Sosyete mekanında sosyal demokratlık!

Haberin Devamı

Abdullah Gül diğer partileri tek tek kötülemek için ne söyleyeceğini şaşırmış, “en çok biz sosyal demokratız”a gelmiş sonunda...

“Ne güzel bir sosyal demokratlık bu böyle “ diyor insan okuyunca...

Milletin cebinde 5 kuruşu yokken, üniversite sınavı kazanan gençler “Ayda 50 milyon burs verin de okuyabilelim” diye yalvarırken tüm diplomatik seyahatlere devlet kesesinden “aile boyu” gidiliyor. İsviçre dağlarında aşk tazeleniyor.

Çocuklara hiçbir dönemde hiçbir siyasetçinin yapmadığı (Erbakan hariç) zenginlikte saray düğünleri, sünnet düğünleri yapılıyor, altınlar sandıklarla toplanıyor.

Çocuklar saray yavrusu evlerde oturuyor, hayata gemiciklerle ticaret yaparak atılıyor.

Fakirlerin çocukları Şırnak’ta askerlik yaparken onlarınki raporla askerlikten muaf tutuluyor.

Makam arabaları, uçaklar hiçbir dönemde görülmemiş şekilde en pahalı, en lüks olanlardan seçiliyor ve çifter çifter kullanılıyor.

“Genel Başkan“ları “param yok” diye zengin iş adamlarına gebe kalarak çocuklarını dünyanın en pahalı okullarında okutuyor ve sonra Ramazan’da varoşlarda “Biz de gecekondudanız, sizdeniz” muhabbetiyle halk aldatılıyor.

İktidarları döneminde yeni zenginler türüyor, zengin daha zengin oluyor, fakir yerinde duruyor.

Ve Abdullah Gül, İstanbul’da başka sahil restoranı yokmuş gibi en gözde sosyete kafelerinde gezerken bir yandan da “sosyal demokrat”lıklarını açıklıyor.

Siz de demez misiniz “Ne güzel sosyal demokratlık bu” diye?

AKP usulü böyle oluyor demek ki, karşılarında her duyduğuna inanıveren bir millet olunca!


YSK cep telefonlarını yasaklamama nedenini açıklasın!

Ben de yazdım, birçok meslektaşımız da yazdı, bu seçimde bazı partiler seçmenlere, özellikle de devlet kurum ve kuruluşlarında çalışan vatandaşlara yöneticiler yoluyla “oyunuzu cep telefonuyla çekin” baskısı yapıyorlar.

İlkokul çocuklarının bile parti mitinglerine zorla götürüldüğü bir ülkede bu “hiç olmayacak bir ihtimal” değildir. Tam aksine gayet olağan görülebilir.

DP Genel Başkanı Mehmet Ağar da YSK’dan cep telefonlarının yasaklanmasını istemiş, YSK ise reddetmiş.

Bu kadar önemli bir seçimde, daha önce ÖSS sınavında hile için kullanıldığı da görülmüş olan cep telefonlarını yasaklamak Yüksek Seçim Kurulu için bir tercih olamaz, bu zorunluluktur.

YSK neden bu teklifle karşılaşan vatandaşların ihbarına dayanan bütün israrlara, şikayetlere rağmen hiç de zor olmayan bu yasaklamayı getirmediğini net olarak açıklamaya mecburdur.

Aksi takdirde tarafsızlığına kesinlikle gölge düşecektir.

OY PUSULASINI “KURU” ATIN!

Okurumuz Emel Gülsoy çok önemli bir noktayı hatırlatıyor.

Oy verirken ıslak mühür bastığınız pusulaları kurutmadan kapatırsanız kağıdın karşı tarafındaki partiyi de boyayacağından oylar geçersiz sayılabilir.

Aman dikkat”

Gemi kredisi değil ya!

Genç parti’den Mersin milletvekili adayı olan Haluk Atalay’a (ki kendisi devletin üst kademesinden, ‘Daire Başkanı’ olarak emekli olmuş) Ziraat Bankası’ndan 3000 YTL krediyi maaşına karşılık vermediklerini anlatıyor.

Biri emekli, diğeri dul olmak üzere iki maaş alan bir üst düzey emekli, daha önce emekli maaşı ile seçim giderleri için 6500 YTL almış, sonra yetmeyince dul maaşı ile de 3000 almak istemiş ama iki ayrı maaş olmasına rağmen toplam 9500 YTL’lik bir krediyi bile alamamış.

Şimdi, devlete 35 yıl hizmet veren milletvekili adayı bir memurun durumu bu iken Başbakan’ın oğluna milyon dolarların gemi için (pardon gemicik) kredi olarak verilmesine isyan etmezler mi?

O da ediyor ve “Buna çifte standart denmez mi” diye soruyor.

Bana değil, Başbakan’a!

Dangalağın sorusu!

“Elli yaşında, şeker hastası işçi emeklisiyim” diyen Mustafa Kökten “Cumhuriyet mitinglerini kim finanse etti” diye soran ABD elçisine cevap yazmış.

“Dangalağın sorduğu soruya bak, Kurtuluş savaşını kim finanse ettiyse Cumhuriyet mitinglerini de onlar finanse etti. Anladın mı budala” diyor.

Haksız mı sizce?

DİĞER YENİ YAZILAR