Soykırım iddiasının mantığı var mı? (2)

Dün Amerikalı tarih Profesörü Justin Mc Carthy'nin konuşmasından bölümlerle başlamıştım, bugün bir kısmını daha alarak devam edeceğim

Haberin Devamı

Dün Amerikalı tarih Profesörü Justin Mc Carthy'nin konuşmasından bölümlerle başlamıştım, bugün bir kısmını daha alarak devam edeceğim.

Mc Carthy, İngilizlerin Mavi Kitap'ında (ki bu kitap, Türklerden çok karşı tarafın haklılığını kanıtlamak için elinden gelen gayreti esirgemeyen, Avrupa ve Amerika'yı şehir şehir gezerek "Türklerin soykırımcı olduğunu" onlara ispatlamaya çalışan bazı Türk tarih öğretmenleri tarafından "çok doğru", "çok makbul" bir kaynak olarak belirtilmektedir) yer alan belgelerde gönderenlerin isimlerinin yerine kodlar kullanıldığını, araştırıldığı zaman bu kodların çoğunun aynı kişiler olduğunu açıklamıştı.

Yazar Toynbee'nin bile bazı belgelerin (yazanlar ortak çalışmışlar gibi) birbirine çok benzemesinden rahatsızlık duyduğunu, sürekli olarak arşiv belgeleriyle uyuşmayan rakamlar verildiğini anlattı. Ve "yalanlardan yola çıkarak tarih yazıyorsanız yazmıyorsunuz demektir" dedi.

Söylediği en önemli iki söz bence;

Tehcirde Türkiye'yi terk eden Ermenilerin yüzde 80'inin geri döndüğü" ile 'Türklerin Ermenilere soykırım yapmasının mantığı olmadığı" idi.

Yüzlerce yıl onlarla barış içinde yaşayan Türklerin "neden soykırım yaptığı" sorusuna aslında Avrupalıların cevap bulamadığını biliyordu.

Bunları anlattıktan sonra konuşmasına "En önemlisi söylenenler değil, söylenmeyenler" diyerek devam etti.

"Özellikle Doğu illerinde Müslüman nüfusu kışkırtmak ve zayıflatmak için yapılan saldırılar, öldürülen Türkler, Hınçak, Taşnak İsyanları, 1914'teki Taşnak Parti Kongresi'nden hiç bahsedilmiyor. Osmanlı ordusunun sayıca çok fazla olmasına rağmen Ruslar Kars'ı almayı nasıl başardılar? Ermeni çetelerinin onlara katılması ve desteğinin Kars'ın düşmesinde ve Sankamış faciasındaki rolü ne olmuştur, bunların hiç biri yazdıkları ve ismine "tarih" dedikleri belgelerde yer almıyor. Tek taraftan bakarak tarih yazılır mı?"

Kara mizah!
Amerika'yı dolaşarak verdikleri konferanslarda, kendilerine Türk dinleyiciler tarafından sorulan sorulara "Tarihin iki tarafı yoktur, bir tek tarih vardır, o da Ermenilere yapılan soykınm" cevabını veren, bu tezi savunmayı her nedense vazife edinmiş bazı Türk tarihçilere (her tarih okuyana tarihçi denir mi o ayrı bir tartışma konusu) göre "yazılabiliyor" demek ki...

Ne "kara mizah" değil mi? Onların karşısına Amerikalı ve ingiliz tarih araştırmacıları çıkıyor ve isimlerinden söz ederek "hata içinde olduklarını" söylüyor. Örneğin, bunlardan biri için "Mavi Kitap'a inanmayanların tarihe zarar verdiğini söylemişti. Oysa tam tersi doğrudur, inananlar tarihe zarar veriyor. Bu kişilerin mevcut tüm arşivleri, belgeleri, orada yaşayan yabancı diplomatların tüm açıklamalarını incelemeden, olayları iyice araştırmadan tarih hakkında konuşmaları yanlıştır" diyor. Justin Mc Carthy sözlerini;

"Tarihe bakıp da Osmanlı İmparatorluğu'nün yüzlerce yıl yalnız Ermenilere değil bütün azınlıklara ne kadar iyi davrandığını gördükten sonra birisi çıkıp da "Osmanlı, belgeleri imha etti" derse buna inanılmaz. Osmanlı arşivleri açık ama Ermeni arşivleri kapalı. Kendi belgelerine güveniyorlarsa neden onları dünyayla paylaşmıyorlar? Bizim tarihçi, sizin de Türk olarak göreviniz gerçekleri anlatmaktır" diyerek bitirdi.

