Bugün yazacağımı söylediğim, CNN'deki programa katılan bir İletişim Fakültesi öğrencisinin mektubu Ertuğrul Özkök'e de gönderilmiş. Dün bu mektuptan söz ederek başladığı yazısında o da benim gibi Orhan Pamuk'a sormak istediği soruları veriyor, Pamuk'un "Ölen 30 bin kişi arasında Türk askerleri de var" düzeltmesinin yabancı basında hiç yer almadığını söylüyor ve yazısını "Orhan Pamuk Nobel'i alana kadar bir daha onunla ilgili yazı yazmayacağını" söyleyerek bitiriyordu.
Sayın Özkök, bu kararı vermesinin önemli nedenleri arasında kendisine yapılan "Adamı hedef gösteriyorsun" "Orhan Pamuk'u eleştirmek sana yakışıyor mu" türü baskıların, hakkında dava açılmış olmasının veya kitaplarının toplatılmasının olduğunu da anlatmıştı.
Onun yazısını okumadan önce "Ne yapmış olursa olsun sonuçta önemli olan bir Türk'ün Nobel'e aday olması" anlayışının empoze edilmesinden söz ermeyi düşünüyordum. Zira bu anlayış "Sonuca giden yolda her şey mubahtır" demek oluyor ki o zaman işin içinden gerçekten çıkılmaz. Ve bu da bizi yine Özkök'ün "Ölen 30 bin kişi arasında Türk askerleri de var sözü ile Avrupa basınının neden hiç ilgilenmediği" sorusuna götürür... Yabancı basının ve yabancı ödülleri verenlerin belli bir beklentisi olduğu, bu beklentiye uygun hareketleri ve sözleri değerlendirdiği artık açıkça biliniyor. Ülkelerin eleştirilerini, siyasetini onların istediği şekilde konu eden ünlü isimler tam onlara göre bir malzeme...
Bunu bulduklarında hemen kapıyor, istedikleri gibi yoğuruyor, röportajlarla ödüllerle onu yüceltiyor ve bir adım daha, bir adım daha ileri gitmesini sağlıyorlar. Hem (gerçeğe uysun uymasın) radikal açıklamalarında, hem de paralel olarak kariyerlerinde...
Keşke anlayabilseydi
Orhan Pamuk da acaba "düzeltmeleri" yabancı basında yer almayınca bunu görmüş müdür, büyük ihtimalle hayır... Zira ondan çok daha fazla hak eden bunca aydını, dünyanın her köşesindeki olayları en doğru şekliyle irdeleyen, felsefeden psikolojiye, sosyolojiden insan haklarına, iç ve dış siyasete kadar her konuda bilgi sahibi olan profesörleri, yazarları olan bir ülkenin "iki entelektüelinden biri olarak dünya entelektüelleri listesine girmek ve Nobel'e aday olmak böyle bir detay(!)ın gözden kaçmasına yeter de artar bile...
Ama keşke görebilseydi... Kendi toplumunun sevgisini, takdirini kazanmanın tüm ödüllerin en değerlisi olduğunu yaşadığı bu deneyimle anlayabilseydi.
Ertuğrul Özkök aldığı tepkiler nedeniyle bir daha Pamuk'tan söz ermeyeceğini söylüyor. Oysa basının görevi bence, tepkilere aldırmadan doğru bildiğini yazmayı sürdürmektir.
Demek ki bir yazar kendi ülkesini hedef haline getirecek sözleri özgürce söyleyecek ama basın onun sözlerini eleştiremeyecek. PKK gibi azılı bir terör örgütünü "Kürt milisler" olarak tanıtacak ama basın susacak. "Siyasetten hoşlanmıyorum, artık aşk romanı yazacağım" diyecek ama bir yandan siyasetin alâsını yapacak ve basın görmeyecek.
Andrew Mango gibi dünya çapında bir İngiliz tarihçi Türkiye'nin tarihini en saygın, en doğru şekliyle anlatmak, haksızlıktan önlemek için hayatını adayacak ve Türk basını, toplumu bunun tam aksini ve üstelik "gerçek benim dediğim gibi olmayabilir" sözleriyle birlikte yapan kendi yazarını eleştirmeyecek. Bu mümkün değildir.
Hayal kırıklığı!
Şimdi gelelim CNN'deki programa... Orhan Pamuk'a soru sormak için oraya çağrılan İletişim Fakültesi öğrencilerinden biri "öğrenci forumu" programına çıkarılan konuğun öğrenci sorularını kabul etmemesi üzerine stüdyoyu terkettiğini bildiriyor.
Orhan Pamuk'un reklâm arasında sinirli bir şekilde elindeki kağıdı sunucuya doğru sallayarak "Daha bunlardan bahsetmedik" dediğini, konuşulacak konuları kendisinin belirlediğini ve soru sormak isteyen öğrencilere dönerek "hiçbir soru sorulmayacağını" söylediğini anlatan 3. sınıf öğrencisi ünlü yazarın bu farklı imajıyla karşılaşınca büyük bir hayal kırıklığı yaşadığını da sözlerine eklemiş.
Hayal kırıklığında yalnız değil, çoğumuz aynı duyguyu paylaşıyoruz ne yazık ki!
Sonuca giden yol!
Bugün yazacağımı söylediğim, CNN'deki programa katılan bir İletişim Fakültesi öğrencisinin mektubu Ertuğrul Özkök'e de gönderilmiş. Dün bu mektuptan söz ederek başladığı yazısında o da benim gibi Orhan Pamuk'a sormak istediği soruları veriyor, Pamuk'un "Ölen 30 bin kişi arasında Türk askerleri de var" düzeltmesinin yabancı basında hiç yer almadığını söylüyor
Haberin Devamı

