Şu kafes meselesi!

Haberin Devamı

Islak imzalı belge” iddiasında ıslak imzanın sahibi olduğu söylenerek ve günlerce iktidar partisi ile yandaş medyası tarafından “teslim ol, teslim edin” çağrıları yapılarak mahkemeye çıkarılan ve tutuklanan Albay Dursun Çiçek’in “delil yetersizliğinden” serbest bırakılmasının hemen ertesinde Başbakan Erdoğan bir çağrı yapıyordu: “Artık bu konuyu kurcalamayın, kurumları yıpratmayın. Olay yargıdadır.”

Biz toplum olarak “Belge manyağı” durumuna getirildiğimiz; belgelerin, ihbar mektuplarının sayısını şaşırdığımız için neler olduğunu, bu insanların “kesin delil var”mış gibi neden önce darbeci diye tutuklanıp sonra serbest bırakıldıklarını artık anlayamıyoruz. Nitekim ikinci “Ergenekon” davasının (birinci, üçüncü, beşinci neydi hatırlayan var mı) tutuklu sanıklarından 5’i daha; bir teğmen, 2 jandarma astsubay, 2 polis memuru dün tahliye edilmiş. Demek ki içerde tutmak için delil yok, o zaman niye içeri tıkıldılar, vatandaş olarak merak etmez misiniz? Bu nasıl hukuktur diye sormaz mısınız?

“Gerçekten elinizde kesin kanıt varsa o suçluları tutun, diğerlerini hiç değilse tutuksuz yargılayın ve onlar üzerinden kurumları toptan sorumlu tutup suçlamayı kesin” demez misiniz? Doğal olarak deniyor zaten...

Oysa “iktidarın gazetecileri” durumundaki bir grup ve “medyası” durumundaki gazete ve TV’ler sürekli olarak “Başbakan’ın ‘yapmayın’ dediğini” yapmaktan bir gün bile vazgeçmediler. Açın Kanal 24’ü meselâ, ihbar mektuplarına anında inandıkları ve manşetlerine taşıdıkları halde nedense bu ihbarcı subayları hiç mi hiç merak etmeyen, onlara çağrı yapmayan, TSK’ya da “bul ve teslim et” demeyi akıl etmeyen gruplar “henüz iddia halinde olan belge, CD, fotoğraf, ne bulurlarsa” onlar üzerinden nasıl darbe senaryoları yazıyor ve orduyu; Kara-Hava-Deniz Kuvvetleriyle, o da yetmiyor Cumhuriyeti ve ona bağlı insanları da tümüyle karalayacak konuşmaları nasıl inandırıcı tavırlarla yapıyorlar izleyin.

Kaçıncıdır hatırlamıyoruz ama son belge “Kafes Eylem Plânı”... Gerçekliğini henüz yargı anlamadı, bildirmedi ama onlar her zamanki gibi yargıdan önce emin oldular bile... Şimdi sıra “Neden herkes bize inanmıyor ve üstüne atlamıyor” sorusunda... “Artık başları döndü, belge ve ihbar mektubu manyağı oldular da ondan” veya “Yargı doğrulamadı, diğerleri fos çıkmıştı da ondan” gibi cevaplar geçerli değil bu beyler için...

Her neyse, burada asıl önemli olan; daha 5 gün önce “Artık kurcalamayın, kurumları yıpratmayın, olay yargıda” diyen Başbakan Erroğan’ın çıkıp “Kafese hapsedilmeye millet yanıt verir” diye yine seçime endeksli, mağdur edebiyatlı fikir değiştirmesi.

Daha önce de sormuştum; bir karar versin artık, kurumlar kendisinin de katılımıyla yıpratılsın mı, yıpratılmasın mı?

(Not: Aynı gazete, yazar ve TV’lerin “ıslak imzalı belge”yi ve “imzanın sahibi ise Çiçek neden bırakıldı” sorusunu unutturmamaları iyi olur bence... Neden söz etmiyorlar artık?)

*****

Açılım gezileri

Hükümet sürekli olarak ‘demokratik açılım’ı anlatmak üzere Türkiye’yi dolaşacaklarını, gerekirse ev ev gezeceklerini tekrarlıyor.

Bu konuda vatandaşlardan gelen çok sayıda tepkide ise “her evde televizyon varken ve ‘iktidarın TV kanalı’ haline gelmiş TRT ile yine iktidarın kanalı durumundaki (başta ATV) diğer kanallar varken neden ev ev dolaşılıyor, bu para kimin cebinden çıkacak” sorusu var. Merak etmekte çok haklılar, çünkü demokratik açılım anlatılırken muhalefet partilerinin tepkileri de onların aleyhine, “neden ve nelere karşı çıktıkları anlatılmadan” kötüleyerek anlatılacağı için bu gezilerin bir seçim propagandası halinde olacağı açıktır.

O zaman, her gün defalarca TV’lerden konuşma yapan iktidarın açılımı da rahatça anlatabilmesi için yeterli şart mevcut olduğuna göre eğer “özel geziler” düzenleyeceklerse bunu kendi kaynakları, devletten aldıkları bütçe ile yapmaları gerekir.

Milletin gırtlağına kadar borca battığı, küçük firma sahipleri ödeme zorluğuna düştükleri borçları ve karşılıksız çekleri nedeniyle hapis tehlikesiyle karşı karşıya kaldığı, binlerce memurun sokağa döküldüğü bir dönemde hükümetin ekstra masraflarını devlete yüklemeye hakkı yoktur.

Gezilerinin kaynağını topluma açıklamalarını bekliyoruz.

*****

Bu nasıl psikolog?

İstanbul birkaç gün önce psikologların eylemine sahne oldu” haberi birçok gazetede “aşırı dekolte, gece kulübü kıyafeti gibi bir kıyafet ve ağzı düdüklü” garip bir kadın fotoğrafı ile verildi. Normal olarak akademisyen veya doktorlar (daha doğrusu hangi meslek olursa olsun, çalışanları) bir sokak gösterisine asla böyle bir kıyafetle katılmazlar.

Sanki özel olarak getirilip “alın size çağdaş, çalışan kadın görüntüsü” diye kalabalık grubun en önüne konmuş gibi... Herkesin ama özellikle çalışan kadınların bugüne kadar rastlanmamış bu görüntüyü çok garipsediğine hiç şüphem yok.

Yazmadan geçemedim doğrusu!

DİĞER YENİ YAZILAR