Burada şunu söylemek istiyorum, biz milletçe "gerçekle yüzleşmek istemediğimiz" yönündeki iddiaları "Haydi masaya oturalım, herkes bildiğini açıklasın" diyerek yalanladık. Yani "millî savunma refleksi" gibi duygularla soykınm olmadığı tezini savunan yok.

"Varsa, ortaya çıksın, yüzleşelim" diyor Türkiye. Justin Mc Carthy sadece Türklerin değil, Balkanlarda ve Kafkasya'da yasayan tüm Müslüman halkların uğradıkları haksızlıktan ve onlara zorla yaptırılan göçleri incelemiş ve yazdığı kitaplarda anlatmış.

"Atatürk" ve "Günümüzde Türkler" kitaplarının yazarı Andrew Mango da soykırım iddiaları konusunda Mc. Carthy'le aynı görüşleri paylaşıyor.

Ama şimdi ben bu ünlü araştırmacıların bile sırf 'Türkiye'nin soykırım yapmadığını" söyledikleri için, başkaları değil önce "bizimkiler" tarafından tu kaka ilân edilmesinden korkuyorum.

Bir o kaldı, yaparlar mı, yaparlar!

Bakan bey kadını "süs" yaptı!
Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül, AKP Kocaeli İl Kadın Kolları tarafından düzenlenen bir toplantıda:'Türk kadını evinin süsü, kocasının şerefidir" dedikten sonra "Bizim kadınımızın 'Kadınlar Günü kutlaması' gibi bir talebi olmadığını, bunun Batı'dan geldiğini ama Batılı kadınların da keşke Türk hanımlarının yerinde olsaydık dediğim" söyleyerek AKP'li haramları aydınlatmış(!)

Onlar da öğrenmişlerdir artık evdeki süs çiçeklerinden veya dekorasyon malzemelerinden bir farkları olmadığını...

Söylenenlerin tek cümlesinde, tek rasyonel anlam yok. Türk kadını süs değildir, Türk erkeği ne kadar 'birey'se onun da o kadar 'birey' olduğu ve aynı haklara sahip olduğu yenilenen yasalarda da açıkça ortaya konmuştur.

Evlilik içinde kadın da, erkek de aynı sorumluluğu paylaşmaktadır, aslında her birey kendi onurundan mesuldür ama eğer ortak onur söz konusu ise bu sorumluluk da karşılıklıdır, tek tarafa ait filân değildir.

Şimdi, KADER tarafından yapılan araştırmalar sırasında konuşan Ankaralı bir kadının söylediklerini okuyalım;

"Ne Gençlik Parkı'nı bilirim ben, ne Çiftlik biliriz. Su camiler var ya, havaslanırım da öyle camilere gideyim diye, Hacıbayram'lara... 47 yaşına geldim de şu merdivenlere, yürüyen merdivenlere, ilk ne daha bindim. Hiçbir şey bilmeyiz yani. Hiçbir tarafa gitmeyiz. Ev bizi bilir. Tamam. Hapishane, Hapis..." -Nazmiye.

Görüldüğü gibi "evin süsü" yapılan kadının sesi pek(!) mutlu çıkmıyor. Aslında bu tür konuşmalara verilecek en güzel cevap da "o şartları yaşayanın kendi sesi" değil midir zaten?..

Ve son olarak, bu kadar yıl Avrupa'da yaşadım, kadınların "keşke Türk kadınlarının yerinde olsaydık" dediğini hiç duymadım. İnsan haklarına bile yeni kavuşan Türk kadınının bu açıdan özenilecek bir durumu hiç yok maalesef.

Vecdi Gönül nerede duydu acaba bu sözü, söylese de öğrensek!

DİĞER YENİ YAZILAR