Gazetelerde bu vahşet olayının haberini göremedik. Türkiye’nin hep gizlenen ve en fazla gerek duyulmasına rağmen asla çözülmesi için adım atılmayan sorunlarından biri olan “ensest-aile içi ilişki”nin, kendi çocuğuna, kardeşine, yeğenine cinsel tacizin dehşetinden mi korkuluyor bilinmez. Ama bilinmesi ve ilgili kadın ve aileden sorumlu bakanlığın artık çözüm araması gerekiyor. Kadın bakanların giyiminden kuşamından önce yaptıklarıyla ilgilenirsek belki ararlar.
Zonguldak’ta 15 yaşındaki kız çocuğunun 6 aylık hamile olduğunun hastanede ortaya çıkması üzerine ifadesi alınan kız, kısa süre önce maden göçüğünde ölen öz babası ve 2 amcası tarafından yıllardır tecavüze uğradığını söylemiş. İlkokul 6’ncı sınıftan beri babasının, 7’nci sınıftan sonra da amcalarının tecavüzüne uğrayan zavallı çocuk korkusundan yıllarca bu vahşi yaratıkları kimseye anlatamamış.
Şimdi ise her baktığında o dehşet verici anları hatırlayacağı bebeğin doğuşunu bekliyor.
Haydi “insan” bile denemeyecek babadan kurtulmuş ama o Allah korkusu olmayan, kendilerine engel olamayacak kadar küçük ve çaresiz yeğenlerine tecavüz eden iki amcanın hiçbir hafifletici nedenin sözü bile geçmeden (yaparlar çünkü, bunu bile yaparlar) en ağır cezaya, ömür boyu hücre hapsine mahkûm edilmesi şarttır. ABD’de ve AB ülkelerinde bu suçun cezası ömür boyu hapistir.
STK’LARI TARİH YAZACAK
Bu mağdur çocukları tecavüzcü alçaklarla aynı minibüslere bindirenler de benzer bir suç işliyorlar onu da söyleyeyim. Sivil toplum kuruluşları, kadın örgütleri “sesimiz çıkarsa bize de Ergenekoncu der, içeri atarlar” korkusundan hiçbir konuda konuşamadıkları gibi artık kadına karşı şiddet konularında da sesleri duyulmuyor.
Başkanlarına “korkuyorsanız çekilin, yerinize korkmayan biri gelsin” deyince “sivil toplum kuruluşları da eskisi gibi değil, oralarda da yandaş örgütlenme aldı başını gitti” cevabını veriyorlar. Onun için biz tarihe bu notu düşelim, hiçbir olaya tepki veremez hale gelen, bu dönemin STK’larını tarih de böyle yazsın.
Tecavüze uğrayan çocukların hakkını korumak hakimlerin vicdanına kalıyor, umarız o sesi dinlerler.
Bu tecavüzlerden doğan çocukları devletin alıp bakması da ayrıca mutlaka düşünülmesi gereken bir konudur.
Hâlâ düşünme ve belki önce anneleri ve çocukları eğitme, danışma büroları açarak bunları TV’lerle duyurma zamanı gelmedi mi yoksa? Devlet televizyonu sadece iktidar yağcılığıyla uğraşmak için mi kurulmuştur? Daha kaç çocuğun çaresizlik içinde bu zulme katlanması, tüm hayatının mahvolması gerekecek?
İstanbullular IV. Murat’ı göremeyecek mi?
Yıllar önce başrollerini Cihan Ünal ile Ayten Gökçer’in oynadığı IV. Murat oyununu hâlâ unutamam. Kusursuz yetenekler, kusursuz dekor ve kostümler, gerçekten Batı ülkelerinde “kültür-sanat merkezi” denilen kentlerde sahnelenen oyunlarla rahatça rekabet edebilecek eserler unutulmuyor.
Aynen Cüneyt Gökçer’in oynadığı Damdaki Kemancı, başrolleri Ayten Gökçer’le paylaştıkları “My Fair Lady” gibi müzikallerin, başarılı opera-bale sanatçılarımızın oynadığı eserlerin unutulmadığı gibi...
Onun için, Devlet Sanatçısı Dr. Okan Demiriş’in IV. Murat Operası’nın 26 Aralık’ta Ankara’da sahnelenmeye başlanacağını duyunca heyecanlandım.
‘Ne mutlu Ankaralılara, keşke biz de izleyebilseydik’ diye düşündüm. Bu üç perdelik operanın dünya prömiyeri uzun yıllar önce 1980’de İstanbul AKM’de yapılmış ve bugüne kadar çeşitli yerlerde yaklaşık 150 kez sahnelenmiş ama şu anda İstanbul AKM Kültür Bakanlığı tarafından kapatıldığı için büyük prodüksiyonların İstanbul’da sahnelenmesi 2 yıldır mümkün olamıyor.
AKM’yi kapatınca Kadıköy’deki eski Süreyya Sineması “Süreyya Operası”na çevrildi ama yeterli alana sahip olmadığı için koronun tamamını sığdırmak bile mümkün değil. Sanatçıların sanatı geriye gidiyor, dünya çapında sanatçılar bir köşede bekletiliyor. Eskiden Nabucco operasında sahneye atlar bile çıkarılıyordu, şimdi koroya yer yok... Ayrıca bu küçük salonun akustik sorunu olması eserlerin sahnelenmesini imkânsızlaştırıyor. Kültür Bakanı Ertuğrul Günay ise “Cumhuriyeti değiştirmeye çalışmak”tan kültür ve sanata zaman bulamıyor olmalı, AKM’yi de, sanatı da unutturuyor insanlara.
Durum içler acısı yani. İstanbulluların ne IV. Murat’ı, ne de bir başka büyük prodüksiyonu izleme şansı yok. Türkiye’nin megakentinde sanata sekte vurulmuş durumda.
IV. Murat; Ankara Operası Büyük Tiyatro Salonu’nda sahnelenecekmiş, tiyatroseverler bu eseri görmeyi ihmal etmemeliler bence. Şanslı olduklarını unutmasınlar.

