Ne güzel bir demokrasi bu, gözünü seveyim... Bazı ağır suçlulara sınırsız özgürlük, o da yetmez ülke yönetiminde yer alma hakkı verilirken "o yönetimdekilerin hoşuna gitmeyecek şeyler yazan gazeteciye" derhal hapis cezası isteniyor.
Yani, bir yanda özgür bir basının doğal hakkı olan haber verme hürriyeti bile rahatça hapis korkusuyla kısıtlanıyor ama öte yanda her türlü suçu işleyene milletin vekili olma hakkı veriliyor.
Her vatandaşın dosyası açık iken onların dosyaları "dokunulmaz" yapılıyor, yargıdan kaçırılıyor.
Bu durumda suç işleyen herkes ve "milletvekili olmaya engel suç işleyen" herkes için en ideal iş ortaya çıkıyor: milletvekilliği...
Eh, bu kadar sınırsız (ve eşitsiz) demokrasisi olan ülkede milletvekili ekstra ekstra suçtan korkar mı? Korkmaz... O nedenle AKP'li Cemal Kaya'nın açıklamalarına geliniyor:
"Topun ucuna ben geldim. Oysa TBMM'de 150 kadar vekilin şirketi var. Bunların hepsi devletten ihale alıyor."
Eğer Türkiye "doğru demokrasi"yle yönetiliyor olsaydı, Cemal Kaya'nın bu sözlerini açıklaması, o isimleri vermesi istenir, gerçek olduğu kanıtlanırsa hükümetin derhal istifa etmesi gerekirdi. Bırakın 150'yi, milletvekili olduğu halde kendi şirketini kuran ve devletten ihale alan 5 milletvekili bile yeterdi.
Halk ödesin!
Ama demokrasi böyle olunca "traş" da böyle oluyor. Suçlular milletvekili yapılmakla kalmıyor, suçun TBMM içinde de özgürce devamı sağlanıyor.
Tabii bunca yanlış işin getirdiği açık da bir şekilde kapanmalı değil mi? İşte o zaman halk geliyor akıllarına: akaryakıta tekrar tekrar zam, neredeyse nefes almaya, yürümeye bile getirilen vergilerle açıklar millete ödettiriliyor.
Ama anketler "halkın mutlu olduğunu" gösteriyormuş.
Nerede ve kimlerle yapıyorlar bu anketleri acaba?
Kanuna rağmen cinsiyet ayırımcılığı!
Anayasa'da, Medeni Kanun'da ve Ceza Kanunu'nda kadın-erkek ayırımcılığı (sözüm ona) ortadan kaldırılmaya çalışıldı. Hâlâ tamamen bitmiş değil ama yasalarda büyük ölçüde eşitlik (kâğıt üzerinde) sağlanmış durumda.
Bu, uygulamayı etkiliyor mu? Hayır, uygulama "eski tas, eski hamam" devam ediyor.
İstanbul Kadın Kuruluşlan Birliği, işte bu nedenle bir basın açıklaması hazırlamış: DSİ, DHM ve TMO Genel Müdürlükleri'ne iş başvurusu yapmak için "erkek olmak" koşulunun aranmasına karşı çıkan kadınların mücadelesi sonunda bu koşulun kaldırıldığını...
Ancak bu kez de MTA Genel Müdürlüğü'ne 5 kadın, 75 erkek jeoloji mühendisi alındığını... istanbul Kadın Kuruluşlan Birliği'nin bu konuda yaptığı itirazın ve destek yazısının dikkate alınmasıyla TMMOB'nin tarihinde ilk kez cinsiyet ayırımcılığına karşı çıktığını, Jeofizik Mühendisleri Odası'nın kararın geri alınması için dava açtığını bildiriyorlar.
Danıştay, yürütmenin durdurulmasına karar vermiş.
İyi ki yargı var, yoksa ne olacaktı bu gidişin sonu bilinmez... Kadınlar devlet kuruluşlarına alınmayacak. Özel sektörde iş bulabilen bulacak, diğer üniversite mezunu kadınlar evinde oturacak.
Sonuçta belki okumaktan da vazgeçecek. Çalışamayacaksa ne anlamı var yüksek okulun?
Bu ülkeyi yöneten beylere (orada da kadınların esamesi okunmadığına göre) birilerinin (ki burada "yargı" oluyor) bunu yapamayacaklarını kesin anlatması gerekiyor.
Biliyor musunuz, MTA için şöyle gerekçeler ileri sürebiliyorlar: "Kadın mühendislerin arazide çalışması zor" olurmuş...
Beyler, jeoloji mühendisi olan kadın, bunu zaten baştan kabul etmiş demektir. Size ne, işinizi bırakıp dadılığa mı başladınız?
Suçlulara en güzel meslek!!
Dün "gündem"in tepesindeki haber şuydu: "28 vekil, görev yapmalarına engel suç işlemiş. TBMM'de bekleyen dokunulmazlık dosyalan arasında AKP'li 78 milletvekili dosyasından 28'inin işlediği suçların milletvekilliğine engel suçlar olduğu ve bu suçluların affa uğramış olsalar bile milletvekili seçilemeyeceklerinin hükme bağlandığı belirtiliyor."
Haberin Devamı

