Yargıtay eski Başkanı Prof. Dr. Sami Selçuk yarım yüzyıldan fazla hukuk deneyimiyle, olayları tamamen tarafsız, sadece hukuka bağlı değerlendirmesiyle hiçbir görüşün itiraz edemeyeceği gibi açıklıyor olayları... Bir de gayet net, herkesin anlayacağı şekilde... Türkiye’nin Selçuk ve onun gibi bilim adamlarına sahip olması büyük şanstır bence...
Yaptığı son açıklamada milletin de üzerinde durduğu, değiştirilmesini istediği ama hiçbir şekilde değiştirilmeyen, hatta ağza bile alınmayan konulardan söz etmiş. Sadece iktidar partisi mi değişmesini istemiyor, bence Meclis’teki partilerin hiçbiri istemiyor. Böylesi işlerine geliyor...
Oysa halk istese, “Demokrasi diyorsanız, halk iradesi diyorsanız haydi bakalım önce bunu sağlayın; irade Meclis’e yansısın” dese ve mutlaka yapılması için gerekli baskıyı ortaya koyabilse böyle olur muydu?
Bakın Sami Selçuk ne demiş: “Türkiye’de yüzde 10 barajı var mı, var. Böyle bir şey demokrasilerde yok. Bizde birisi eli arkasında dolaşırken ‘yüzde 10 yapın’ diyor. Böyle laubalilik olur mu? Bu nasıl bir ülke. İyi ki yüzde 25 demedi. Kimse kendini aldatmasın, yüzde 10 barajıyla seçilen bütün meclislere hiçbir zaman halkın iradesi yansımamıştır”...
“HALKA SAYGISIZLIK”
Devam ediyor ve milletvekili seçimine geliyor: “Devlet devamlı yalan söylüyor. Diyor ki ‘Egemenlik kayıtsız şartsız ulusundur.’ Oysa kayıtlı ve de şartlı. Şartı yüzde 10 barajı, kayıtlı ne; kim seçiyor milletvekillerini genel başkanlar seçiyor. Bitti...”
Bu durumda milletvekilinin “genel başkanın vekili” olduğunu söyleyen Selçuk “Türk halkının bunu değiştirmesi gerektiğini, bunun milletin iradesine saygısızlık olduğunu” vurgulamış.
Sonra da milletvekilleri bu durumdayken “Anayasa Mahkemesi’ne ve HSYK (Danıştay ve Yargıtay’a üye seçiyor) üyelerini Meclis seçsin” demenin yanlışlığına değinmiş;
“Hayır Meclis seçmez. Kimse kendini kandırmasın. Genel başkan kimi işaret ederse onlar oraya gider. Ben diyorum ki varım ama bu sistemi değiştirirseniz, aksi takdirde yokum. Milletvekili özgür olmalı, genel başkanının işaret ettiğini seçmemeli...”
İşte uzun lafların kısası, özeti bu... Peki Türkiye ne zaman burada söylenen durumları ve örneğin “milletvekili dokunulmazlığının kaldırılmasını” başaracak? Bu gidişle hiçbir zaman... Zira padişah imkânlarına sahip ve üstelik yüzde 10 barajıyla hak etmediği kadar çok koltuğa sahip olan liderler bunu değiştirmez.
Zaten yıllardır (ve özellikle Anayasa değişikliği konusu çıktığından beri) tekrarlamamıza rağmen hiç duymuyor gibi davranmaları, hiç değinmemeleri de bunu gösteriyor.
BASKISIZ OLMAYACAK
Öyleyse halk nasıl alacak demokratik hakkını? “Milli irade”yi ağızlarından düşürmeyenleri “milli iradeyi Meclis’e yansıtmaya” nasıl zorlayacak?
Vallahi aklıma; “Bunları yapmadığınız takdirde referanduma da, gelecek seçime de katılmıyoruz” demenin çözüm olacağı geliyor. Bir Batı ülkesinde sivil toplum kuruluşları öncülüğünde, kamuoyu araştırmalarında bu soru sorularak böyle bir toplumsal tepki ve baskı sağlanabilirdi. Sadece bu konu da değil, büyük kitleler açken yapılan israflar, yolsuzluklar ve her konuda baskı ortaya konabilirdi.
Ama Türkiye’de; futbol takımı tutar gibi parti tutulan, kutuplaşmaların had safhaya çıktığı, toplumun kendi çıkarlarını gözetemediği bir ülkede çok zor. Bunu bildikleri için de “Nasılsa unuttururuz, yuttururuz” mantığıyla, karambole getiriyor, demokrasisiz seçimleri dayatıyorlar.
Yerseniz!
Facebook ve internet haksızlığı!
Teknolojinin ilerlemesi güzel şey de bu ilerleyişin insan haklarına saldırıya dönüşmesi hiç güzel değil. Daha önce “facebook”ta (benim adıma seven okurlarım ve izleyicilerimin açmış olduğu sayfa dışında) iki ayrı sayfada birilerinin benim ağzımdan yazıştığını anlatmış, bu saygısız girişimi kınamıştım.
Ama hiçbir işe yaramadı, devam ediyorlar. Gelecek hafta “facebook yönetimi” ile görüşeceğim. Bunun yanında bir takım sitelerin; bizlere (bana veya bir başka yazara) ellerinden gelen her şekilde saldıran bazı tetikçilerin yalanlarını ve uydurma haberlerini de içine alacak şekilde adımızın geçtiği her yazı ve haberi araştırıp soruşturmadan öylece kaydettiği de biliniyor.
“Ainesi iştir kişinin lâfa bakılmaz, bilenler nasılsa bilir” diye düşünerek yıllarca sustum, hatta değer verip okumadım bile ama dostlarımın ve okurlarımın “Sizi doğru anlatan bilgiler istiyoruz” israrları sonunda kısa süre önce; bu işleri iyi bilen Levent Vural’dan böyle bir çalışma yapmasını istedim.
İyi ki istemişim, benimle ilgili yazılanlarda ne kadar haksızlığa uğradığımı (birinde doğum tarihimin yerine bile ağabeyimin doğum tarihinin yazıldığını, biraz aşağıda -doğru şekilde- verilmiş olan üniversiteyi bitirme tarihime göre bu hesapça üniversiteyi 10 yılda bitirmiş olduğuma bile dikkat edilmediğini) onun sayesinde öğrendim.
Bugünden başlayarak hızlı bir çalışma ile hakkımda doğru bilgilere ulaşmanız kısa sürede sağlanacak. Facebook’ta veya hiçbir sitede kimseyle yazışmadığımı, soru cevaplamadığımı, bunu sadece VATAN gazetesindeki adresimde yaptığımı bilmenizi isterim.
Off, ne teknolojiymiş yahu!

