Düğün sezonundayız malûm ve artık düğünler öyle sessiz sedasız aile ve yakın dostlarla yapılmıyor. Günün trendi "Kim daha gösterişli düğün yapacak, kimin fotoğrafları, görüntüleri medyada daha çok yer alacak?"
Düğünler statü göstergesi haline geldi artık. Hollywood yıldızlarının, Amerika trilyonerlerinin düğünleri Türk zenginlerininkinin yanında köy düğünü gibi kalır. Ayrıca... Onların çoğu düğünlerine gazetecileri sokmaz, bunu "özel bir olay" olarak yaşarken bizimkiler (kuaför faslı, kına gecesi, gelinlik ve damatlığın giyilmesi gibi) en ince detayına kadar görülmesini de sağlıyorlar. Bırakın düğünleri "Bodrum partileri" bile böyle.
"Zenginin malı" bizde "züğürdün dilini yormalı mutlaka. Olmazsa olmaz şart bu.
Tabiî bu yazın en önemli düğünü Başbakanımızın kızının düğünüydü. Biraz makyajla hatlarının güzelliği ortaya çıkan Esra Erdoğan'ın düğünüyle ilgili sayısız haber ve fotoğraf çıktı.
Örneğin; Yunan televizyonları "düğün" deki ağırlıklı giysilerin çarşaf olduğunu bildirdi.
İran'da çarşaflı kadın polislerin, tesettür operasyonu düzenleyip "tam tesettür"e uygun giyinmeyen kadınları "terbiye ettikleri" haberlerinin dünya basınında yer aldığı günlerde Türkiye'ye yakışır(!) bir haber.
Cumhuriyet öncesine geri dönmüş, karaçarşaflı bir Türkiye. İran'dan farksız görüntüler... (Bırakın konukları, kimsenin zevkine, tercihine karışılmaz ama acaba Esra kafasının şeklini bile garip gösteren, gladyatör zırhı gibi bir duvak yerine, yine saçlarını göstermeyen, iki yandan taşlı tokalarla tutturulmuş, omuzlarına inen dantel bir duvakla daha güzel olmaz mıydı?)
Bir başka haberde Lütfi Kırdar'daki düğünde içki ikram edilmediği ama yat gezisinde Yunanistan ve Romanya Başbakanları ile eşlerine içki ikram edildiği açıklanmış. Aslında Başbakan Erdoğan "Devlet törenlerinde içki verilebilir ama benim evimde verdiğim davetlerde içki ikramı olmaz" demesine rağmen onlara bir ayrıcalık tanınmış.
Hemen her dönemde dikkatimi çekmiştir; bakanların, başbakanların çocuklarının nişan ve evlilikleri sık olarak kendilerinin iktidarda bulunduğu döneme tesadüf eder.
Güç, iktidar, aşkı da tetikliyor belki kimbilir... Bir nedeni olmalı!
"İlerici" Derviş keşke laikliği tarif etse!
Başbakan'ın kamusal alanla ilgili konuşmasını çok beğendim. Mini etekliyle türbanlının birbirine hoşgörüyle bakmasına işaret ediyor. Bunu İslâmi kesimde söyleyen ilk lider" demiş Kemal Derviş.
Derviş'in artık ne zaman, ne söyleyeceğini kestirmek zor değil. Örneğin, bu sözü de beni hiç şaşırtmadı. Sadece söylediklerine karşı, anında sorulabilecek başka sorular olduğunu düşündürttü.
Zira bunları söyleyen bir siyasetçinin "laiklik" tarifini de yapması lâzım. Bugün Türkiye'de kadınlar türbanlarıyla parklarda, kafelerde dolaşıyor, erkek arkadaşlarıyla sokaklarda elele geziyor, devlete ait alanlar dışında her yerde bulunuyor, Tarkan konserlerine gidiyorlar. Türbansız kadınlarla yan yana konser izliyor, kolkola alışveriş yapıyorlar.
Yani Kemal Derviş'in "ilerici" görüşleri, bir yasağı, kendisi gibi ilerici olmayan bir toplum gerçeğini yansıtmıyor. Tek yasak dinî giysilerle devlete ait kuruluşlara, alanlara, okullara girilememesi olduğuna göre sadece bu konuda konuşması lâzım.
Yalnız laikliğin değil güvenliğin de bir gereği aslında türbana, çarşafa "alan kısıtlaması" getirilmesi... Amerika neden bu ülkeye gidecek insanlardan "kulakları bile görünen" başı açık fotoğraf istiyor? Avrupa üniversitelerinde neden çarşafla veya türbanla sınava girilmesine izin verilmiyor? Bazılarında neden okulun kapısından bile böyle girilemiyor?
Taraftar bulabilecek sözler söylemek bir siyasetçi için en kolay şeydir. Kemal Derviş de kendisini gündeme getirecek konuşmasını rahatça yapmış, partisininkilere tamamen zıt görüşlerini açıklamış.
O zaman "kendine göre laikliğin" tarifini de yapması lâzım. Örneğin; Erbakan'ın kurduğu TV'dekilere benzer tesettür kıyafetlerinin Meclisi, tüm TV'leri, yargıyı, okulları, hastaneleri, her alanı doldurduğu bir ülkede devletin "her dine eşit mesafede olmayı" nasıl başarabileceğini anlatsın.
Bugünün İran'ındaki yasakların getirileceği (belediyelerimizde daha önce örneği görülen) bir ülkenin nasıl laik kalabileceğini de...
Ha, bir de başörtüsünden daha çok beğendiği ve şık bulduğu türbanın Türkiye'ye özgü bir bağlama şekli olup olmadığını da?
Hayatını yurt dışında geçirmiş birinin ekonomiye hemen uyum sağlaması mümkün oluyor da diğer konularda biraz Fransız mı kalıyor ne?
Le Monde muhabiri Nicole Pope'un birdenbire tek kitapla Türkiye uzmanı kesilip bize siyaset dersi vermesi gibi bir şey oldu bu da galiba!
Sosyetik düğünler, politik düğünler!
Düğün sezonundayız malûm ve artık düğünler öyle sessiz sedasız aile ve yakın dostlarla yapılmıyor. Günün trendi "Kim daha gösterişli düğün yapacak, kimin fotoğrafları, görüntüleri medyada daha çok yer alacak?"
Haberin Devamı

