Birçok şeyden haberimiz yok, herkes ayrı telden çaldığı için her zamanki gibi doğrunun hangisi olduğunu anlayamıyoruz. Ekonomi konusu da bunlardan biri.
Birileri "Makro ekonomi iyi" sözlerini tekrarlayıp duruyor ama ne zamana kadar makro hikâyeleri dinleyip "mikro boyut'ta ağlamaya devam edeceğiz belli değil. Hükümetin ekonomi konusundaki kasılmalarına diyecek yok ama vatandaşı dinleyecek
olursanız durum vaziyeti b......, ay b ile mi başladım, o zaman berbat diyeyim bari.
Çarşamba akşamı TV'de 4 çocuklu bir annenin gözyaşlarını izledim. Bir gecekonduda, oğlunun kazandığı 20 milyon TL haftalıkla koca bir aile yaşamaya çalışıyorlar. Kendilerine bir senelik ekmek fişi verilince sevinçten ağladılar.
Böyle insanlar yaşıyor bu ülkede. Açlık sınırında milyonlarca vatandaş. O da yetmiyor, sızlanacak olurlarsa azarı işitiveriyorlar:
"Sıkın taşı suyunu çıkarın. Ağzınıza lokmayı da mı biz vereceğiz?"
Valla, benim bildiğim bir şey var, belli bir şanslı kesim dışında bu halk işsizlik, parasızlık, ilgisizlik ve sonuç olarak çaresizlik içinde eziliyor. Onlara süratle çare üretmek yerine iteleyip kakalayanların ve hele lokmalarına el uzatan, hakkını yiyenlerin korkmaları lâzım. En azından ilahî adaletten.
Enflasyon neden düştü?
Ben ekonomi hakkında söylenenlerin ne derece doğru olduğuna karar veremediğim zaman, her hükümet döneminde bazı ekonomistlerin bilgisine başvururum. Şimdiye kadar bana hemen her söylediği doğru çıkan, yaşanan her krizi önceden kesin tarihi ile söyleyen İlhan Kesici başvurduğum uzmanlardan biridir. Bakın İlhan Kesici son durum için nasıl bir değerlendirme yapıyor:
"Türkiye'yi boğan en önemli mesele borçlarıdır. 1989 yılına kadar toplam borç 18.5 milyar dolardı. Sadece 2003 yılında borçlanma 45 milyar dolar oldu. Enflasyonun düşme nedeni ekonomide alınan tedbirler değildir. İnsanların gelirinde ve istihdamda artış olmadığı için alım gücünün azalmasıdır.
2003 yılında iç borç 27 milyar dolar, dış borç yaklaşık 12-13 milyar dolar oldu. Enflasyonun da yüzde 18 civarında arttığını hesaba katacak olursak toplam borç 38 milyar dolar artmış.
Bu çok vahim bir artıştır. Bu 38 milyar dolar ile tek bir çivi çakılmış, büyük yatırımlar yapılmış değil, boşa gitmiş. Nereye gidiyor bu paralar?
"İhracat iyi gidiyor" deniyor. Oysa 48 milyar dolar ihracata karşılık ithalat için 69 milyar dolar harcanıyor. Bu rakam Türkiye'nin gördüğü en yüksek dış ticaret açığıdır. Bir ülkede ihracatın patlamasına filan bakılmaz, bu açığa bakılır. Türkiye hâlâ yeşil biber, domates, muz ithal ediyor. İran'dan ceviz, pirinç ithal ediyor. Oysa hükümetin bu toprakta yapabileceği çok şey var.
İnsanların bu hükümeti yüzde 34.5 oyla başımıza getirmelerinin ve daha öncekileri suçlamalarının nedeni bu gidişin durdurulması isteğidir."
'Ne yapılması gerekiyordu?' sorusunu ise Kesici şöyle cevaplıyor:
"İthalat kalemleri derhal indirilmeli, ihracattaki zorluklar çözülmeli ve nasıl kâra geçilebileceği düşünülmeliydi. Yatırım yapılmalı, yatırım nasıl özendirilir, bu hesaplanmalı, işsizlik sorunu halledilmeliydi"...
(Yarın: Bundan sonra ne olur?)
Bir soru
Bu defa denklem sormayacağım. Başbakan'ın kazancının az olduğunu iddia edenlere sadece iki soru soracağım (dalları olan iki soru):
1) Başbakanımızın "Bir milyon dolar kadar param vardır" dediğini hatırlıyorum. Onun bundan çok daha fazla birikimi olduğunu iddia edenler de oldu. Acaba neden Başbakan'dan bu sorunun cevabını tekrar istemeden ezbere konuşuyorlar?
2) Başbakan'ın ticari işlerine devam etmesi aynı hakkı bakanlara ve diğer devlet yöneticilerine de vermez mi? Verirse devlette işi olanların "paraya ihtiyacı olan tüccarlar la karşı karşıya oluşu bir mahzur yaratmaz mı? Sonuçta bir eski başbakanın "Benim memurum işini bilir" sözü de haklılık kazanmaz mı? Ve diğer ülkelerde bunun kaç tane örneği vardır?
Gökyüzüne bakarak, varsayımlar üzerine çözüm üretmek bilimde sonuç vermiyor. Sağlam veriler gerekiyor.
Eh, böyle bir bilim çağında en basit sorulara da daha bilimsel, gerçekçi cevaplar lâzım, değil mi?
Şu ekonomiyi bir anlayabilsek!
Birçok şeyden haberimiz yok, herkes ayrı telden çaldığı için her zamanki gibi doğrunun hangisi olduğunu anlayamıyoruz
Haberin Devamı

