Başbakan Erdoğan “36 trilyon”luk Parti Merkez binasının altın yaldızlı “Sultan Makamı”nda otururken düşünüp halkın tepkilerine ve TÜSİAD’a bir kez daha kızmış.
Özellikle şehit cenazelerinde kendi partisine ve partililerine hakaret edilmesine kızıyor. Evet “katil” diye bağırmaları aşırı bir tepki ama ateş düştüğü yeri yakar... Yanıyorlar!
Yine aylardır arka arkaya verilen gencecik, fidan gibi şehitlerle o ailelerin bağrı yanıyor. Bütün bu zaman içinde alınması mümkün olan hiçbir önlemin düşünülmemiş olması, orduyla Hükümet’in haftalarca topu birbirlerine atmaları, Meclis’te terör unutularak “sen seçildin, ben seçildim” kavgasına kısacası YİNE koltuk derdine düşmeleri, PKK’ya açıktan açığa yardım eden ABD’ye bile gerekenlerin söylenmemesi o ana babalarda, şehit yakınlarında nasıl duygular yaratıyor bir düşünmek lazım.
Öte yanda Hükümet tutturmuş bir “ekonomi iyi” teranesi, IMF şartlarına sadık kalmanın terörden de önemli olduğunu anlatmaya çalışıyor.
TÜSİAD gibi “önceliği ekonomi” olan en önemli sivil toplum kuruluşunun “Hayır, önce güvenlik” noktasına gelmesinin ne demek olduğunu bile görmek istemiyor.
Yine mitingler sırasındaki tabloya döndük; halk haksız, sivil toplum kuruluşları haksız, milletin sesini duyurmaya çalışarak “önce teröre çözüm bulun” diyen medya haksız, eh herkes yanlış düşünüyor ve hissediyor da bir siz mi haklısınız derler adam.
Bazı şeyler “Başbakan’ın kanına dokunabiliyor” da neden başka şeyler de “canı yananların” kanına dokunmasın?
Hem aylarca terörü unutacak ve önlemleri düşünmeyeceksiniz, hem de “şehit kanı üzerinden siyaset yapılıyor” diyeceksiniz... Yaptırmayın o zaman... Fırsat vermeyin...
Siz ilgilenmezseniz “Ben çözerim” diyenler veya bu boşluğu siyaseten kullananlar elbette çıkar... Kimin kabahati? Belki siz muhalefette olsanız, siz kullanacaktınız.
Yalçın Ak’ın “milliyet.com.tr”den aldığı fotoğraf o ailelerin duygularını çok güzel anlatıyor. Dikkatle inceleyecek olurlarsa onların tepkisine kızılmayacağını anlarlar.
Şöyle bir not da yazmış Yalçın Ak: “Devrilen bir çınarı, bir ocağa düşen ateşi, çok şeyin artık uzaklarda kaldığını, hiçbir şeyin onlar için artık eskisi gibi olmayacağını, kıt kanaat süren yaşamlarının daha da çekilmez olacağını gösteren, yürek burkan bir fotoğraf”...
Belki “sultan odası”ndan biraz uzak kalıyor bunlar ama çözüm bulunmadığı için ülkenin, özellikle bu tür odaları hiç görmeyenlerin gerçeği...
Onun için normal olmayan şartlarda normal ölçüleri bekleyemezsiniz.
Ayrıca... “Dağlarda 5 bin terörist dururken sıra Kuzey Irak’taki 500 kişiyle uğraşmaya mı geldi” sözü maalesef daha da fazla tepki toplayacaktır.
Dağlardakinin Kuzey Irak’tan sürekli takviye edildiğini, ikisinin aynı anda çözülmesi gerektiğini artık sağır sultan bile duydu, değil mi a sultanım?
Saçmaladılar yine!
Bu “Herald Tribune” denen gazetenin kadrosunda da bölücü örgütün teröristleri filân mı var, merak etmeye başladım.
Dün yine PKK için “özgürlük savaşçısı” yazmışlar. Hani okuyanın soracağı geliyor: “Kim kısıtlıyor özgürlüğünüzü?”
Türk insanına, Kürt vatandaşları da çıldırtacak şekilde durup dururken saldırdıklarına göre Türkiye olmalı... O zaman serbestsiniz, Türkiye özgürlüğünüzü veriyor, haydi geldiğiniz yere...
Kuzey Irak’a...
Orada daha özgürsünüz, niye sınırları kaçak olarak geçip burada özgürlük kısıtlamasına gidiyorsunuz?
Daha önce de söyledim ya, bazı Avrupa ve Amerika gazeteleri utanmazlığı, terör kışkırtıcılığını iyice ele aldılar!

