Başbakan Erdoğan’ın “Başbuğ ile darbe iddiaları konusunda paslaştıklarını, bu paslaşmanın olumlu gittiğini” söylemesi son derece önemli bir açıklamaydı.
“TSK içinde darbe planlayan cuntaların olduğu” iddiasının ortaya çıkmasını istemek, bu konuda yardımcı olmak Genelkurmay için doğaldır. Ama ortada çok farklı bir tablo yaratan gelişmeler var.
Bu darbe iddiaları bir kaç hafta veya birkaç ay içinde oluşmuş bir hazırlığı, plânları kapsamıyor. Ta 2002’den bugüne süregelen, hatta 28 Şubat dönemine kadar uzandığı iddia edilen bir cuntadan ve devamlılığı olan bir plânlamadan söz ediliyor. Ve bu plânlar arasında ordunun cami bombalamaktan, kendi uçağını düşürmeye, öğrencilere veya farklı mezhepten olan vatandaşlara, Başbakan ile yardımcısına suikast düzenlemesine varan en dehşet verici senaryolar yer almakta...
HİLMİ ÖZKÖK NEDEN SUSTU?
Peki bu takdirde Hilmi Özkök’ten Yaşar Büyükanıt’a ve İlker Başbuğ’a kadar dönem içinde Genelkurmay Başkanlığı yapmış olan isimlerin; iddianamesi bile binlerce sayfa tutan, (eğer varsa) bu cuntalardaki askerlerin işi gücü bırakıp tüm zamanlarını vererek hazırlamaları ancak mümkün olan bu binlerce sayfalık plânlardan, kalabalık grupların aynı çatı altındaki hummalı faaliyetlerinden haberdar olmaması mümkün müdür?
Örneğin; Balyoz Planı ile ilgili olarak ancak şimdi, kendisinin “TV stüdyolarında kurulan iddia makamları” dediği programlarda ve örneğin benim haftalardır sürekli vurguladığım gibi “Hilmi Özkök konuşmalı” diyen köşe yazılarındaki taleplerden sonra yaptığı “Seminer emrini ben verdim” açıklaması neden günlerdir TSK topluca “darbeci” ilan edildiğinde, ülke bu karmaşayı yaşayıp insanlar darbeyle yatar kalkar hale geldiğinde yapılmadı?
YARGIYI ETKİLEMEK!
Bu seminerlere general düzeyinde subaylar Genelkurmay Başkanlığı’nı temsilen katılıyorlarmış. Komutana rapor veriliyormuş. Bu raporlar iki nüsha halinde hazırlanıp biri saklanıyormuş da, Genelkurmay “darbe ile ilgili bir planın olup olmadığını” görmemiş mi?
Mesela kendisini aylardır “TSK’nın darbe yapmasını önleyen demokrat Genelkurmay Başkanı” diye öven sayısız köşe yazısına susmak ve sessizce kabul etmek yerine Özkök çıkıp “Bunun söylenmesi doğrudur veya yanlıştır, şu nedenle...” şeklinde bir açıklama yaparak en azından TSK’nın kurum olarak suçlanmasına neden engel olmamıştır?
Darbe hazırlığı ile ilgili bir plan görmemişlerse neden sonradan “Darbe hazırlığı vardır da diyemem, yoktur da diyemem” sözleriyle “varmış da söylemek istemiyormuş” havasına girmiştir?
Hilmi Özkök şimdi “emekli bir devlet adamı olarak basına, TV’lere konuşamazdım. Adil bir yargılamayı şu veya bu yönde etkilemek zarar üretir” diyor. Bildiklerini saklamak da beter bir zarar üretmez mi?
Bildikleri yoksa “Vardır da diyemem, yoktur da” gibi imalı bir lâf yerine hiç değilse “Genelkurmay Başkanı olarak kurumum benim sorumluluğumdadır ama böyle bir plan görmedim, duymadım” demesi gerekmez miydi?
Sonra bu planların Büyükanıt döneminde devam ederek bugüne geldiği iddia ediliyor. Onun da haberi yok, köşesinde susup oturuyor. Aylardır her gün yeni bir darbe planı ve hükümetin “Biz bu planları çok daha önceden biliyorduk da sustuk” veya “ordu vesayeti bitecek. Bizi indirmek istiyorlar, halkın iradesine karşı çıkıyorlar” diye toptan TSK’yı ve Genelkurmay’ı açık ve net şekilde suçlayan söylemleri devam ederken “Sabrın da bir sınırı vardır” benzeri açıklamalar yapan Orgeneral İlker Başbuğ’un ise darbe iddiaları için “Başbakan’la paslaştıklarını” duyuyoruz.
Demek ki bütün bu konuşmalar Başbakan’ın son olarak söylediği “Bir şeyler bu ülkede yapılmamış değil, bazı şeyler uygulamaya konmuş. Eğer şu yoktur derseniz olmaz” şeklindeki; yargıdaki darbe planlarını plan olmaktan çıkarıp “Başbakan ağzıyla kesinleştiren” sözleri yargıyı etkilemek değil de, Genelkurmay Başkanı olarak bilmek durumunda olduğu gerçekleri açıklamak mı yargıyı etkilemektir?
ORGENERALLER BİLİYOR
Darbe iddiaları yıllar süren bir sürece yayılmış durumda. Bu süreçteki genelkurmay başkanlarının görevi (ki eski Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç Yalman bu süreçteki iddiaları sadece Hilmi Özkök, Yaşar Büyükanıt, İlker Başbuğ ve kendisinin cevaplayabileceğini söylüyor) olayları aydınlatmaktır.
Hilmi Özkök’ün yaptığı gibi röportajla da değil, basın toplantısı yaparak Türkiye’ye açıklamaları gerekir.
Bu süreçteki (iddia edilen) olaylar silsilesinden hiçbir haberleri olmamış mıdır?
Olduysa neden soruşturma açtırmadılar, vardı da haberleri olmadıysa o koltukları neden işgal ettiler?
İlker Başbuğ’un paslaşması bir anlamda iddiaların gerçek olabileceğine inandığını, en azından ihtimal verdiğini gösteriyor ki o zaman da bundan önceki çıkışlarının “halkı ve yargıyı yanıltma” olup olmadığı tartışması ortaya çıkar.
Aslına bakarsanız bu durumda “paslaşan” Başbakan’la Genelkurmay Başkanı’nın da (bugünlerde kara koyun haline getirilen ve pek kızılan) TV’lere birlikte çıkıp millete neler olduğunu anlatmaları zorunludur. Tabii eğer bir tiyatro oyunu sergilenmiyorsa!
Şu “Paslaşma”yı birlikte açıklayın
Haberin Devamı

