal ve hatadan kolay bir çözümle çıkabileceğine inanmıyorum. Zor günler bekliyor bizi... Çok zor."

'Moralimiz bozulmasın aman' diyorsunuz biliyorum ama dün dinlediğimiz tüm uluslararası siyaset uzmanları ve diplomatlar da aynı şeyleri söylediler;

"Kilitlendik. Hükümetin bu işi çözmesi çok zor olacak" (Hangi hükümet, sanki ortada doğru dürüst bir hükümet varmış gibi.) Çok da haklılar. Yapılan hata ne anlayışla karşılanacak gibi ne de çözüm görünüyor.

İdeolojik çizgi!!!
Olayın özetini dün NTV'de eski Dışişleri Bakanı Yaşar Yakış yaptı. Bir önceki gün "ABD'nin B plânı yok zannettik. Biz olmadan başlayacaklarını düşünmedik" diyerek kendisinin de içinde bulunduğu "Abdullah Gül" ve sonra da Tayyip Erdoğan hükümetlerinin yanlış politikasını açıkça ilan eden Yakış'ın sızlanmaları partinin bölünmüşlüğünü de ortaya koyuyordu:

"Hükümetin bir zaaf içinde olduğu muhakkak. İdeolojik çizgilerine göre karar alıyorlar." Sunucunun 'Nedir ideolojik çizgileri' sorusunun cevabı açıkça "Müslüman bir ülkeye karşı savaşa destek olmak istemediler, dış siyasette kararların böyle alınamayacağını da bilmiyorlar" değildi ama çıkan anlam buydu:

"Aynı ideolojiyi benimsediğinden emin olmadıkları, aralarına sonradan katılan kimselere güvenmiyorlar. Onları dinlemiyorlar. Oysa siyaset profesyonelliktir."

Refah Partisi (ve hatta öncesi)'nden, 'Adil Düzen' projesinden işin içine girmeyenleri aralarına almıyorlar derken belki kendi parti seçimiyle ilgili 'kişisel bir pişmanlığı' da dile getiriyor Yaşar Yakış. Ama burada asıl önemli olan şu; koca Türkiye AKP'nin ideoloji sanılan parti, oy hesaplarına göre yönetiliyor. Böyle içler acısı bir durum varken ortada, müttefiki olan süper güce desteğini esirgeme basiretsizliğini gösterenlerin bizi süper güce karşı bir savaşa sokmasına da şaşmamalıyız.

Haydi hep birlikte yüksek sesle tekrarlayalım;

"Allah yardımcımız olsun!"

Dizi dizi inciyiz!
Millet huzursuzluk içinde bekleşirken AKP milletvekillerinin Meclis'te ağızları kulakta sırıtarak 'Şiir Günü' kutlamasına; "Dizi dizi inciyiz güzellikte birinciyiz" muhabbeti yapmasına tepki yağıyor.

Gelenin gideni aratması maalesef Türkiye'nin değişmeyen yazgısı oldu. Yine siyasi yönetimleri belirleyen yasalar değiştirilmeden seçime gidilmesi ve "denenmeyeni deneme" ümidi ile düşülen son tuzak öncekileri de aratacak gibi görünüyor.

Üstelik bu kez olay 'erken seçim'le, yeni 'bir hükümet'le filân geçiştirilecek gibi de değil. IMF ümitleri tutmazsa ekonomide, ABD'yle son bir çözüm bulunmazsa siyasette çöküşün çıkışı görünmüyor.

Abdullah Gül Financial Times'a "ABD'den yardım gelmese de kendimizi kurtarırız. Gerekirse programı biraz daha sıkarız" demiş. Burada kilit kelime "program"... "Kemer" anlamına geliyor. Biraz daha açarsak "yeni vergiler, zamlar... Orta sınıfın sonu..."

Financial Times keşke şu soruyu da sorsaydı; "Bugüne kadar hükümetlerin yanlışlarını hep halkınız ödedi. Yine öyle olacağını söylüyorsunuz. Bunu söylerken hiç utanıp sıkılmıyor musunuz?"

Onların sormadığı soruyu halk bu kez çok fena soracak bence!

DİĞER YENİ YAZILAR